Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/577 E. 2025/160 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2022/577
Karar No
2025/160
Karar Tarihi

İtirazname No : 2019/96394 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 4. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 26-382 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çevrenin kasten kirletilmesi suçundan sanıkların, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-a maddesi uyarınca beraatlerine ilişkin (Kapatılan) Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.12.2006 tarihli ve 260-653 sayılı hükümlerin Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 08.12.2014 tarih ve 23903-35886 sayı ile; "...Yargılama konusu olayda atıklar alıcı ortam olan toprağa yasal düzenlemenin yürürlüğe girmesinden önce bırakılmış, ancak atık dolu variller ihbar üzerine 27.03.2006 tarihi ve sonrasında gerçekleştirilen kazı çalışmaları sırasında bulunmuştur. Atıkların variller içinde toprağa gömülmesi eylemi icrai niteliktedir. Gerçekleştirildiği tarihte yasal düzenleme bulunmadığı için bu eylemin suç oluşturmayacağı düşünülebilir ise de yasal düzenlemenin gerçekleştirilip eylemin suç olarak düzenlenmesinden sonra failler bakımından, Kanunun yürürlük tarihi itibariyle, eylemlerinden doğabilecek tehlikeyi veya zararlı neticeyi engelleme yükümlülüğü doğmuştur. Bu yükümlülüğünü yerine getirmeyen sanıkların bu ihmali davranışlarıyla çevre bakımından doğan tehlike olasılığının devamına neden oldukları, bir başka deyişle icrai davranışta bulunma yükümlülüğünü yerine getirmemeleri nedeniyle kusurlu bulundukları açıktır. Bu itibarla, somut olayda suç oluşturan eylemlerin, salt atık dolu varillerin toprağa gömülme tarihine bakılarak yasal düzenlemenin yürürlüğe girmesinden önce işlendiğinden söz edilemez. Bu açıklamalar ışığında, polimer kimya, farmakoloji, adli kimya, biyomedikal mühendisliği, çevre mühendisliği, toprak biyolojisi alanlarında uzman öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyetine dosya tevdi edilerek, öncelikle atıkların ... toprağı kirleten, kirletme ihtimali bulunan atık sınıfında olup olmadığı, kalıcı özellik gösterip göstermediği ve tüm üretim ve madde alım belgeleri tahkik edilerek suça konu atıkların ilgili ilaç fabrikasına ait olup olmadığı hususlarında rapor alınmalıdır. Alınacak bilirkişi raporunda belirtilen bilgi ve saptamalar üzerine, gerektiğinde dosya TÜBİTAK MAM'a gönderilerek, atıkların TCK'nın 181/4. fıkrasında bahsedilen 'insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek' nitelikte olup olmadığı sorulmalıdır. Şayet atık TCK'nın 181/1. madde ve fıkrası kapsamında ise, anılan fıkranın 12.10.2006 tarihinde yürürlüğe girmesi ve suça konu atıkların da bundan önce 27.03.2006 tarihinde bulunması nedeniyle çevre bakımından vaki tehlike olasılığı (netice) suçun ihdasından önce ortadan kalktığından, eylem suç oluşturmayacaktır. Atığın Kanun'un 181/4. madde ve fıkrasında öngörülen atıklardan olması hâlinde ise, anılan fıkranın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi ve sanıkların eylemlerinden kaynaklanabilecek tehlikeyi veya zararlı neticeyi önleme yükümlülüklerinin bu tarih itibariyle doğması karşısında, bu yükümlülüklerini yerine getirmeyen, başka bir deyişle bu tarih itibariyle ihmal suretiyle icrai eylemde bulunan sanıkların suçtan sorumlu tutulması gerekecektir. O halde, sanıkların her birinin suça konu atıkların alıcı ortam olan toprağa verilmesine ilişkin eylem ve sorumlulukları ayrı ayrı değerlendirilmeli ve davanın sanık ...'in ihbarı üzerine açılmış olması karşısında, ayrıca bu sanık yönünden TCK'nın 38/3. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmalıdır. Açıklanan gerekçelerle, eksik incelemeyle kurulan beraat kararları hukuka uygun görülmemiştir." gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesince sanıkların 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 37/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 181/4, 62/1, 52/2-4 ve 53/1. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis ve 2.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve taksitlendirmeye ilişkin verilen 10.07.2019 tarihli ve 26-382 sayılı hükümlerin sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 09.06.2022 tarih, 34332-14826 sayı ve oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiştir. Daire Başkanı ... ve Üyesi ...; "...TCK'nın 181/4. maddesinin yürürlük tarihi 1 Haziran 2005'tir. Bu tarihten önce gerçekleşen eylemlerin TCK'nın 181/4. maddesi kapsamında değerlendirilerek cezalandırılması suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırılık oluşturacaktır. Zira madde metninden; atık veya atıkların alıcı ortam olan havaya, suya ve toprağa ilgili kanunlarda belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde verilmesinin yeterli olduğu, suçun oluşması için zararın aranmadığı ayrıca kanuni düzenleme ile sanıklara eylemlerinden doğabilecek tehlikeyi veya zararlı neticeyi engelleme yükümlülüğünün getirilmediği; sanıklara bu yükümlülüğün getirilmesinin suç teorisine ve suçta ve cezada kanunilik ilkesine açıkça aykırılık oluşturacağı anlaşılmaktadır. Bu nedenle dava konusu olayda suç tarihinin son taşıma işlemi olan 25.03.2005 olduğu ve anılan kanuni düzenlemenin bu tarihte yürürlükte olmadığı ve sanıkların eylemlerinin TCK'nın 181/4. maddesi kapsamında suç oluşturmaması ve sanıkların kanundan kaynaklanan önleme yükümlülüklerinin bulunmaması nedeniyle; sanıklar ..., ... ve ... yönünden mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiği yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz." gerekçesiyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 12.09.2022 tarih ve 96394 sayı ile; karşı oyda yer verilen görüş doğrultusunda itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 19.10.2022 tarih, 12166-20309 sayı ve oy çokluğu ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU İnceleme dışı sanıklar ... ve ... hakkında verilen mahkûmiyet hükümleri temyiz edilmeksizin kesinleşmiş, inceleme dışı sanık ... hakkındaki kamu davasının Yerel Mahkemece ölüm nedeniyle düşmesine, inceleme dışı sanık ... hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün ise Özel Dairece bozulmasına karar verilmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanıklar ... (...), ... ve ... hakkında verilen mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; TCK'nın 181/4. maddesinin 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, sanıkların 25.03.2005 tarihinde işledikleri kabul edilen çevrenin kasten kirletilmesi suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; İnceleme dışı sanık ...'in 27.03.2006 tarihinde yaptığı ihbar üzerine İstanbul ili, Tuzla ilçesi, ... Beldesi,... Mahallesi ... Mevkii ile ... Mahallesi ... Mevkiinde toprağa gömülmüş toplam 640 varil ve 2.000 çuval atık malzeme bulunduğu, ilgili kurumların koordinasyonu ile 16.04.2006 tarihinde başlatılan atıkların topraktan bertaraf edilmesi çalışmalarının 23.04.2006 tarihinde sonlandığı, yapılan soruşturma ve kovuşturmada Kocaeli ili ... ilçesi ... Beldesinde faaliyet gösteren ... Kimya Sanayi ve Ticaret AŞ'de üretim şefi olarak çalışan sanık ... ile hafriyat işi yapan inceleme dışı sanık ...'nin şirket arazisindeki çöplerin temizlenmesi ve deposundaki içi dolu varillerin taşınması konusunda sefer başına 300 TL karşılığında anlaşmaya vardıkları, inceleme dışı sanık ...'in de inceleme dışı sanık ... ...'ndan temin ettiği kamyon ile toplam 10 seferde atıkları bulundukları mevkilere taşıdığı, inceleme dışı sanık ...'nin varillerin ve çuvalların üzerlerini kepçe ile kapattığı, ödemeyi şirketin arıtma sorumlusu olan sanık ... (...)'ın yaptığı, inceleme dışı sanık ... adına düzenlenen on adet fatura içeriğinden ve inceleme dışı sanıklar ...ile ...'in savunmalarından taşıma işleminin 04.07.2004 ilâ 25.03.2005 tarihleri arasında yapıldığının belirlendiği, atıkların şirket müdürü olan sanık ...'ın bilgisi dâhilinde taşındığı, bilirkişi raporlarına göre hiçbir önlem alınmadan toprağa gömülen suça konu atıkların TCK'nın 181. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında kaldığı ve özel olarak tehlikeli atıkların depolanması için hazırlanmış, çok ciddi önlemler ile oluşturulmuş, geçirimsiz zemine sahip lisanslı ve birinci sınıf düzenli depolama alanına dahi ön işlem yapılmadan depolanamayacak nitelikte olduğu, Yerel Mahkemece; "...Bilirkişi heyeti raporu ve Tübitak Mam'ın görüşü dikkate alınarak, suça konu atıkların TCK'nın 181/4. madde ve fıkrasında öngörülen atıklardan olduğu tespit edildiğinden ve anılan fıkranın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi ve sanıkların eylemlerinden kaynaklanabilecek tehlikeyi veya zararlı neticeyi önleme yükümlülüklerinin bu tarih itibariyle doğması karşısında, bu yükümlülüklerini yerine getirmeyen, başka bir deyişle bu tarih itibariyle ihmal suretiyle icrai eylemde bulunan sanıkların suçtan sorumlu tutulmaları gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı," gerekçesiyle verilen sanıkların mahkûmiyetlerine ilişkin kararın Özel Dairece; "Söz konusu atıkların ... firmasına ait olduğu ve sanıklardan ...'ın ... isimli şirketin genel müdürü, sanık ...'ın aynı şirkette üretim şefi ve sanık ...'in arıtma sorumlusu olarak görev yaptığı bu nedenle atıkların alıcı ortam olan toprağa verilmesi ve bu eylemden kaynaklanabilecek tehlikeyi veya zararlı neticeyi önleme yükümlülüklerinin söz konusu fıkranın yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihi itibari ile devam ettiği ve atılı suçun neticesi harekete bitişik suçlardan da olmadığı, sanıkların ... Beldesi'nde faaliyet gösteren ilaç fabrikasında işletme sonucu oluşan atıkların 2000 adet çuval ve 640 varil içerisinde ... ve ... Dere Yatağı mevkiinde toprağa gömülmesini sağlayarak çevreyi kasten kirlettikleri anlaşılmıştır." açıklaması ile onandığı anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Anayasa'nın "Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları; "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir." biçiminde düzenlenmiştir. Bu kapsamda, TCK'nın "Ceza Kanununun amacı" başlıklı 1. maddesindeki; "Ceza Kanununun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir. Kanunda, bu amacın gerçekleştirilmesi için ceza sorumluluğunun temel esasları ile suçlar, ceza ve güvenlik tedbirlerinin türleri düzenlenmiştir." şeklinde getirilen düzenleme ile de çevrenin korunması ceza kanununun temel amaçları arasında sayılmıştır. TBMM Adalet Komisyonunun 08.03.2004 tarihli ve 1/593-60 sayılı raporunda Hükûmet Tasarısı'nda bulunmayan yeni suç tanımlarına yer verildiği belirtildikten sonra; "Çevrenin kirletilmesi fiilleri, hâlen yürürlükte olan Çevre Kanununa göre sadece idari yaptırımı gerektirmektedir. Hâlbuki çağdaş ceza kanunlarında, ekolojik dengenin bozulmasına neden olması ve çevrede kalıcı etkiler doğurması bakımından bu fiillerin suç olarak tanımlanması yoluna gidilmiştir. Yakın tarihlerde ülkemizde yaşanan kimyasal veya radyoaktif madde atık ve artıklarıyla dolu varillerin yurt dışından gelen gemilerle sahillerimize bırakılması ve hatta, bu tür maddelerle yüklü gemilerin karasularımızda kendi hâline terk edilmesi olayları, toplum olarak çevre kirliliğine karşı duyarlılığımızın artmasına neden olmuştur. Bu duyarlılığın sonucu olarak, çevrenin kasten veya taksirle kirletilmesi fiilleri, Komisyonumuzda yapılan çalışmalarda suç olarak tanımlanmıştır." denilmek suretiyle TCK'da çevre suçlarının düzenlenmesinin nedeni açıklanmıştır. Çevre suçları, 5237 sayılı TCK'nın "Topluma Karşı Suçlar" kısmında "Çevreye Karşı Suçlar" başlığı altında yeni bir suç tipi olarak düzenlenmiş olup 765 sayılı TCK'da böyle bir suç tipi bulunmamaktaydı. TCK'nın "Çevrenin kasten kirletilmesi" başlıklı 181. maddesi; "(1) İlgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkları toprağa, suya veya havaya kasten veren kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Atık veya artıkları izinsiz olarak ülkeye sokan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza iki katı kadar artırılır. (4) Bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan fiillerin, insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atık veya artıklarla ilgili olarak işlenmesi halinde, beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına ve bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Bu maddenin iki, üç ve dördüncü fıkrasındaki fiillerden dolayı tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur." şeklindedir. Anılan maddenin gerekçesinde; "Madde metninde çevrenin kasten kirletilmesi fiilleri suç olarak tanımlanmıştır. Böylece, kişilerin sağlıklı bir çevrede yaşama hakları korunmuş olmaktadır. Maddenin birinci fıkrasına göre, bu suç, atık veya artıkları toprağa, suya veya havaya kasten verilmesiyle oluşur. Ancak, atık ve artıkların ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere uygun olarak doğal ortama bırakılması hâlinde, hukuka aykırı bir davranışın varlığından ve dolayısıyla bu suçun oluştuğundan söz edilemez. Bu teknik usuller, çevreyi korumaya yönelik kanunlarla belirlenmelidir. Ayrıca, kirletme dolayısıyla ceza yaptırımı uygulanabilmesi için, bunun çevreye zarar verecek boyutta olması gerekir. Maddenin ikinci fıkrasında, atık veya artıkların izinsiz olarak ülkeye sokulması, suç olarak tanımlanmıştır. Üçüncü fıkraya göre; bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların konusunu oluşturan atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi, verilecek cezanın artırılması sebebini oluşturmaktadır. Atık veya artıkların niteliği bu suçlar açısından daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir. Dördüncü fıkrada ise, bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların konusunu oluşturan atık veya artıkların diğer birtakım özellikleri, bu suçlar açısından daha ağır cezayı gerektiren ayrı bir nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir. Bu hükmün uygulanabilmesi için, suç konusu atık ve artıkların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olması gerekir. Beşinci fıkrada, iki, üç ve dördüncü fıkralarda tanımlanan suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağı kabul edilmiştir." açıklamalarına yer verilmiştir. Çevrenin kasten kirletilmesi suçu ile toplumun sağlıklı bir çevrede yaşam hakkı korunmaktadır. TCK'nın 181. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçun oluşması için sanığın ilgili kanunlarda belirtilen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkları toprağa, suya veya havaya verme hareketini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Suçun oluşabilmesi için, teknik usullere aykırı olarak atık veya artıkların çevreye aktarılması dışında, bu eylemin çevreye zarar verici nitelikte olması da gereklidir. Zararın gerçekleşmesi, bu suçta unsur olmadığı gibi cezalandırma şartı da değildir. Bu bakımdan çevrenin kasten kirletilmesi suçu bir somut tehlike suçudur. Dolayısıyla çevresel değerlerin somut bir tehlikeye maruz bırakılması suçun oluşumu bakımından yeterlidir (Zeki Hafızoğulları-Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Topluma Karşı Suçlar, AS-A Yayıncılık, 4. Baskı, Ankara 2022, s. 60; Ahmet M. Güneş, Çevre Hukuku, Adalet Yayınevi, 6. Baskı, Ankara 2024, s. 278). Uyuşmazlık konusu ile ilgisi bakımından TCK'nın 181. maddesinin dördüncü fıkrasında, anılan maddenin birinci ve ikinci fıkralarında tanımlanan suçların konusunu oluşturan atık veya artıkların başka bir takım özellikleri itibarıyla daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. Buna göre, suç konusu atık veya artıkların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olması hâlinde, beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına ve bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunacaktır. Eylemin niteliği bakımından ise söz konusu maddenin birinci ve dördüncü fıkraları arasında bir ayrım bulunmamaktadır. Diğer yandan, TCK'nın "Yürürlük" başlıklı 344. maddesinde; "Bu Kanunun; a) 'İmar kirliliğine neden olma' başlıklı 184 üncü maddesi yayımı tarihinde, b) 'Çevrenin kasten kirletilmesi' başlıklı 181 inci maddesinin birinci fıkrası ile 'Çevrenin taksirle kirletilmesi' başlıklı 182 nci maddesinin birinci fıkrası yayımı tarihinden itibaren iki yıl sonra, c) Diğer hükümleri 1 Haziran 2005 tarihinde, yürürlüğe girer." hükmü getirilmiştir. Bu hükme göre TCK'nın 181. maddesinin birinci fıkrası hükmü TCK'nın Resmî Gazete'de yayımlandığı 12.10.2004 tarihinden iki yıl sonra yani 12.10.2006 tarihinde, uyuşmazlık konusu olaya ilişkin dördüncü fıkrası ise 01.06.2005 tarihinde yürürlük kazanmıştır. Ayrıca, 11.08.1983 tarihli ve 18132 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun "Kirletme yasağı" başlıklı 8. maddesi; "Her türlü atık ve artığı, çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır. Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle; kirlenmenin meydana geldiği hallerde kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler.", "Kirletenin sorumluluğu" başlıklı 28. maddesi; "Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı kusur şartı aranmaksızın sorumludurlar. Kirletenin, meydana gelen zararlardan ötürü genel hükümlere göre de tazminat sorumluluğu saklıdır.", "İlkeler" başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının suç tarihi itibarıyla (e) bendi; "İstisnaî durumlar saklı olmak üzere kirlenmenin önlenmesi, sınırlandırılması ve mücadele için yapılan harcamaların kirleten tarafından karşılanması esastır." Şeklinde düzenlenmiştir. Çevrenin kasten kirletilmesi suçuna ilişkin olarak yapılan açıklamalardan sonra bu aşamada ani ve kesintisiz suç kavramları ile suçun ihmali davranışla işlemesi konusu üzerinde durulması gerekmektedir. Tipikliğin gerçekleşmesi ile tamamlanan ve aynı zamanda biten diğer bir ifade ile icrası devam etmeyen suçlara anî suç, suçun unsuru olarak gösterilen hareketin yapılmasıyla tamamlanan ancak icrası devam eden suçlara mütemadi suç adı verilmektedir. Kesintisiz suçlarda ihlal bir anda olup bitmemekte, zaman içinde failin iradesi veya üçüncü kişilerin müdahalesi ile kesintiye uğrayıncaya kadar devam etmektedir. Failin iradi davranışının kesintiye uğradığı anda ise temadi bitmekte yani suç işlenmiş olmaktadır. Bu aşamadan sonra eyleme devam edilmesi ise yeni bir suç oluşturacak ve fail hakkında her iki eylemi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin mi yoksa gerçek içtima kurallarının mı uygulanacağı somut olayın özelliklerine göre belirlenecektir. Mütemadi suç, bir suçun kanuni tanımda gösterilen hareketin icrasının devam ettiği suçlardır. Mütemadi suçlar baştan itibaren ihmali hareketle gerçekleştirilebileceği gibi, icrai hareketle başlanan suç ihmali hareketle de sürdürülebilir. Aynı şekilde ihmali bir hareketle başlanan bir mütemadi suçun icrai hareketle devamı da mümkündür. Mütemadi suçların tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Ceza hukuku kurallarının zaman bakımından uygulanması konusunda mütemadi suç, ani suçtan farklılık gösterdiğinden ve mütemadi suç, temadinin bittiği anda işlenmiş olacağından, o anda hangi kanun yürürlükte ise o kanun uygulanır. Diğer taraftan, hukuk normları, yasaklayıcı ve emredici normlar olmak üzere, iki şekilde ortaya çıkmaktadır. Sadece icrai bir hareketle ihlal edilebilecek olan ve belirli bir hareketin yapılmasının istenmediği yasaklayıcı normlarda, yasaklanan hareketin yapılması sonucunda bir hak ihlali gerçekleşmektedir. Örneğin; TCK'nın 81. maddesinde yer alan öldürmeyi yasaklayan norm bir kimsenin öldürülmesiyle ihlal edilmiş olacaktır. Emredici normlarda ise, belirli bir hareketin yapılması yasaklanmamakta, aksine belirli bir hareketin yapılması emredilmektedir. Bu emredici kurala uyulmaması başka bir anlatımla yapılması emredilen hareketin yerine getirilmemesi sonucunda haksızlık meydana gelmekte yani kanunda tanımlanan suç ihmali hareketle işlenmektedir. Örneğin; TCK'nın 98. maddesinde düzenlenen, kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hâl ve şartların elverdiği ölçüde yardım etmemek ya da durumu derhal ilgili makamlara bildirmemek şeklindeki suç, emredici normun istediği şekilde davranılmamış olması nedeniyle yani ihmali hareketle oluşmaktadır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2015, 8. Baskı, s. 366-367.). Emredici norma aykırı davranılmasıyla işlenen ihmali suçlar öğretide gerçek ihmali suçlar ve gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlar olarak iki kategoride değerlendirilmektedir. Gerçek ihmali suçlar; kişinin kanunda tanımlanan icrai davranışı kasten yapmamasıyla oluşmakta olup suçun gerçekleşmesi için ayrıca neticenin de gerçekleşmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. TCK'nın 98. maddesindeki; "yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi", 175. maddesindeki; "akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali", 176. maddedeki; "inşaat veya yıkım faaliyeti sırasında, insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli olan tedbirlerin alınmaması", 177. maddesindeki; "gözetimi altında bulunan hayvanın kontrol altına alınmasında ihmal gösterilmesi", 178. maddesindeki; "herkesin gelip geçtiği yerlerde yapılmakta olan işlerden veya bırakılan eşyadan doğan tehlikeyi önlemek için gerekli işaret veya engellerin konulmaması", 257/2. maddesindeki; "görevin gereklerinin yapılmasında ihmal veya gecikme gösterilmesi", 278. maddesindeki; "işlenmekte olan bir suçun yetkili makamlara bildirmemesi", 279. maddedeki; "kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunulmasının ihmal edilmesi veya bu hususta gecikme gösterilmesi", 280. maddesindeki; "sağlık mesleği mensubunun görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmemesi veya bu hususta gecikme göstermesi", 284. maddesindeki; "hakkında tutuklama kararı verilmiş olan veya hükümlü bir kişinin bulunduğu yerin bildiği hâlde yetkili makamlara bildirilmemesi" gerçek ihmali suçlardandır. Gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlar ise neticenin önlenmesi bakımından hukuki yükümlülük altında bulunan fail tarafından kanunda tanımlanan neticenin meydana gelmesinin engellenmemesi şeklinde işlenen suçlardır. Bu nedenle kanunda düzenlenen ve kural olarak icrai bir hareketle işlenen suçun ihmali bir hareketle de işlenmesine gerçek olmayan ya da görünüşte ihmali suç denilmektedir. Öğretide neticenin meydana gelmesinin engellenmesi yükümlülüğü "garanti yükümlülüğü" ya da "garantörlük" olarak da adlandırılmaktadır. Kişinin yerine getirmekle yükümlü olduğu, başka bir anlatımla garanti yükümlülüğü altında bulunan davranışı gerçekleştirmemesi nedeniyle meydana gelen neticeden sorumlu tutulabilmesi için söz konusu yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması zorunludur. TCK'nın 83. maddesinde düzenlenen; "kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi" ile 88. maddesinde düzenlenen; "kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi" gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlardandır (Kayıhan İçel-Füsun Sokullu Akıncı-İzzet Özgenç-Adem Sözüer-Fatih Selami Mahmutoğlu-Yener Ünver, Suç Teorisi (2), İstanbul, 2004, 3. Baskı, s. 62; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2015, 11. Baskı, s. 221-231; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2015, 8. Baskı, s. 370-390; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2015, 18. Baskı, s. 164-175; ... Emin Artuk-Ahmet Gökçen-Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2015, 9. Baskı, s. 240-246). B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme Sanıkların, ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde, insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneklerinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atıkları toprağa doğrudan vermek suretiyle çevrenin kasten kirletilmesi suçunu işledikleri konusunda herhangi bir uyuşmazlık bulunmayan olayda; Çevrenin kasten kirletilmesi suçunun somut tehlike suçu olduğu, dolayısıyla bu suçun oluşumu bakımından çevresel değerlerin bir tehlikeye maruz bırakılmasının gerektiği, sanıkların suça konu atıkları toprağa en son 25.03.2005 tarihinde verdikleri, suçun ihbar sonucu 27.03.2006 tarihinde öğrenildiği ve atıkların ilgili kurumlarca 23.04.2006 tarihi itibarıyla topraktan bertaraf edildiği, 12.10.2004 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanan 5237 sayılı TCK'da ilk defa çevrenin kasten kirletilmesi eylemlerinin suç olarak kabul edildiği 181. maddenin uyuşmazlık konusunu ilgilendiren dördüncü fıkrasının suçun öğrenilmesinden ve atıkların bertaraf edilmesinden önce 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girdiği hususları birlikte dikkate alındığında; çevre bakımından sanıkların neden oldukları somut tehlikenin, eylemlerinin suç olarak kabul edilmesinden sonra da devam ettiği ve sanıklara isnat edilen çevrenin kasten kirletilmesi suçunun unsurlarının oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "Sanıkların, ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde, insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneklerinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atıkları, en son 25.03.2005 tarihinde toprağa doğrudan vermek suretiyle çevrenin kasten kirletilmesi eylemini işledikleri, iş bu atıkların 23.04.2006 tarihi itibarıyla topraktan bertaraf edildiği konusunda sayın çoğunlukla aramızda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Aramızdaki uyuşmazlık, 25.03.2005 tarihinde icra olunan eylemin, bu tarih itibarıyla kanunda suç olarak düzenlenip düzenlenmediği noktasında toplanmaktadır. İhtilaf konusu ile doğrudan irtibatı nedeniyle kanunilik ilkesi üzerinde kısaca durmak gerekmiştir. Konu ile ilgili hukuki düzenlemeler şöyledir; ANAYASA 'Suç ve cezalara ilişkin esaslar Madde38- Kimse, işlediği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz...'. İHAS 'Madde 7 Cezaların yasallığı Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal ve uluslararası hukuka göre bir suç sayılmayan bir fiil veya ihmalden dolayı mahkum edilemez...'. TCK 'Suçta ve cezada kanunilik ilkesi Madde 2-(1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz...', 'Zaman bakımından uygulama Madde 7-(1) İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz...'. Kanunilik ilkesi, ceza hukukunun en temel ve evrensel ilkesidir. Olağanüstü dönemler de dahil olmak üzere istisnasız ve tavizsiz uygulanması gereken bir ilke, mutlak haklar arasında korunmaya mazhar bir haktır. Hukuk devleti olmanın, hukuk güvenliğinin de asgari gerekleri arasında yer alan ilke ile korunmak istenen, hiç şüphesiz ki kamu idaresinin keyfiliği karşısında korumasız olan bireylerdir. Hiç kimse, daha önce suç olarak düzenlenmemiş fiiller bakımından davranışlarını düzenleme ve yönlendirme yükümlülüğü altına sokulamaz. Yukarıda yer verilen hukuk metinleri yoruma mahal bırakmayacak açıklıktadır. Doğrudan temel haklara mümas bulunması nedeniyle hak ve özgürlükler aleyhine genişletici yoruma da tabi tutulamazlar. Diğer taraftan, esas itibarıyla bir hakkı koruyan her ceza normu aynı zamanda bir haksızlık oluştursa da her haksızlık, kanun vazıının suç ve ceza politikası gereğince suç olarak düzenlenmez. 'Ceza hukukunun son çare olması' prensibi de bu politikayı zorunlu kılar. Hatta kimileyin ülkenin sosyoekonomik koşulları göz önünde tutularak düzenlenmiş ve kabul edilmiş ceza normlarının yürürlük tarihlerinin ertelenebildiğini görmek mümkün olmaktadır. Zira parlamentonun çıkardığı her kanunun, mahkemenin verdiği her kararın kabul edilip hayatiyetini sürdürmesi, maşeri vicdanda ma'kes bulmasına bağlıdır. Çevrenin önemi görüşümüzün konusu değildir. Ancak çevre bilinci, kültürü ve bu değerin hukuki himayeye kavuşturulması, diğer değerlerin koruma ve güvence altına alınma serüvenimizle paralel seyretmiştir. Bu cümleden olarak; mesela çevrenin kasten kirletilmesi, 5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden önce, ne 765 sayılı TCK'da ne de özel yasalarda suç olarak yer almıştır. Çevrenin kasten kirletilmesi suçu ilk kez 5237 sayılı TCK'nın 181. maddesinde şöyle düzenlenmiştir; 'Çevrenin kasten kirletilmesi Madde 181-(1) İlgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkları toprağa, suya veya havaya kasten veren kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Atık veya artıkları izinsiz olarak ülkeye sokan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza iki katı kadar artırılır. (4) Bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan fiillerin, insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atık veya artıklarla ilgili olarak işlenmesi halinde, beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına ve bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Bu maddenin iki, üç ve dördüncü fıkrasındaki fiillerden dolayı tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.'. Suçun unsurları ile ilgili olarak gerekçe bölümünde yapılan açıklamalar tekrar edilmeyecektir. Normun yürürlük tarihi ise sorunlu bir özellik arz etmektedir. Şöyle ki; suçun temel şeklini düzenleyen TCK'nın 181. maddesinin birinci fıkrası, kanunun Resmî Gazete'de yayımlandığı 12.10.2004 tarihinden iki yıl sonra, yani 12.10.2006 tarihinde; uyuşmazlık konusu olaya ilişkin dördüncü fıkrası ise 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Şu hâle göre, suçun nitelikli hâlini düzenleyen ve unsurları bakımından doğrudan birinci fıkraya atıf yapan dördüncü fıkranın yürürlükte olduğu 01.06.2005-12.10.2006 tarihleri arasında, birinci fıkranın yürürlükte olmadığı görülecektir. Bunun sebebinin, kanunun ikinci ve özellikle bu fıkra ile irtibatlı üçüncü fıkrasının 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş olmasıdır. Ezcümle üçüncü fıkra kapsamında kalan eylemler bakımından 01.06.2005-12.10.2006 tarihleri arasında nasıl bir yöntem uygulanacağı da belirsizdir. Zira anılan fıkranın atıf yaptığı birinci fıkra bu süreçte yürürlükte değildir. Düzenlemeye göre, kanun vazıının maksadının, suçun konusu itibarıyla nitelikli şekillerinin, kanunun ikinci fıkrasındaki 'atık veya artıkları izinsiz olarak ülkeye sokmak' hâli yönünden 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi, diğer durumlarda ise bir oryantasyon sürecine müsaade ettiği söylenebilir. Maamafih, kanun koyucu 5237 sayılı TCK'nın 181. maddesinin birinci fıkrasında, ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkları toprağa, suya veya havaya kasten verilmesini çevrenin kasten kirletilmesi suçunun temel şekli olarak düzenlenmiş, suç konusu atık veya artıkların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olması hâlini ise aynı maddenin dördüncü fıkrasında nitelikli bir hâl olarak kabul etmiştir. Maddenin gerekçesinde de birinci fıkraya göre, suçun atık veya artıkları toprağa, suya veya havaya kasten verilmesiyle oluşacağına vurgu yapılmıştır. Madde metni ile gerekçesi bir arada değerlendirildiğinde suçun ani hareketli bir suç olduğunu ve atık ya da artığın bir defa dahi olsa toprağa, suya veya havaya verildiği anda suçun oluşacağını söylemek mümkündür. (Sezin Duygu Tuncer-Mithat Burak Başkale, Çevre Ceza Hukukunda Zaman, Ankara Üni. Hukuk Fak. Dergisi, 65/4, s. 3699.). Çevrenin kasten kirletilmesi suçunda fiil, kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkların alıcı ortam olan toprak, su veya havaya kasten verilmesinden ibarettir. Buna göre suç, atık veya artıkların bir defa alıcı ortama verilmesiyle gerçekleşmektedir. Eylemin sadece bir kez gerçekleşmesi bile suçu oluşturacaktır. (Sacit Yılmaz, Çevre Hukuku Bağlamında Türk Ceza Kanunundaki Çevre Suçları, Adalet Yayınevi, 3. Baskı, Ankara 2024, s.144-145; Gökhan Taneri, Çevreye Karşı Suçlar, Seçkin Yayınları, Ankara 2021, s. 61.). Yargıtay 4. Ceza Dairesi de başta 24.12.2024 tarihli ve 10190-17718, 26.11.2024 tarihli ve 9224-15314, 17.10.2023 tarihli ve 15741-22692, 25.10.2022 tarihli ve 12028-20784, 19.10.2021 tarihli ve 18021-24829 sayılı olmak üzere birçok kararında; 'Türk Ceza Kanunu'nun 181/1. maddesinde suç olarak düzenlenen atık veya artıklarla çevrenin kasten kirletilmesi fiili, kanunlarda belirtilen teknik usullere aykırı olarak, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların alıcı ortamlar olan toprak, su ve havaya kasten verilmesidir. Buna göre suç, atık veya artıkların teknik usullere aykırı olarak bir defa alıcı ortama verilmesiyle oluşacaktır.' açıklaması ile çevrenin kasten kirletilmesi suçunun ani suç olduğuna vurgu yapmıştır. Daire kararlarına göre kural olarak, atık veya artığın alıcı ortamlardan birine bırakıldığı tarih, suçun işlendiği tarihtir. Görüldüğü üzere, TCK'nın 181. maddesinde düzenlenen çevreye karşı suçlar, ani suç olarak düzenlenmiş somut tehlike suçlarıdır. Kanunda kabul edilen fiilin gerçekleştirildiği anda suç oluşmakta ve tamamlanmaktadır. Esas itibarıyla eylemin icrası, ani hareketle gerçekleşip tamamlanmış olmakta, hareketin temadi etmediğinde bir kuşku bulunmamaktadır. Suç bir netice suçu değil ve fakat bir somut tehlike suçu olduğuna göre, neticenin temadi ettiğinden de bahsetmek mümkün değildir. Bu eylemin ortaya koyduğu potansiyel/yakın tehlikenin meydana getireceği mümkün ve muhtemel tehlikenin vücut vereceği neticeden sorumluluk ise başka bir mes'eledir. Bu açıklamalar ışığında somut değerlendirildiğinde; 5237 sayılı TCK'nın 181/1 ve 4. maddesinde düzenlenen 'çevrenin kasten kirletilmesi' suçunun, ani hareketli bir somut tehlike suçu olduğu olduğu, 5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden önce ne 765 sayılı TCK'da ne de özel yasalarda böyle bir suça yer verildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların 25.03.2005 tarihinde gerçekleştirdikleri fiillerinin, kanunda suç olarak tanımlanmaması nedeniyle beraatlerine karar verilmesi gerekir." gerekçesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan on bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle, Karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.03.2025 tarihinde yapılan ilk müzakerede yeterli yasal çoğunluk sağlanamadığından 09.04.2025 tarihli ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2022/577, K. 2025/160, T. 09.04.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2022-577-e-2025-160-k-24b8fd9a64d4