Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/49 E. 2024/219 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2022/49
- Karar No
- 2024/219
- Karar Tarihi
İTİRAZ İtirazname No : 2021/126292 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 6. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2686-1156 I. HUKUKÎ SÜREÇ Nitelikli hırsızlık suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142/2-h, 143, 62/1, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca iki kez 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Siirt 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 30.05.2017 tarihli ve 534-477 sayılı hükümlere yönelik olarak sanık ve müdafiince istinaf talebinde bulunulması üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesince duruşma açılarak 16.05.2018 tarih ve 2686-1156 sayı ile; hükümlerin kaldırılmasına, sanığın nitelikli hırsızlık suçundan TCK'nın 142/2-h, 143/1, 62/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca iki kez 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ancak aleyhe istinaf talebi olmadığından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 283/1. maddesi uyarınca sonuç olarak 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir. Hükümlerin sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 15.11.2018 tarih ve 5362-15990 sayı ile; "5271 sayılı CMK'nın 294. maddesinde düzenlenen, 'Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.' şeklindeki düzenlemede gözetilerek sanık ... müdafii ile sanık ...'in temyiz dilekçelerinde herhangi bir sebep göstermediklerinin anlaşılması," nedeniyle temyiz talebinin reddine karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 24.11.2021 tarih ve 126292 sayı ile; "Sanık ...'in yukarıda belirtilen 28.05.2018 tarihli dilekçesinin, mahkûmiyet hükmü ile gerekçenin uyuşmadığına yönelik ve CMK'nın 289/1-g bendindeki 'hükmün 230. madde gereğince gerekçe içermemesi' kapsamında kesin hukuka aykırılık hâllerine ilişkin olması nedeniyle temyiz isteminin incelenmesi gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 22.12.2021 tarih ve 24746-20209 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU VE KAPSAMI İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında nitelikli hırsızlık suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın temyiz dilekçesinin bir temyiz nedeni içerip içermediğinin belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Siirt Cumhuriyet Başsavcılığınca 08.12.2016 tarihli ve 1298-868 sayılı iddianame ile sanığın nitelikli hırsızlık suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, sanığın nitelikli hırsızlık suçundan TCK’nın 142/2-h, 143, 62/1, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca iki kez 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verildiği, Hükümlerin, sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda sanığın nitelikli hırsızlık suçundan TCK'nın 142/2-h, 143/1 ve 62. maddeleri uyarınca iki kez 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ancak aleyhe istinaf talebi olmadığından CMK'nın 283/1. maddesi uyarınca sonuç olarak 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Söz konusu kararın sanık tarafından temyiz edildiği ve sanığın 22.05.2018 tarihli temyiz dilekçesinde; "Sayın Başkanım; suçsuz yere bana büyük bir ceza verdiler. Suçu işleyen şahıs bana iftira attığını mahkemede ısrarla getirmesine rağmen bana bu ceza verildi. Bu da beni ve ailemi çok ama çok mağdur etmiştir. Çünkü; her ne kadar tutuksuz ceza verilmişse de dosya içerisinde para cezası verilmiş ve bu para cezası için temyiz hakkı verilmeden yerinde onaylayarak infazımı yakmıştır. Hiçbir delil olmadığı halde bana iftira attığını açıkça dile getirmesine rağmen infazımın yanmasına sebep olan bu karar beni ve ailemi çok mağdur etmiştir. Ben infaz sürecinde idim. Tövbe etmiş, nişanlanmıştım. Ancak bu karar hayatımı alt üst etmiştir. Suçsuzluğumun görülmemesi halinde; nişanım bozulacak ve geleceğe dair bütün umutlarım ve hayallerim tükenecektir. Siz büyüklerimin bunları göz önünde bulundurmasını ve işlemediğim bir suçtan dolayı geleceğimin kararmasına izin vermeyeceğinize olan inancım gereği bu dosyayı temyiz ediyorum. Beraatimi talep ediyorum." şeklinde, 28.05.2018 tarihli temyiz dilekçesinde; "Sayın başkanım; bana suçsuz yere büyük bir ceza verildi. Suçu işleyen kişi bana iftira attığını hem yerel mahkemede hemde, bölge adliye mahkemesinin Segbisle yaptığı duruşmada açık açık dile getirmesine rağmen, neden bana böyle bir ceza veriliyor anlamış değilim. Ben yeni nişanlanmıştım. Eğer cezaevine girmeseydim evlenecektim. Ben ve ailem çok ama çok mağdur durumdayız. Telafisi mümkün olmayan hasarlar olabilir. Buna izin vermemenizi bekliyorum. Çünkü; burada tek mağdur ben değilim. Ben, nişanlım ve ailelerimizin geleceği söz konusudur. Bu konuda yardımcı olmanızı bekliyorum. Bu gerekçelerle dosyayı temyiz ediyorum." biçiminde açıklamaların yer aldığı, Özel Dairece yapılan inceleme sonucunda sanığın temyiz dilekçesinde herhangi bir sebep göstermemesi nedeniyle temyiz isteminin CMK'nın 298. maddesi uyarınca reddine karar verildiği, Anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun "Temyiz istidası ve ihtiva edeceği noktalar" başlığını taşıyan 313. maddesi; "Temyiz eden taraf hükmün hangi cihetine itiraz ve neden dolayı bozulmasını taleb etmekte olduğunu temyiz istidasında veya beyanında veyahut layihasında gösterir. Temyiz için istinad edilen sebeplerde muhakeme usulüne müteallik hukuki bir kaideye mi yoksa kanuni diğer hükümlere mi, muhalefet etmiş olmasından dolayı itiraz olunduğu gösterilir. Birinci hâlde kanuna muhalif olan vak’alar izah olunur.", CMK'nın "Temyiz nedeni" başlığını taşıyan 288. maddesi; "(1) Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. (2) Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.", "Temyiz başvurusunun içeriği" başlığını taşıyan 294. maddesinin ilk fıkrası; "(1) Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. (Ek cümle:2/3/2024-7499/20 md.) Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir.", "Temyiz isteminin reddi" başlıklı 298. maddesi; "(1) Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa, temyiz istemini reddeder.", "Temyizde incelenecek hususlar" başlığını taşıyan 301. maddesi ise; "(1) Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.", Hükümlerine yer vermektedir. Bölge adliye mahkemelerinin Türk yargı sistemine dâhil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir durum ve anlayış ortaya çıkmıştır. İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı başvurulabilen, hatta başvuru olmasa da bir kısmı için resen öngörülen bir kanun yolu (CMK'nın 272/1. maddesi) olarak istinafta, hem maddi vakıa denetimi hem de hukuki denetim yapılabilmekte, sebep gösterilmese de ilk derece mahkemesi hükmü, bir bütün olarak incelenmekte, varsa hukuka aykırılıklar resen belirlenerek, kural olarak yeniden yapılacak yargılama ile ıslah edilmekte iken, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerini konu edinen temyiz yolu, bir hukuki denetim mekanizması olarak öngörülmüş, temyiz merciinin yetkisi de, kural olarak Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerince verilen kararların, maddi ceza hukuku ve muhakeme hukuku normlarının kullanılması bakımından hukuka aykırılık taşıyıp taşımadıklarının incelenmesi ile sınırlanmış (CMK'nın 288/1 ve 294/2. maddeleri), hukuka aykırılık, aynı kanun maddesinin ikinci fıkrasında; "Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması" olarak tanımlanmıştır. Usulüne uygun olarak açılmış bir temyiz davasının varlığı; kararın/hükmün temyiz edilebilir olması (CMK. madde 286), temyiz edenin buna hakkının bulunması (CMK. madde 260-262), başvurunun süresi içinde yapılması (CMK. madde 291) ve temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermesi (CMK. madde 294) şartlarına bağlanmış, bu şartların herhangi birinin bulunmadığı/yerine getirilmediği hâllerde temyiz isteminin reddine karar verileceği hükme bağlanmıştır (CMK. madde 298). Bu cümleden olarak; "Hükmü temyiz ediyorum.", "Resen dikkate alınacak nedenlerle temyiz ediyorum", "Hükmün bozulmasını istiyorum", "Hüküm usul ve kanuna aykırıdır." şeklindeki ifadelerden ibaret başvuruların, usulüne uygun bir sebep/gerekçe oluşturmadığı açıktır. Temyiz sebebi ise, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir (CMK'nın 294/2. maddesi). Yargıtay, resen temyiz ve tüm hukuka aykırılıkları resen tespiti yöntemlerinden vazgeçilen yeni sistemde, CMK'nın 289. maddesindeki hâller dışında yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar (CMK'nın 301. maddesi) Kural olarak Yargıtay ilk mahkemenin yerine geçerek olaya (maddi vakıaya) ilişkin sorunları çözemez (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 14.12.1992 tarihli ve 1-5 sayılı kararı) Böylece öncelikle CMUK ile CMK'nın temyiz kanun yolunu düzenleyen hükümlerindeki benzerlik/kısmen ayniyetin, temyiz davasının açılma yöntemleri ile Yargıtayın kararı inceleme yetkisinin sınırları bağlamında, bölge adliye mahkemeleri kanun yolu sistemine hiç dâhil olmamış gibi davranılarak CMUK'un mer'i olduğu dönemdeki uygulamaların aynen sürdürülmesine gerekçe yapılamayacağı gözetilmelidir. Davasız yargılama olmayacağına göre temyiz incelemesi/yargılaması da usulüne uygun olarak açılmış bir temyiz davasının varlığını zorunlu kılar. CMK'nın 294. maddesi uyarınca temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermesi gerekmektedir. Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Hukuka aykırılık ise bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanmasıdır. Bu hukuk kuralından maksadın, öncelikle muhakeme hukukuna ve maddi ceza hukukuna ilişkin normlar olduğunda kuşku yoktur. Bunun yanında CMK'nın 288. maddesinin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde ise hukuka aykırılık ve hukuk kuralı, doktrin ve uygulama da benimsendiği üzere daha kapsamlı olarak; "Madde, 1412 sayılı Kanun'dan ayrılarak 'kanuna aykırılık' yerine daha geniş anlamlı ve amaca uygun olan 'hukuka aykırılık' sözcüklerine yer vermiştir. Yargılamanın konusunu oluşturan cezai uyuşmazlık çözüldükten ve maddi gerçeğe ulaşıldıktan sonra ilgili hukuk kuralının eksik veya yanlış uygulanması veya hiç uygulanmaması hukuka aykırılığı oluşturur. Hukuk kuralı deyimi, temel hukuk ilkelerini, yazılı olan veya olmayan hukuk kurallarını, yargılama hukukuna ilişkin kurallarla maddi hukuka ilişkin kuralların tümünü kapsar." şeklinde ifade olunmuştur. Fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediği maddi sorunu oluştururken sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturduğu kabul edilen fiile hangi cezanın verilmesi gerektiği, delillerin nasıl değerlendirildiği, nasıl yargılama yapıldığı, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, hükmün doğru oluşturulup oluşturulmadığı gibi hususlar ise hukuki soruna ilişkindir. Sübut da denilen maddi mesele, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin sözlülük ve doğrudan doğruyalık ilkelerini uygulayarak eylemi öğrenmesidir. Hukuki mesele ise olayın hukuk karşısındaki durumunu tespit etmek anlamına gelir. Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile, taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup, muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (M. Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey, aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Prof. Dr. Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. Silvia Tellenbach’a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermesi gerekmektedir. Bozulma nedenlerinin kapsamını, muhakeme hukukuna ve/veya maddi ceza hukukuna ilişkin normlara aykırılıklar oluşturacaktır. Böylece başvuruda (dilekçe, beyan ya da layihada) gösterilen nedenler/sebepler/gerekçe, bir yandan usulüne uygun temyiz davasını açan başvurunun zorunlu unsuru olmakta, diğer yandan da temyiz incelemesinin sınırlarını çizmektedir. Zira Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapacaktır (CMK'nın 301. maddesi). CMK'nın 301. maddesinin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde de vurgulandığı üzere; "Yargıtay, temyiz istemi yargılama hukukuna ilişkin kuralların uygulanmaması veya eksik veya yanlış uygulanmasından dolayı yapılmışsa bu olgular hakkında inceleme yapar." Dolayısıyla temyiz başvurusunda bu husus açıkça ileri sürülmeli, bunu belirten olaylar ve olgular da açıkça anlatılmalıdır. Muhakeme hukukuna aykırılık iddiasına dayanan temyiz taleplerinde Yargıtay muhakeme normunun doğru uygulanıp uygulanmadığını, anlatılması istenen maddi olay üzerinden değerlendirecektir. Kararın hukuka, usule aykırı olduğunu ifade etmek, gerekli ve yeterli bir temyiz sebebi olarak kabul edilemez. Aksi hâlde soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin tarzı icrasına dair tutanaklarda da bir açıklığın bulunmadığı durumlarda iddianın denetlenme olanağı olmayacaktır. Usule ilişkin normlar maddi gerçeğe ve adalete erişme amacına hizmet eden birer vasıta olmakla, ancak bir bütün hâlinde yargılamanın adil olmadığı sonucunu doğuracak, yani hükmü etkileyecek nitelikteki ihlallerin bozma sebebi olacağı kuşkusuzdur. Kanun'un 289. maddesindeki mutlak hukuka aykırılık hâllerinin, hükmü doğrudan etkilediği kabul edildiğinden gösterilen usule aykırılık hâlleri ile çizilen inceleme sınırlarının da istisnasını oluşturdukları anlaşılmaktadır. Temyiz istemi, maddi hukuk kurallarına aykırılık sebebine dayanıyorsa, temyiz edenin yine usulüne uygun temyiz davasını açan başvurunun zorunlu unsuru olduğundan hukuka aykırılık sebeplerini de başvurusunda göstermesi gerekir. Ancak maddi hukuk normlarının anlam ve kapsamının ne olduğuna dair nihai yorum ve tespitin/maddi hukukun ne olduğunu nihai olarak söyleme yetkisinin, doğrudan mahkemelere ait olması nedeniyle gösterilen bu sebepler, usule ilişkin aykırılıklarda olduğu gibi temyiz incelemesinin sınırlarını çizemez. Yargıtay yalnız gösterilen hukuka aykırılıkları değil tüm maddi hukuka aykırılıkları tespit ederek temyiz edenin sıfatını da dikkate almak suretiyle hükmü bozar. Yargıtayın maddi hukuk normlarının tümünü göz önünde tutup inceleme yapması gerektiği hususu doktrinde de (Serap Keskin Kiziroğlu, Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda Temyiz Yasa Yoluna İlişkin Değişikliklere Bakış, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Kasım-Aralık, 2017, s. 182 vd.), savunulmaktadır. Erdem ve Kavlak'a göre,"...kararın hukuka aykırı olduğu ve bozulması gerektiği yönünde bir irade ortaya konulduğu sürece incelemenin maddi hukuka ilişkin tüm hukuka aykırılıklar yönünden yapılabileceği, bu bağlamda, Yargıtayın olayda meşru savunma koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle yapılan bir temyiz istemi karşısında bu istemi yerinde bulmasa bile haksız tahrikin koşullarının gerçekleştiği ve bu nedenle de cezanın indirilmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozabilir." (Mustafa Ruhan Erdem, Cihan Kavlak, Ceza Muhakemesinde Temyiz İncelemesinin Kapsamı ve Sınırları, Yargıtay Dergisi, Ekim, 2018, Sayı: 4, s. 1434 ve 1472), Çetintürk de; "Muhakeme hukukuna ilişkin aykırılıklardan farklı olarak, maddi hukuka ilişkin denetimin, hükmün tüm yönleriyle incelenmesini gerektirdiği, maddi hukukun yanlış uygulandığına ilişkin genel bir ifade içeren temyiz dilekçesinde açıkça ileri sürülmemiş olsa dahi, dosyaya yansıyan delillere göre suçun unsurlarının oluşmaması, sanığın suçu işlediğinin sabit olmaması, suçun vasfının yanlış belirlenmesi, suçun nitelikli hâllerinde yapılan hata sonucu cezanın yanlış belirlenmesi veya teşebbüs, iştirak, içtima, haksız tahrik ve şahsi cezasızlık sebepleri gibi maddi hukuka ilişkin hükümlerin yanlış uygulanması sonucu sanığın ceza alması veya almaması ya da hak ettiğinden az veya çok ceza alması durumlarında Yargıtayın bu hukuka aykırılığı bozma nedeni yapabileceği" (Ekrem Çetintürk, Ceza Muhakemesinde Temyiz Kanun Yolunda Maddi (Fiili) Sorunun İncelenmesi, Terazi Hukuk Dergisi, Mart 2019, s. 466-489) düşüncesindedir. Şu hâle göre, istemin; sanığın suçu işlediğinin sabit olmadığı (maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmediği), suçun unsurlarının oluşmadığı, suç vasfının yanlış belirlendiği, hukuka uygunluk nedenleri, teşebbüs, iştirak, içtima, haksız tahrik ve şahsi cezasızlık sebepleri gibi maddi hukuka ilişkin hükümlerin yanlış uygulanması nedeniyle sanığın hukuka aykırı biçimde cezalandırıldığı veya cezanın yanlış belirlendiği şeklindeki maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıklara dayanması durumunda Yargıtay, maddi hukuk normlarının anlam ve kapsamının ne olduğuna dair nihai yorum ve tespitin/maddi hukukun ne olduğunu söyleme nihai yetkisinin, doğrudan kendisine ait olması nedeniyle sebeple ve gerekçedeki hukuki nitelendirme ile bağlı olmaksızın, tüm hukuka aykırılıkları saptayarak hükmü bozacaktır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: Sanığın, 16.05.2018 tarihinde tefhim edilen Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik 22.05.2018 tarihli temyiz dilekçesinde; "Suçsuz yere bana büyük bir ceza verdiler. Suçu işleyen şahıs bana iftira attığını mahkemede ısrarla getirmesine rağmen bana bu ceza verildi... İşlemediğim bir suçtan dolayı geleceğimin kararmasına izin vermeyeceğinize olan inancım gereği bu dosyayı temyiz ediyorum. Beraatimi talep ediyorum." ifadelerine yer vererek, doğrudan olayın sübutuna ilişkin delillerin usulüne uygun bir değerlendirmeye tabi tutulmadığını ileri sürmüş ve maddi hukukla ilgili normların tatbikinde de isabet bulunmadığına işaret etmiş olmasına göre, maddi hukuka aykırılık iddiasının varlığı bakımından yeterli bir temyiz nedeni olarak değerlendirilmesi gerektiği ve açıklanan sebeplerle sanığın temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeninin bulunduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesinin 15.11.2018 tarihli ve 5362-15990 sayılı red kararının KALDIRILMASINA, 3- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilerek Özel Dairenin red kararının kaldırılmasına karar verilmesi nedeniyle; sanık hakkında verilen cezanın infazına başlanmış ise İNFAZININ DURDURULMASINA, yüklenen suçtan sanığın cezaevine alınmış olması hâlinde TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhâl salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA, 4- Dosyanın, sanık tarafından yapılan temyiz başvurusunun incelenmesi için Yargıtay 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.