Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/2300 E. 2026/3107 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/2300
Karar No
2026/3107
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1964 E., 2025/3232 K. DAVA TARİHİ : 12.10.2018 İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 42. ... Mahkemesi SAYISI : 2025/16 E., 2025/195 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Davalılar vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369/2 hükmü gereğince duruşma isteğinin miktardan reddi ile incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalılara ait ...'da bulunan şantiyesinde 05.03.2017-20.07.2018 tarihleri arasında genel toprak formeni olarak çalıştığını, en son aylık ücretinin net 1.800,00 Euro olduğunu, ... sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatları, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ile yıllık ücretli izin alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... İnş. AŞ (.......... Otoyol İnş. San. ve Tic. AŞ) vekili cevap dilekçesinde; uyuşmazlığa Rus hukukunun uygulanması gerektiğini, davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edilemeyeceğini, davacının müvekkili bünyesinde yalnızca 01.07.2017-14.08.2018 tarihleri arasında çalıştığını, davacıya tüm alacaklarının eksiksiz ödendiğini, davacının istifa ederek ... sözleşmesine son verdiğini savunarak davanın reddini istemiştir. 2. Davalı ... İnşaat Sanayi ve Ticaret AŞ (... Şirketi) vekili cevap dilekçesinde; davacı ile müvekkili Şirket arasında işçi işveren ilişkisi bulunmadığı gibi diğer davalı Şirketle de herhangi bir organik bağdan söz etmenin mümkün olmadığını, husumet itirazları olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ... sözleşmesinin davalı tarafından haklı ve geçerli bir neden bulunmaksızın sona erdirildiği, davacı tanıklarının işçinin ...'da bulunan şantiyelerde her iki Şirket tarafından birlikte istihdam edildiğini doğrulamalarına ve emsal kararlara göre işçilik alacaklarından davalı ... Şirketinin sorumlu olduğu, dava ve ıslah tarihi itibarıyla ... Federasyonu ... Kanunu’nun 392. maddesinde öngörülen 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı; ancak ıslah tarihinden itibaren 1 yıl geriye gidildiğinde davacının fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücret alacaklarının dava ile talep edilen miktarları aşan kısmının ıslah tarihi itibarıyla zamanaşımına uğradığı, puantaj kayıtlarına göre fazla çalışma ile hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil çalışmalarının tespit edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı işçinin davalı ... Otoyol İnş. San. ve Tic. AŞ'de (Eski ünvan: ... ... İnş. AŞ) geçen çalışmalarından kaynaklanan dava konusu alacaklarından davalı ... Şirketinin de sorumlu tutulmasında hata olmadığı, dosya içerisine işveren tarafından ibraz edilen puantaj kayıtları işçinin ihtirazı kayıtsız imzasını içermekte olup bu belgelerin aksinin yazılı delil ile ispatlanamadığı, bu hususta salt menfaat birliği içindeki tanık anlatımlarına itibar edilmesinin mümkün olmadığı, davacının hak kazandığı işçilik alacaklarının ... Federasyonu ... Kanunu'nda yer alan yasal düzenlemelere göre hesaplanmasının dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a. Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesi de dikkate alındığında somut uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanması gerektiğini, sözleşmenin Rusça ve İngilizce olduğunu, davacının bu dilleri bilmediğini, b. Rus hukukuna göre de ıslah edilen alacakların zamanaşımından reddinin hatalı olduğunu, c. ... kanunları gereği ek bir sürenin kendilerine verilmesi gerektiğini, d. Puantaj kayıtlarının ve diğer belgelerin gerçeği yansıtmadığını, bu belgelerin topluca imzalatıldığını, e. Bordro hilesi bulunduğunu, f. Reddedilen kısım için aleyhlerine vekâlet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür. 2. Davalı ... Şirketi vekili temyiz dilekçesinde; davanın davalı Şirket yönünden husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. 3. Davalı ... Otoyol İnşaat San. ve Tic. AŞ vekili temyiz dilekçesinde; a. Dava konusu alacakların Rus hukuku zamanaşımı süresine göre değerlendirilmesi gerektiğini, b. İhbar tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, c. Davacının hak kazandığı tüm alacakların ödendiğini, davacının müvekkili Şirketten alacağının bulunmadığını, d. Menfaat birliği içindeki tanık beyanlarına göre alacakların belirlenmesinin hatalı olduğunu, e. İmzalı ücret bordroları ve puantaj kayıtlarına itibar edilmesi gerektiğini, ücret miktarının hatalı tespit edildiğini, f. Davacının müvekkili Şirket nezdinde çalıştığı dönemin yanlış belirlendiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; uygulanacak hukuk, husumet, hizmet süresi, ücretin miktarı, ... sözleşmesinin feshi, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ispatı ve hesaplanması ile zamanaşımı ve vekâlet ücreti noktasındadır. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre taraf vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir ... sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir. Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır. Somut uyuşmazlıkta davacı işçi, davalının yurt dışında bulunan şantiyelerinde çalıştığını ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş; davalı işveren ise yasal süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesince davacının tüm çalışma dönemi bakımından Rus hukuku uygulanmak suretiyle yargılama sonuçlandırılmıştır. ... sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır. Somut uyuşmazlıkta davacının davalı işyerinde çalışması yönünden taraflar arasında ... sözleşmesi imzalanmış olup sözleşmenin dili Rusça ve İngilizcedir. Dosya kapsamına göre davacı işçinin Rusça veya İngilizce bildiği ispatlanamadığından hukuk seçimi geçersizdir. Tarafların hukuk seçimi anlaşması yapmadıkları veya yapılan hukuk seçimi anlaşmasının geçersiz olduğu dönemde ... sözleşmesine, kural olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukukunun uygulanması gerektiği 5718 sayılı Kanun’un 27/2 hükmünde genel bir kural olarak düzenlenmiştir. Burada yetkili kılınan hukuk, işçinin işini fiilen yerine getirdiği yer ülke hukukudur. Ancak 5718 sayılı Kanun’un 27/4 hükmünde düzenlenen daha sıkı ilişkili hukukun varlığı hâlinde bu hukuk uygulanabilir. Bu bağlamda tarafların tabiiyeti, sözleşmenin dili ve imzalandığı yer, işçinin tâbi olduğu ... sistemi, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin ödendiği yer, ... sözleşmesinin daha sıkı ilişkili hukuka özgü kurumlar (Örneğin Türk hukuku) gözetilerek yapılması, daha önceki (daha sıkı ilişkili hukukun uygulandığı) ... sözleşmesine gönderme yapılması gibi unsurların sözleşmenin hangi hukukla daha sıkı ilişkili olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması mümkündür. Davalı ... Otoyol İnş. San. ve Tic. AŞ yanındaki çalışmasında ...'da çalışan davacı işçi ile işveren davalıların tabiiyeti, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer ve ücretin Türkiye'de ödendiği dikkate alındığında hukuk seçimi anlaşması bulunmayan çalışma dönemi bakımından daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanarak dava konusu alacaklar hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir. 3. Bir davada davacı ve davalı olmak üzere daima iki taraf bulunur. Davada taraf olarak gösterilen bu kişilerin gerçekten o dava ile ilgili olup olmadığı ise taraf sıfatı ile ilgilidir. Sıfat, dava konusu sübjektif hak olan dava hakkı ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti, davayı takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka yöneliktir. Bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi kural olarak o hakkın sahibine ait olduğundan davacı sıfatı (aktif husumet), yani davacı olma yetkisi de o hakkın sahibine ait olacaktır. Bir sübjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek kişi ise o hakka uymakla borçlu olan kişiye (davalı sıfatı, pasif husumet) ait olacaktır (Baki Kuru, Medeni Usul El Kitabı, ..., 2020, C.I, s.332). Mahkemenin de taraflar arasındaki dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Somut uyuşmazlıkta dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile delillerin incelenmesinde; davacının ...'da çalıştığı, davacı ile ... sözleşmesi imzalayan Şirketin davalı ... Otoyol İnşaat San. ve Tic. AŞ olduğu, banka kayıtlarına göre davacıya 01.07.2017 tarihinden sonraki çalışma süresi boyunca ücret ödemelerinin anılan Şirket tarafından yapıldığı tespit edilmiştir. Dosya kapsamında davacının ... Şirketi ile diğer davalı tarafından birlikte istihdam edildiğine veya davalının davacıya karşı sorumluluğunu gerektirir bir başka hukuki ilişkinin varlığına dair delil bulunmamaktadır. Şu hâlde davalı ... Şirketi hakkında açılan davanın husumetten reddine karar verilmesi gerekmektedir. Bu husus gözetilmeden karar verilmesi de hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 4. Grup şirketleri veya holdingler bünyesinde yer alan çalışmalar açısından; çalışma hayatında işçinin sigorta kayıtlarında yer alan işverenin dışında grubun başka şirketlerine hizmet verdiği, yine işçinin bilgisi dışında birbiri ile bağlantısı olan bu şirketler tarafından sürekli giriş çıkışlarının yapıldığı sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Sadece şirketler arasında organik bağdan söz edilerek işçilik alacaklarından aralarında bağlantı bulunan işverenlerin birlikte sorumluluğuna gidilmesi veya birden fazla şirkette geçen çalışmalar için sadece bir şirketin sorumluluğunun yeterli görülmesi mümkün değildir. Belirtmek gerekir ki aynı gruba ait olan şirketlerin aralarında organik bağ bulunması olağandır. İşçilik alacaklarının belirlenmesi noktasında, kural olarak aynı gruba ya da holdinge bağlı farklı tüzel kişiliği haiz şirketlerde geçen hizmetlerin birleştirilmesi mümkün olmaz. Bu gibi durumlarda işçilik alacaklarının hesabında, hizmetlerin değerlendirilmesi ve işverenlerin sorumluluklarının belirlenmesi için şirketler/işverenler arasında işyeri devri, ... sözleşmesi devri, asıl işveren alt işveren ilişkisi veya birlikte istihdam olgularının bulunup bulunmadığının somut olarak belirlenmesi gerekir. Tüzel kişiler arasında sadece organik bağ bulunması, çalışma döneminin tamamına ilişkin alacaklardan işçinin çalışmış olduğu her bir tüzel kişinin müteselsilen sorumlu olması sonucunu doğurmaz. Zira sadece organik bağın varlığı tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir. Türk uyruklu kişilerin yabancı ülkelerde o ülke vatandaşları ya da şirketleriyle birlikte kurdukları şirketler aracılığıyla aldıkları işler kapsamında çalıştırdıkları Türk işçilerinin alacaklarından yabancı kişinin şirketteki pay durumuna göre Türk firmasının sorumluluğunun irdelenmesi gerekir. Yabancı kişinin ortaklığı; gerçek bir ortaklık olmayıp o ülkede ... yapabilmek amacıyla salt bir formalitenin yerine getirilmesinden ibaret ise işçilik alacaklarına karşı tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınmak hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir. Bu durumda Türk firmasının sorumluluğu söz konusu olur. Somut olayda, davacı ile davalı ... Otoyol İnşaat San. ve Tic. AŞ arasında 01.07.2017 tarihli ... sözleşmesinin imzalandığı, davacıya ait ... Bankası hesap özeti incelendiğinde, 18.12.2014-15.04.2016 tarihleri arasında "..... .........." açıklamasıyla ödemelerin yapıldığı, ... Köprü ve Üst Yapı İnşaat AŞ (Eski ünvanı: ICA Astaldi-... WHSD İnş. AŞ) ile diğer davalı Şirketlerin ayrı tüzel kişiliklerinin bulunduğu ve bu davalıların işçilik alacaklarına karşı tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınmak amacıyla kurulmadığı anlaşılmaktadır. Aksi de davacı tarafından ispat edilmiş değildir. Bu nedenle davacının 28.10.2014-15.04.2017 tarihleri arasındaki çalışma dönemi bakımından davalı ... Otoyol İnşaat San. ve Tic. AŞ'nin sorumlu tutulması hatalıdır. 5. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, ... sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı ..., işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususların imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesini ortaya çıkarması durumunda, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve gerekirse işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı ... bildirilerek ilgili meslek odaları, işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Diğer yandan fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp ispatlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır. Ücret bordrosundaki ücretin, davacının gerçek ücret miktarını yansıtmadığının anlaşılması hâlinde, bordroların imzalı ve imzasız oluşuna göre bir ayrım yapılması gerekmektedir. Bu hâlde imzalı bordroda yer alan fazla çalışma saati davacıyı bağlayacağından, davacı bordrodaki süreden daha fazla süre ile çalıştığını ancak yazılı bir delil ile ispat edebilir. Davacının imzalı bordrodaki süreden daha fazla çalıştığını yazılı delil ile ispat etmesi hâlinde, bordroda ödendiği belirtilen fazla çalışma ücreti davacının gerçek ücreti üzerinden hesaplanan alacaklardan mahsup edilir. İmzalı bordrodaki fazla çalışma süresinden daha fazla çalışma yapıldığının yazılı kayıtlar ile ispat edilememesi durumunda, bordrodaki fazla çalışma saati ile bağlı kalınarak değerlendirme yapılır. Yani bordrodaki fazla çalışma süresinin işçinin gerçek fazla çalışma süresini yansıttığı, ancak karşılığı olan ücretin gerçek fazla çalışma ücretini yansıtmadığı kabul edilir. Davacının bordrodaki fazla çalışma süresinin karşılığı olan fazla çalışma ücreti gerçek ücret miktarı üzerinden yeniden hesaplanır. Bu hâlde de bordrodaki tahakkuk miktarı hesaplanan alacaktan mahsup edilir. Ücret bordrosunun imzasız olması hâlinde ise davacının bordroda görünen fazla çalışma süresinden daha fazla çalıştığını tanık delili dâhil olmak üzere her türlü delil ile kanıtlaması mümkündür. Bu durumda ispat edilen fazla çalışma ücretinin davacının gerçek ücreti üzerinden hesaplanması gerektiğinde tereddüt olmamalıdır. Ayrıca hesaplanan bu alacaklardan bordroda tahakkuk eden ve ödendiği banka kayıtları ile sabit olan miktarın mahsubu gerektiği de göz ardı edilmemelidir. Bordro hilesinin söz konusu olduğu hâllerde, bordrodaki tahakkukların (fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ile ulusal bayram ve genel ücreti gibi) aslında gerçekte bu çalışmaların karşılığı olan ücretler olmadığı, işçinin temel ücretinin bir parçası olduğu kabul edilmelidir. Bu durumda işverenin kayıtlarında hileli bir işlemin varlığı kabul edildiğinden, ücret bordrosunun imzalı veya imzasız olması sonucu etkilemez. Bu kabulün sonucu ise bordroda "fazla çalışma", "hafta tatili", "ulusal bayram ve genel tatil ücreti" gibi adlarla gösterilen ancak temel ücrete dâhil olduğu kabul edilen ödemelerin gerçekte fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil çalışmalarının karşılığı olarak dikkate alınmamalarıdır. Bir diğer ifade ile bordro hilesinde bordroda ücret olarak gösterilen miktar ile fazla çalışma ve/veya hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ödemelerinin toplamı gerçek ücreti yansıttığından fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil çalışmasının varlığı her türlü delille ispatlanabilir. Ancak bordrodaki fazla çalışma saati, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil gün sayısı, diğer delil veya olgularla desteklenmediği sürece tek başına ispat aracı olarak kabul edilemez. Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki bu husus, davacı ile menfaat birliği içindeki tanıkların beyanlarına itibar edilmesini gerektiren bir olgu olarak değerlendirilebilir. Fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışma iddiasının ispatlanması hâlinde, hileli bordroda gösterilen fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti ödemelerinin hesaplanan miktardan mahsup edilmesi de söz konusu değildir. Aynı ispat kuralları hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları bakımından da geçerlidir. Somut uyuşmazlıkta, dosya içeriğinde bulunan ücret pusulaları incelendiğinde; imzalı puantaj kayıtlarında belirlenen fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil günlerindeki çalışmaların karşılığı tutarların brüt olarak tahakkuk ettirildiği, miktarların sembolik olmadığı ve çalışılan gün/saate göre her ay farklı tutarda tahakkukların bulunduğu, en son vergi ve sigorta ödemeleri düşüldükten sonra net ödenecek tutar belirtilerek banka kanalıyla ödendiği anlaşılmıştır. Bu hâliyle bordroların hileli olduğunun kabulü mümkün değildir. Bu itibarla ücret bordrolarında yer alan ücret, davacının gerçek ücreti olarak kabul edilmek suretiyle hesaplamaların yeniden yapılması gerekmektedir. Ayrıca davacının bordrolarda yer alan ücret seviyesi ile çalıştığı tespit edildiğinden, davacının bu ücret üzerinden fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının yukarıda açıklanan ilke ve esaslara göre gerekirse bilirkişi raporu alınarak yeniden hesaplanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2026/2300, K. 2026/3107, T. 13.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2026-2300-e-2026-3107-k-2d0f552090ab