Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/606, 17.11.2016

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2014/606
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

CANER DİNÇ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/606)

Karar Tarihi: 17/11/2016

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, özel hayata ilişkin eylemler gerekçe gösterilerek

astsubay sözleşmesinin yenilenmemesi ile ilgili işleme karşı açılan davanın

reddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının; karar düzeltme

talebinin kararı veren aynı Daire tarafından ve bir defaya mahsus incelenerek

karara bağlanması nedeniyle iki dereceli yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/1/2014 tarihinde İstanbul 8. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 25/2/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 6/3/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 5/5/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

15/5/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 27/5/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, 2003 yılında sözleşmeli astsubay statüsünde görev

yapmak üzere dokuz yıl süreli sözleşme imzalayarak Hava Kuvvetleri

Komutanlığında göreve başlamıştır.

9. Hava Kuvvetleri Komutanlığına 3/6/2011 tarihinde ihbar

içerikli bir e-posta gönderilmiş ve başvurucunun da aralarında bulunduğu bazı

askerî personel hakkında birtakım iddialarda bulunulmuştur.

10. Sözleşme süresi sona eren başvurucu hakkında yapılan

değerlendirme sonucunda Hava Kuvvetleri Komutanlığının 5/6/2012 tarihli ve

"2003 devresi sözleşmeli subay ve astsubayların işlemleri" konulu

emriyle başvurucunun sözleşmesinin yenilenmemesine karar verilmiştir.

Değerlendirmede sözleşmenin yenilenip yenilenmemesi konusunda takdir yetkisinin

eşitlik ve adalet ilkeleri ışığında ve kamu yararı gözetilerek Hava Kuvvetleri

Komutanlığınca kullanıldığı, başvurucunun sözleşmesi yenilenen diğer

personelden nitelik olarak daha üstün olduğu düşünülse bile istihbarata karşı

koyma (İKK) konusunda hassasiyet oluşturan hakkındaki birtakım kayıtlar

nedeniyle koşulları taşımadığına kanaat getirilen başvurucunun sözleşmesinin

yenilenmemesine karar verildiği belirtilmiştir. Bu karar 25/7/2012 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiştir.

11. Başvurucu; Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde görev

yaptığı 2003 yılından itibaren hakkında menfi kanaat oluşmasına neden olacak

bir disiplinsizliğinin, başarısızlığının veya yetersizliğinin bulunmadığını, görev

süresi boyunca sıralı amirleri tarafından takdir edilen bir personel olduğunu,

adli bir eyleminin mevcut olmadığını, sözleşmesinin yenilenmemesine yönelik

idare tarafından kullanılan takdir yetkisinin kamu yararına aykırı olduğunu,

tesis edilen işlemin ölçülülük yönünden hukuka aykırı olduğu gibi sebep ve amaç

unsurları yönünden de hukuka aykırı olduğunu belirterek yürütmenin

durdurulması, işlemin iptali ve yoksun kaldığı özlük haklarının yasal faiziyle

birlikte ödenmesi istemiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek

İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde 1/8/2012 tarihinde dava açmıştır.

12. Davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde

13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek

Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanun'un 12. maddesi ile 27/4/2002

tarihli ve 24738 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan

Sözleşmeli Subay ve Astsubay Yönetmeliği’nin 12., 13. ve 14. maddelerinde

düzenlenen sözleşme süreleri çerçevesinde idarenin takdir yetkisinin bulunduğu,

sözleşmenin yenilenmemesine ilişkin olarak mevzuatta sınırlayıcı nedenlerin

sayılmadığı, personel hakkında her türlü bilgi ve belgeye sahip komisyon

üyelerince yapılan objektif değerlendirme sonucunda nitelik olarak başvurucudan

daha üstün olduğu belirlenen personel ile sözleşme yenileme yoluna gidildiği

dolayısıyla idarenin takdir yetkisinin hukuka ve hakkaniyete uygun şekilde

kullanıldığı, dava konusu sözleşmenin yenilenmemesi işleminde hukuka aykırılık

bulunmadığı belirtilmiştir.

13. Davalı idare tarafından ayrıca 4/7/1972 tarihli ve 1602

sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında AYİM'e gizli belge ve bilgiler gönderilmiştir.

14. AYİM Birinci Dairesinin 25/9/2012 tarihli ara kararı ile

dava dosyasındaki mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde başvurucu hakkında

tesis edilen sözleşmenin yenilenmemesi işleminin uygulanması hâlinde telafisi

güç veya imkânsız zararların doğması ve açıkça hukuka aykırı olması şartlarının

birlikte gerçekleşmemesi gerekçesiyle yürütmenin durdurulması talebi

reddedilmiştir.

15. AYİM Başsavcılığı tarafından sunulan 20/2/2013 tarihli

düşünce yazısında, ihtiyaç kapsamında süresi biten sözleşmelerin yenilenip

yenilenmemesi konusunda idarenin takdir yetkisinin bulunduğu ancak bu yetkinin

sınırlarının belirlenmesi gerektiği zira özel hukuk kurallarına tabi olmayan

söz konusu sözleşme tipinde irade serbestisinin egemen olmadığı, sözleşmenin

taraflarından biri olan idarenin kamu gücünün temsilcisi olduğu ve devletin

istihdam fonksiyonunu da içinde barındırdığı, bu niteliği nedeniyle sosyal

hukuk devleti ilkeleriyle uyumlu olarak sözleşme imzalanırken ve yenilenirken

idarenin tedbirli davranması gerektiği, bu bağlamda statüye alınan kamu

görevlilerinin bu statüden çıkarılmalarının belirli ve sıkı şartlara tabi

olmasının kaçınılmaz olduğu, personel sayısında fazlalık ortaya çıktığı

gerekçesine dayanılarak başvurucunun sorumlu tutulmasının hakkaniyete uygun

olmadığı, takdir yetkisinin objektif ve adil şekilde kullanılmadığı, ayrıca

imzasız ihbar mektuplarıyla başvurucu hakkında ileri sürülen iddiaların dava

konusu işleme hukuki açıdan geçerlilik kazandırmaya yeterli olmadığı

belirtilerek başvurucu hakkındaki işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği

yönünde düşünce bildirilmiştir.

16. AYİM Birinci Dairesinin 21/5/2013 tarihli ve E.2012/1153,

K.2013/601 sayılı kararı ile dava konusu sözleşmenin yenilenmemesi işlemi iptal

edilmiştir. Kararda, başvurucu hakkında gönderilen bir ihbar mektubunda

başvurucunun kendisiyle aynı sınıf ve rütbedeki bir kısım arkadaşıyla birlikte

alkol alırken çekilmiş fotoğraflarının bulunduğu, isimsiz ve imzasız olarak

gönderilen başka bir ihbar mektubunda da başvurucunun kız kardeşinin 2008

yılında gerçekleştirilen 1 Mayıs törenlerine katıldığına ilişkin bir iddianın

öne sürüldüğü, imzasız ve isimsiz ihbar mektuplarıyla ileri sürülen hususların

davalı idare tarafından İKK hassasiyeti olarak değerlendirilerek sözleşmenin

yenilenmemesine gerekçe olarak gösterildiği, bu durumun hukuken mümkün

görülemeyeceği zira bu iddiaların doğruluğunun ilgili istihbarat biriminden

teyit edilemediği ve bir kısmının doğrudan davacı ile ilgili bir konu olmadığı,

başvurucunun mesleki sicilinin sözleşmesi yenilenen diğer astsubaylardan daha

iyi durumda olduğu, dokuz yıldır askerlik mesleğinde olan ve mesleki anlamda

bizzat kendisi ile ilgili bir eksikliğine rastlanmayan başvurucunun soyut bir

şekilde iddia olunan hususlara dayanılarak sözleşmesinin yenilenmemesinin

hukuki olmadığı şeklinde ifadelere yer verilmiştir.

17. Davalı idare tarafından yapılan karar düzeltme talebi aynı

Dairenin 12/11/2013 tarihli ve E.2013/1118, K.2013/1082 sayılı kararıyla kabul

edilmiş ve davanın reddine karar verilmiştir. Ret kararında, başvurucunun

istihbarata karşı koyma hassasiyetleri çerçevesinde sözleşmesinin

yenilenmediği, sözleşmesi yenilenen diğer üç personelle ilgili olarak böyle bir

tespitin bulunmadığı, bu doğrultuda idarenin takdir yetkisini hukuka uygun

kullandığı, açık bir değerlendirme hatasının bulunmadığı ve davalı idare

tarafından tesis edilen işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı

belirtilmiştir.

18. Karar 17/12/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

19. 14/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

20. AYİM 1. Dairesinin 12/11/2013 tarihli kararına karşı

başvurucu tarafından yapılan düzeltme talebi, AYİM kararlarına karşı bir defaya

mahsus olarak karar düzeltme yoluna gidilebileceği gerekçesiyle aynı Dairenin

15/4/2014 tarihli ve E.2014/382, K.2014/371 sayılı kararıyla incelenmeksizin

reddedilmiştir.

21. Anayasa Mahkemesinin 4/5/2016 tarihli yazısı ile yargılama

dosyasına sunulmuş olan ve başvurucunun sözleşmesinin feshedilmesi işlemine

dayanak oluşturan “gizli” ibareli

belgelerin gönderilmesi istenmiştir.

22. Anayasa Mahkemesine sunulan söz konusu belgelerin

incelenmesinden başvurucunun kendisi gibi personel olan arkadaşları ile

birlikte alkol alırken çekilmiş fotoğraflarının bulunduğu ve isimsiz olarak

gönderilen başka bir ihbar mektubunda başvurucunun kardeşinin 2008 yılında

gerçekleştirilen 1 Mayıs törenlerine katıldığı, bu durumların İKK faaliyetleri

çerçevesinde idarede hassasiyet oluşturduğu ve başvurucu hakkında menfi kanaat

oluşmasına gerekçe olarak gösterildiği anlaşılmaktadır.

B. İlgili Hukuk

23. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç

Hizmet Kanunu’nun 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Amir; … Maiyetin ahlaki, ruhi ve bedeni

hallerini daima nezaret ve himayesi altında bulundurur…”

24. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:

“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraber

ahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesine

bilhassa itina olunur.

Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyi

ahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret ve

atılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyi

geçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerden

kaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”

25. 4678 sayılı Kanun’un “Tanımlar”

kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Bu Kanun’da geçen

...

f) Sözleşmeli astsubay :

Bu Kanunda öngörülen esaslara göre, kendileri ile sözleşme yapılarak astsubay nasbedilen; astsubay çavuş, astsubay kıdemli çavuş,

astsubay üstçavuş ve astsubay kıdemli üstçavuş rütbelerini haiz astsubayları,

…

ifade eder.”

26. 4678 sayılı Kanun’un “Sözleşme

süreleri” kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“Sözleşmeli astsubay adayları, ön sözleşme

yapılarak askeri eğitime alınırlar. Bu eğitimi başarı ile tamamlayanlardan

yönetmelikte belirtilen şartları taşıyanlarla sözleşme yapılır ve bu kişiler

astsubay çavuş rütbesine nasbedilirler. Sözleşme

süreleri; üç yıldan az ve dokuz yıldan fazla olmamak şartıyla, hizmet gerekleri

ve yetiştirme maliyetlerine bağlı olarak kuvvet, sınıf ve branşlara göre

yönetmelikte belirlenir. Yönetmelikte belirlenen şartları taşıyanların

talepleri halinde sözleşmeleri yenilenebilir. Ancak sözleşmeli astsubaylardan

rütbe yaş haddini dolduranlar hakkında 08/06/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanun

hükümleri uygulanır.

Sözleşme

süreleri; sıkıyönetim, seferberlik, savaş veya silahlı çatışmayı gerektirecek

hal ile savaş hallerinde Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Komutanı ve Sahil

Güvenlik Komutanının göstereceği lüzum üzerine, durumun devamı müddetince

Genelkurmay Başkanının onayı ile talebe bakılmaksızın uzatılabilir.

Sözleşme

işlemleri, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik

Komutanlığınca yapılır.”

27. 4678 sayılı Kanun’un

“Rütbe Bekleme Süreleri ve Sözleşmenin Yenilenmesi” kenar başlıklı

12. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Sözleşmeli subay ve astsubayların rütbe

bekleme süreleri hakkında, 27/07/1967 tarihli ve 926 sayılı Kanunda muvazzaf

subay ve astsubaylar için belirlenen süreler uygulanır. Sözleşmeli subaylardan

üst rütbede kadro açığı bulunmadığı için terfi edemeyenler, terfi şartlarını

haiz olmak kaydıyla sözleşme müddeti sonuna kadar derece ilerlemesi yaparlar.

Her sözleşme süresinin sona erme tarihinden en

az üç ay önce taraflar sözleşmeyi yenileyeceklerine dair yazılı bildirimde

bulunmadıkları takdirde, sözleşme kendiliğinden sona erer.

Sözleşmeli subay veya astsubaylar, sözleşme

süreleri sona ermeden sözleşmelerini tek taraflı olarak fesh

edemezler.

…”

28. 4678 sayılı Kanun’un “Yönetmelik”

kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:

“Sözleşmeli subay ve astsubay adayları ile

sözleşmeli subay ve astsubaylarda aranacak nitelikler, sağlık koşulları,

alınacakları sınıf ve branşlar, duyuru, müracaat şekli ve zamanı, müracaatların

kabul edilmesi, sözleşmenin yapılması, sözleşme süreleri, sözleşmenin

feshedilmesi, görevde başarısız olma ve kendilerinden istifade edilmeme halleri

ve bunlara yapılacak işlemler, sözleşmenin uzatılmasında uygulanacak esaslar,

sınav, öğretim ve eğitimin esas, şekil ve süreleri, kıt’a,

karargâh, kurum ve idarî işlerde görevlendirilmeleri, izin, ayırma, atamalar,

yer değiştirmeler, astlık-üstlük münasebetleri, sicil işlemlerine ilişkin usul

ve esaslar, muvazzaf subay veya astsubay statüsüne geçirilecekler için

uygulanacak usul ve esaslar, sözleşme yapmaya yetkili makamlar, meslek içi

eğitim ve ihtisas kurslarının süresi ve şekli, giyim, kuşam ve istihkaklarının

verilme usulü, sağlık işlemleri, Türk Silâhlı

Kuvvetlerinden ilişiği kesilenlerin kendilerine yapılan eğitim, öğrenim ve

yetiştirme masraflarının geri ödeme esasları ile diğer hususlar, bu Kanunun

yürürlüğe girmesini takip eden altı ay içerisinde Millî Savunma Bakanlığı ve

İçişleri Bakanlığınca müştereken çıkarılacak bir yönetmelikte gösterilir.”

29. Sözleşmeli Subay ve Astsubay Yönetmeliği’nin "Sözleşmenin Yenilenmesi ve Uzatılması"

kenar başlıklı 14. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Sözleşmenin yenilenmesi ve uzatılması aşağıda

belirtilen esas ve usullere göre yapılır.

a) Sözleşmeli subay ve astsubaylardan,

sözleşmesini yenilemek isteyenler sözleşme süresinin sona erme tarihinden 6 ay

önceden başlamak suretiyle dilekçe ile ilk amirine müracaat eder. Bu

dilekçeler, EK-C'de belirtilen nitelik belgesi ile beraber silsileler yolu ile

Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik

Komutanlığına gönderilir. (Ek cümle:RG-19/6/2013-28682)

Sözleşmesi yenilenecek personel; Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel

Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bünyesinde kurulacak komisyonlar

tarafından personelin nitelik belgesi, sicili, takdir/ceza durumu, amir

kanaatleri, almış olduğu eğitimler gibi hususlar çerçevesinde mesleki

safahatları dikkate alınarak ilgili komutanlık personel ihtiyaçları

doğrultusunda belirlenir. (Ek cümle:RG-19/6/2013-28682)

Değerlendirme komisyonunun kimlerden oluşacağı, görev, yetki ve sorumlulukları

Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik

Komutanlığınca çıkarılacak yönergeler ile tespit edilir. Sözleşmenin yenilenip

yenilenmemesi konusundaki nihai karar Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel

Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından verilir. Uygun

görülenlerin sözleşmesinin yenileneceği, sözleşmenin bitiminden önce

bildirilir. Sözleşme, ilgili sözleşmeli subay veya astsubayın talebinin İdarece

kabul edildiğinin bildirilmesi ile yenilenir.

b) Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel

Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı da sözleşmeyi yenilemek istediği

taktirde bunu ilgili sözleşmeli subay veya astsubaya bildirirler. Sözleşme,

ilgili sözleşmeli subay veya astsubayın İdarenin bu talebini kabul ettiğini

bildirmesi ile yenilenir.

...

d) Her sözleşme süresinin sona erme tarihinden

en az 3 ay önce taraflar sözleşmeyi yenileyeceklerine dair yazılı bildirimde

bulunmadıkları taktirde sözleşme kendiliğinden sona erer.

…”

30. 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği'nin 86. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"Asker, kendisinden beklenen vazifeleri hakkıyla yapabilmek için

yüksek ahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır. Her askerde bulunması lâzımgelen ahlakî ve mânevi vasıflar şunlardır:

...

(h) İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı ve yaşayışı kusursuz ve

lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan, yalancılıktan borçtan

ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüp kalkmaktan,

hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardan

sakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati,

azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biri

ayrı ayrı cezaları üstüne çeker.

...''

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 17/11/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

32. Başvurucu;

i. Hakkında tesis edilen sözleşmenin yenilenmemesi işleminin

özel hayatına ilişkin eylemlere dayandırıldığını, hakkında herhangi bir

disiplin soruşturması ya da bir yargılama yapılmadan işlem tesis edilmesi

nedeniyle masumiyet karinesine aykırı hareket edildiğini, isimsiz ve imzasız

ihbar mektuplarında ileri sürülen hukuka aykırı delillere dayanılarak tesis

edilen işlemin ölçülü olmadığını ve özel hayatının gizliliğinin korunmadığını,

yoksun kaldığı mali haklar nedeniyle mülkiyet hakkının zedelendiğini, kanuni

hâkim güvencesine uygun hareket edilmediğini, ayrıca yargılama sürecinde

silahların eşitliği ilkesine riayet edilmediğini,

ii. Karar düzeltme talebinin kararı veren aynı Daire tarafından

ve yalnızca bir defaya mahsus incelenerek karara bağlanması nedeniyle iki

dereceli yargılanma hakkına uygun hareket edilmediğini belirterek tesis edilen

idari işlem ve AYİM kararı nedeniyle Anayasa’nın 20., 35., 36. ve 48. maddeleri

ile güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Başvurucu, ihlalin tespiti ile yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun özel hayatına ilişkin bilgilere

dayanılarak hakkında sözleşmenin yenilenmemesi işlemi tesis edildiğine ve bu

işlemden kaynaklanan sonuçlar ile yargılama sürecine ilişkin şikâyetlerinin

Anayasa’nın 20. maddesi ile güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkı;

AYİM Birinci Dairesi tarafından verilen karar hakkındaki karar düzeltme

talebinin aynı Daire tarafından yalnızca bir kez incelenerek karara bağlanması

şikâyetinin ise iki dereceli yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi uygun

görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. İki Dereceli Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

34. Başvurucu, AYİM Birinci Dairesi tarafından verilen karar

hakkındaki karar düzeltme taleplerinin aynı Daire tarafından ve yalnızca bir

defaya mahsus incelenerek karara bağlanması nedeniyle adil yargılanmadığını

ileri sürmüştür.

35. Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

36. Sözleşme’ye ek 7 No.lu Protokol’ün

2. maddesinde cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı tanınmış ise de

başvuru konusu edilen sürecin ceza yargılamasına ilişkin olmadığı açıktır (E.G. [GK], B. No: 2012/12428, 13/10/2016,

§ 39).

37. Başvurucunun başvuru dilekçesinde ifade ettiği AYİM nezdinde

temyiz yani iki dereceli yargılanma hakkı, Anayasa’da güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerden olmadığı gibi Sözleşme’nin ve buna ek Türkiye’nin

taraf olduğu protokollerden herhangi birinin kapsamına da girmemektedir (Mahir Akarsu, B. No: 2012/1096, 20/2/2014,

§§ 42-45).

38. Açıklanan nedenlerle başvuru konusu ihlal iddialarının

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Özel Hayatın Gizliliği

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

39. Başvurucu; hakkında tesis edilen sözleşmenin yenilenmemesi

işleminin özel hayatına ilişkin eylemlere dayandırıldığını, ölçülülük ilkesinin

gözetilmediğini ve özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

40. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun özel hayatına yönelik

müdahalenin temel gerekçesinin millî güvenliğin korunması olduğu, başvurucunun

durumu hakkında karar verilirken yalnızca istihbarat bilgilerine göre değil

4678 sayılı Kanun ve ilgili Yönetmelik hükümleri uyarınca personel talepleri,

sağlık raporları, idarenin somut ihtiyaçları, sicil amirlerinin kanaatlerini

yansıtan nitelik belgeleri ve safahat kayıtları dikkate alınarak ilgili

komisyon tarafından değerlendirme yapıldığı vurgulanmış ve Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) önüne benzer ihlal iddialarıyla yansıyan dava ve karar

örneklerine yer verilmiştir.

41. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı sunduğu beyan

dilekçesinde başvuru dilekçesindeki görüş ve taleplerini tekrar etmiştir.

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel

hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

43. Anayasa’nın “Özel hayatın

gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve

bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört

saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan

itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde,

el koyma kendiliğinden kalkar.

Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin

korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel

veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini

veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp

kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen

hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına

ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

44. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir

kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup bu

koruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özel

bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de diğer taraftan özel

hayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve dış

dünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdan

Anayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına

almaktadır (Serap Tortuk,

B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31).

45. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksal

çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece

yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındaki bilgileri

kontrol edebilme şeklindeki hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin

kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,

yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına

kullanılamaması kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati

bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini

belirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, § 32).

46. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendi

bireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkilere

girebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bu

mahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgari

düzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyet

hakkının mekânı kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın gizliliği hakkı

bazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı,

bireyin mahremiyetinin kamusal alanda da bazı koşullar altında korunmasını

mümkün kılmaktadır (Serap Tortuk, § 33).

47. Sözleşme'nin denetim organlarının içtihatlarında “bireyin

kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi” kavramının özel hayata saygı

hakkının kapsamının belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel

hayatın korunması hakkının sadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği

karşısında kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar

bu hakkın kapsamına dâhil edilmiştir (Serap Tortuk, § 35). AİHM, mesleki hayat çerçevesinde

kişilerin özel hayatı hakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari

sonuçların, buna ek olarak kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek

görevden alınmalarının özel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale

oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye,

B. No: 20999/04, 19/10/2010 §§

47, 48).

48. Anayasa’nın 20. maddesinde herkesin özel hayatına saygı

gösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağı

belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliği hakkı,

Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence

altına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyet alanının ve bu

alanda cereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özel hayatı kapsamında

olduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğinin

korunması Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında

değerlendirilmektedir (Şengül Kayan,

B. No: 2013/1614, 3/4/2014, § 37; Serap Tortuk, § 36).

a. Müdahalenin Varlığı

49. İKK hassasiyeti sebebiyle sözleşmesi yenilenmeyen

başvurucuya ilişkin değerlendirme sürecinden ve AYİM kararlarından anlaşıldığı

üzere başvuruya konu süreçte özellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki

davranış ve ilişkilerinin önemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında

özel yaşamına ait unsurlar temel gerekçe gösterilerek verilen sözleşme

yenilememesinin, başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkına bir müdahale

oluşturduğu açıktır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

50. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkı

açısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakım

sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama nedeni

öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları

bulunmakta, ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara

dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada

Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri, işlevsel niteliği

haizdir (Serap Tortuk,

§ 38).

51. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

52. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınarak

sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi

çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan

belirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm

güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının

belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Serap Tortuk, § 40).

53. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddia

edilen müdahalenin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin

var olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

i. Kanunilik

54. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasa

yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz

konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir

kanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki, B.

No: 2013/2187, 19/12/2013, § 36).

55. Başvurucunun astsubay sözleşmesinin yenilenmemesi işleminin

4678 sayılı Kanun'un 10. ve 15. maddeleri ile Sözleşmeli Subay ve Astsubay

Yönetmeliği’nin 14. maddesi temelinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kapsamda

somut olayda başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkına yapılan müdahalenin

kanuni bir dayanağının mevcut olduğu fark edilmektedir. AYİM kararının söz

konusu Kanun hükümlerine dayandığı anlaşıldığından belirtilen yargısal

kararların yeterli bir hukuki temele sahip olduğu görülmektedir.

56. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliği

hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

ii. Meşru

Amaç

57. Başvurucunun özel hayatına ilişkin bilgilere dayanılarak

hakkında sözleşmenin yenilenmemesi işlemi tesis edilmesinin askerî disiplinin

korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla

millî güvenliğin korunması amacını taşıdığı dolayısıyla özel hayatın gizliliği

hakkına ilişkin Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında meşru bir amacın bulunduğu

sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma

ve Ölçülülük

58. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özel

hayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin

önlenmesidir. Devletin ayrıca özel hayatın ve aile hayatının gizliliği hakkını

etkili olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de

bulunmaktadır. Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri

bakımından dahi özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının korunması için

gerekli önlemlerin alınması ödevini de içermektedir (Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 42).

59. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmakla

beraber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hak

ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler özel hayatın

gizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göre

demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşru

amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,

sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü

sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen

gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],

B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).

60. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle

özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai

tedbirler niteliğinde olmasını; başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en

son önlem olarak kendini göstermesini gerektirmektedir. Demokratik toplum

düzeninin gereklerinden olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda

zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade

etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa

ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Ata Türkeri, § 44).

61. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veya

idari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp

karşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımından

yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan idarenin ve

derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayatın

gizliliği hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri”

ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup

koyamadığı olacaktır (Ata Türkeri, §

45).

62. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,

kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen

geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayat

kavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyal

hayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özellikle

kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayat

unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla

birlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu

gibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk, §

52).

63. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığına

veya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğu

zaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamın

gizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusu

olduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlara

yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddi

gerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §

47).

64. Tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerin hukuka

uygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında, bireylerin özel

hayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindeki

etkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişi

üzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve bu hususlardaki

değerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle desteklenmesi, ayrıca

tesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumları

dikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir (G.G. [GK], B. No: 2014/16701, 13/10/2016,

§ 60).

65. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesi

açıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınan

haklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran karar

alma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyı

sağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç

başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adil

şartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasını

gerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:

28945/95, 10/5/2001, § 72).

66. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecin

değerlendirilmesi sonucunda, İKK konusunda hassasiyet oluşturan özel hayata

ilişkin birtakım kayıtlar bulunması nedeniyle gerekli koşulları taşımadığına

kanaat getirilen başvurucunun sözleşmesinin yenilenmemesine karar verildiği ve

bu yönde tesis edilen işlemin 25/7/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmesiyle başvuru konusu sürecin tamamlandığı görülmektedir.

67. Başvurucu, hakkında tesis edilen sözleşmenin yenilenmemesi

işleminin özel hayatına ilişkin gerekçelere dayandırıldığını, işlem tesis

edilmeden önce hakkında herhangi bir disiplin soruşturması ya da bir yargılama

yapılmadığını ve başarılı mesleki geçmişine rağmen doğrudan tesis edilen

işlemin ölçülü olmadığını ileri sürmüştür.

68. AYİM Birinci Dairesinin 12/11/2013 tarihli ve E.2013/1118,

K.2013/1082 sayılı kararında başvurucunun iddiaları değerlendirilmiş ve anılan

gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir (bkz. § 17).

69. Kamu görevlisi ve TSK askerî personeli olarak belirli bir sorumluluk

taşıyan başvurucu, bu görevi kabul etmek suretiyle görevinden kaynaklanan

disiplin ve tutum istemine kendi iradesiyle dâhil olmuştur. Bu durum, kişinin

hak ve özgürlüklerine herhangi bir vatandaşa uygulanamayacak sınırlamaları

beraberinde getirmektedir. Zira kamu yararı, kamu görevlilerinden uymaları

gereken mesleki ve etik kurallar açısından tam bir uyum beklemektedir.

Özellikle mesleki yaşamı ile bağlantısı olabilecek bazı özel hayat unsurları

açısından başvurucunun mesleki ve etik kurallara aykırı davranışlarının kamu

görevlilerinin ve bu bağlamda kamu hizmetinin saygınlığı üzerinde belirli bir

etkiye sahip olabileceği açıktır. Ancak kendisinin ve çevresinin özenli bir

yaşantısının olmadığı ve İKK faaliyetleri kapsamında hassasiyet oluşturduğu ileri

sürülen başvurucunun eylemlerinden haberdar olan idare tarafından takdir

yetkisi çerçevesinde bir değerlendirme yapılabileceği belirtilmiş ve yargı

kararlarının gerekçelerinde başvurucunun taşıdığı asker sıfatına vurgu yapılmış

ise de somut başvuruya konu eylem ve davranışların başvurucunun mahremiyet

alanında cereyan eden ve rızası ile alenileştirildiğine dair bir bulgu

bulunmayan özel yaşam eylemlerine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

70. Başvurucu, özel hayatına ilişkin olarak idarede hassasiyet

oluşturan hususlara ilişkin herhangi bir uyarı almadığı gibi hakkında herhangi

bir disiplin soruşturması ya da bir yargılama yapılmadığını, içki içerken

çekilen görüntünün yerine getirdiği kamu hizmetiyle ilgisinin bulunmadığını ve

disiplin hukukuna aykırı bir durum olmadığını, kız kardeşi ile ilgili iddianın

asılsız olduğunu ve bu iddianın doğrudan kendisiyle ilgili olmadığını belirtmiş

ve bu hususları yargılama sürecinde Mahkemeye sunduğu dilekçelerde ifade

etmiştir. Yargılama neticesinde oluşturulan karar gerekçesinde, idari işlemin

tesisine dayanak olarak gösterilen ve başvurucuya yöneltilen iddiaların görevin

ifasıyla değil daha çok başvurucunun mahremiyet alanında gerçekleşen özel yaşam

eylemleri ile ilgili olduğu görülmektedir. Dolayısıyla ihtilaf konusu tahkikatın

kapsamı mesleki hayatın sınırlarını aşmaktadır. Bu bağlamda idarenin ve

yargısal makamların karar gerekçelerinde, başvurucunun ve çevresinin İKK

faaliyetleri kapsamında hassasiyet oluşturan fiillerinin asker sıfatı ile

bağdaşmayacak nitelik ve derecede olduğu tespitlerine yer verildiği ve karar

sonuçlarının bu gerekçelere dayandırıldığı, sonuç olarak başvuruya konu işlem

ile yargısal sürece konu edilen davranışların esasen mesleki faaliyet ile

ilgisi olmayan, mahremiyet alanına dâhil özel yaşam eylemleri olduğu

anlaşılmaktadır.

71. Kamu görevlilerinin mesleki hayatlarıyla da bütünleşen bazı

özel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.

Ancak sözleşmenin yenilenmemesi şeklinde işlem tesis edilmesinin başvurucunun

mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağından yoksun kalması

nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etki oluşturduğu, bu nedenle

anılan işlemin daha önemli hâle geldiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel

hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir

mahiyetinde olması, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem

niteliğinde olması gerekir.

72. Somut olaydaki tahkikat süreci ile yargılama süreci

incelendiğinde, işleme dayanak olarak kabul edilen fotoğrafın hukuka aykırı

biçimde ele geçirilerek kasıtlı şekilde idareye ihbar mektuplarıyla

gönderildiği konusunda ileri sürülen iddialara ilişkin olarak bir araştırma

yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bundan başka başvurucunun kız kardeşi hakkında ileri

sürülen iddianın istihbarat raporlarıyla teyit edilememesine rağmen başvuruya

konu işlem tesis edilirken bu husus dikkate alınmamıştır. Ayrıca başvurucuya

isnat edilen özel hayatına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatı

üzerindeki etkilerine dair gerek sözleşmenin yenilenmemesi işleminde gerekse

yargı kararlarında yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığı gibi

anılan eylemlerin TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin de detaylı

şekilde açıklanmadığı ve tesis edilen işlemin başvurucunun mesleki sicili ve

başarı durumu dikkate alınarak ölçülülük yönünden değerlendirilmediği

görülmüştür.

73. Bu durumda muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne

sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu anlaşılan

başvurucunun söz konusu iddialarına Mahkemece makul bir gerekçe ile yanıt

verilmemesi, başvurucunun özel hayatına ilişkin hususların mesleği üzerindeki

etkisinin açıklanmaması ve özel hayatın gizliliği hakkına gerekli saygının

gösterilmesini adil şartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerden

başvurucunun yararlandırılmaması nedenleriyle AYİM kararının mahremiyet hakkına

müdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği

kabul edilmelidir. Bunun yanında tesis edilen işlemin başvurucunun geçmiş

sicili ve başarı durumu dikkate alınarak ölçülülük yönünden

değerlendirilmediği, sınırlama ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve

özgürlüğü sınırlanan başvurucunun kaybı arasında adil bir denge gözetilmediği,

başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamanın zorunlu ya

da istisnai tedbirler niteliğinde olduğu veya başvurulabilecek son çare ya da

alınabilecek en son önlem niteliğinde olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığı

ve gerekli özenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

74. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvence

altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

75. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin“Kararlar” kenar başlıklı (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya

da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

76. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkında

yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesini talep etmiştir.

77. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

78. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM

Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

79. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. İki dereceli yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın

gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için YASAL FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

17/11/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Fatih ALKAN

Başvurucu

:

Caner DİNÇ

Vekili

:

Av. Erkin

ÇIRALI

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/606, T. 17.11.2016, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2014-606-basvuru-17-11-2016-e9e6d41eb968