Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/7180, 22.11.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2014/7180
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

NEVZAT TİMUR BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/7180)

Karar Tarihi: 22/11/2017

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Staja Giriş

Sınavı'na katılma talebinin reddine dair işlemin mesleği icra etme imkânını

ortadan kaldırdığı savıyla çalışma hakkının; işlemin iptali istemiyle açılan

davada ileri sürülen hukuka aykırılık iddialarının dikkate alınmadığı savıyla

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/5/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

6. Başvurucu, Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/7/2004 tarihli

kararıyla, PKK/KADEK/KONGRA-GEL terör örgütüne yardım etmeksuçundan3 yıl 9 ay

ağır hapiscezası ile cezalandırılmış ve üç yıl

süreyle kamu hizmetlerinden yasaklanmıştır. Söz konusu hapis cezasının

infazının ardından Van 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/5/2009 tarihli kararıyla

başvurucunun memnu haklarının iadesine karar verilmiştir.

7. Başvurucu, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik Staja Giriş

Sınavı'na katılmak istemiyle Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve

Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği Temel Eğitim ve Staj Merkezine

başvurmuştur. Söz konusu talep 1/6/1989 tarihli ve3568 sayılı Serbest

Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu'nun 4. maddesinin

(d) ve (f) bentleri uyarınca 9/10/2009 tarihli işlemle reddedilmiştir.

Başvurucu söz konusu işlemin iptali istemiyle 11/12/2009 tarihinde dava

açmıştır.

8. Ankara 3. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 25/3/2010 tarihli

kararıyla, ilk olarak memnu hakların iadesi sonucu başvurucunun 3568 sayılı

Kanun'un 4. maddesinin (d) bendinde yer alan şart yönünden bir engelinin

bulunmadığını tespit etmiştir. Bununla birlikte Mahkeme 3568 sayılı Kanun'un 4.

maddesinin (f) bendi uyarınca mesleğe girebilmek için "mesleğin haysiyetine uymayan durumları

bulunmamak" şartının sağlanması gerektiğine vurgu yapmıştır.

Terör örgütü üyeliğinden hüküm giyen başvurucunun ise 4. maddenin (f) bendi

yönünden mesleğe giriş için gereken şartı taşımadığını belirten Mahkeme, dava

konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

9. Ret kararı Danıştay Sekizinci Dairesinin 30/1/2014 tarihli

kararıyla onanmıştır.

10. Başvurucu 24/4/2014 tarihinde onama kararını tebellüğ

etmesinin ardından 23/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

11. 3568 sayılı Kanun'un meslek mensubu olabilmenin genel

şartlarını belirleyen 4. maddesinin (d) ve (f) bentleri şöyledir;

" d) Türk Ceza Kanununun

53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir

suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış

olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin

işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık,

sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma,

edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini

aklama veya kaçakçılık suçlarındanmahkûm olmamak.

...

f) Meslek şeref ve haysiyetine uymayan durumları bulunmamak."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

12. Mahkemenin 22/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

13. Başvurucu her ne kadar çalışma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüş ise de Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadı (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013)

uyarınca çalışma hakkı Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme)

ile Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerin ortak koruma alanına

girmediğinden bu iddia yönünden ayrıca değerlendirme yapılmasına gerek

görülmemiştir.

14. Başvurucu, mesleğe kabul için gerekli şartları taşıyor

olmasına karşın talebinin reddedildiğini ve ileri sürdüğü hukuka aykırılık

iddialarının derece mahkemesi veDanıştay tarafından

yeterince değerlendirilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmektedir. Başvurucunun ihlal iddiaları, adil yargılanma

hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkına yönelik bulunduğundan değerlendirme bu

kapsamda yapılacaktır.

15.Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından

açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine "adil

yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf

olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama

hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

kapsamına gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin (AİHM) birçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın

36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini

de kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Abdullah

Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).

16. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır.” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma

yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa

kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu,

§ 76).

17. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde

yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme

sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip

incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına

verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de

gerekli olmaktadır (Sencer Başat ve

diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

18.Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt

verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine

sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,

§ 56) davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan

anlaşılmalıdır.

19.Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği

davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut

bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması,

başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde

davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile

yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve

diğerleri, § 35).

20.Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu

kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt” vermemesi veya

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız

bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).

21. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin

kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir

atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz

merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini,

derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu

göstermesidir (Yasemin Ekşi, §

57).

22. Somut olayda Mahkeme tarafından ilgili mevzuat hükümleri ve

somut olaya ilişkin durum birlikte değerlendirilmek suretiyle sonuca varıldığı

anlaşılmıştır. Mahkeme, işleme ilişkin hukuka uygunluk denetimini başvurucunun

terör örgütüne yardım suçu nedeniyle hüküm giymesinin mesleğe giriş şartlarını

belirleyen 3568 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (f) bendinde yer alan şartı

taşımasını engellediği kanaati üzerinden gerçekleştirmiş ve gerekçesini bu

durum temelinde kurgulamıştır. Bu bağlamda Mahkeme, terör örgütüne yardım

suçundan hüküm giyme hâlinin mesleğin şeref ve haysiyetine uymayan bir durum

olduğu yönündeki tespitle idarenin tesis ettiği işlemi hukuka uygun bulmuştur.

23. Bu durumda yapılan yargılama sonunda hükme ulaşılması için

yeterli gerekçe (bkz. §10) bulunduğu ve temyiz aşamasında verilen kararda,

değerlendirme konusu hüküm ve gerekçesinin uygun bulunduğu dikkate alındığında

gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu

anlaşılmaktadır.

24. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

22/11/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Volkan

ÇAKMAK

Başvurucu

:

Nevzat TİMUR

Vekili

:

Av. Ali

Şahin Vural ATAL

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/7180, T. 22.11.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2014-7180-basvuru-22-11-2017-7fdff4a8c31b