Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/5814 E. 2025/9134 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/5814
- Karar No
- 2025/9134
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 50. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2813 E., 2025/659 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 32. İş Mahkemesi SAYISI : 2018/16 E., 2019/719 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verilmiştir. Davacı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 25.11.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir. Duruşma günü davacı vekili Avukat ... ... İnanç ile davalı vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 21.11.2000-31.07.2004 tarihleri arasında ...-... ortaklığı tarafından üstlenilen ...'daki otoyol yapımı işinde demir ve kaynak formeni olarak çalıştığını, iş bitimi gerekçesiyle 31.07.2004 tarihinde Türkiye'ye döndüğünü, ardından 07.03.2007-31.01.2011 tarihleri arasında yine aynı ortaklık tarafından yapımı üstlenilen Romanya'yı Batı Avrupa'ya bağlayan ... otoyolu inşaatı işinde otoyol sanat yapılar demir ve kaynak formeni olarak çalıştığını, bu çalışmasının 31.01.2011 tarihine kadar kesintisiz olarak devam ettiğini, yaklaşık 2,5 ay ücretsiz izinli olarak Türkiye'de kaldıktan sonra ... otoyolu projesinde çalışmak üzere 22.03.2011 tarihinde ...'ya götürüldüğünü, ücretli izinli olarak Türkiye'de iken iş sözleşmesinin 11.06.2014 tarihinde feshedildiğini, haftanın 7 günü 07.00-19.00 arasında çalıştığını, ayda 2 hafta tatili izni kullandığını, dinî ve millî bayramlarda çalıştığını, son ücretinin net 1.800,00 Euro olduğunu belirterek kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; alacaklarının zamanaşımına uğradığını, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacının sadece yurt dışı inşaat projelerinde görev aldığını, yabancı ülke hukukunun uygulanacağını, davacının yurt dışı şantiyelerinde 02.03.2007-17.02.20 11... .03.2011-31.05.2014 tarihleri arasında çalıştığını, belirli süreli iş kapsamında istihdam edilen davacının iş bitimi nedeniyle iş sözleşmesinin sona erdiğini, davacıya ihbar tazminatı ödemesi yapıldığını, davacının fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde yapılan çalışmaların karşılığı olan ücretlerin çalışma yapılan ayın ücretine eklenerek ödendiğini, saat ücretinin 5,12 Euro olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının, 21.11.2000-29.07.2004, 07.03.2007-31.01.20 11... .03.2011-31.05.2014 arasındaki çalışma süresi birleştirilerek davacının toplam 10... ay 1 gün çalıştığı, davacıya bankadan aylık 1.640,00 Euro ücret düzeyinde ödeme yapıldığı, buna ek olarak tanık beyanlarıyla ispat olunduğu kadarıyla 100,00 Euro elden ödenmenin eklenmesi ile davacının 1.740,00 Euro aylık ücretle çalıştığının kabul edildiği, kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatiller bakımından davalı işverenin zamanaşımı def'ine göre 05.02.2013 tarihinden önceki dönemin zamanaşımı nedeniyle reddedildiğini, bu tarihten sonraki döneme ilişkin ise tanıkların bu dönemde çalışması mevcut olmadığından, bu döneme yönelik talebin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi kararlarının yargı organlarını da bağlayacağı, Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli karar gerekçesinin yabancılık unsuru bulunan iş sözleşmelerinde uygulanacak hukukun tespitinde esas alınması gerektiği, eldeki davada davacının Türk vatandaşı olduğu, davacının yerleşim yeri ile sosyal ve hukuki ilişkilerinin yoğunlaştığı ülkenin Türkiye olduğu, iş sözleşmesiyle daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu, sözleşmeyle daha sıkı ilişkili hukukun işçiye mutad işyeri hukukundan daha yüksek düzeyde bir koruma sağlaması durumunda hâkimin, mutad işyeri hukuku yerine daha sıkı ilişkili hukuku uygulayabileceği, davada sözleşmeyle daha sıkı ilişkili olduğu anlaşılan Türk hukukunun uygulanmasının hukuka uygun olduğu, yapılan hesaplamaların da doğru olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a.Tanıkların çalışma süresinden sonraki dönem bakımından da çalışma koşullarının değişmeyeceğini, buna göre aynı koşullarda çalışmış işçilerin beyanlarının dikkate alınması gerektiğini, b. Davacının ücretinin 1.800,00 Euro olduğunu, c. Brüt ücret belirlenirken hata yapıldığını ileri sürmüştür. 2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; a. Uyuşmazlığa yaban ülke mevzuatının uygulanması gerektiğini, b. Davacıya ihbar tazminatı ödemesi yapıldığını, mahsup edilmemesinin hatalı olduğunu, c. Ücret miktarının hatalı tespit edildiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, ücret miktarı ile dava konusu alacakların ispat ve hesaplanmasına ilişkindir. 1. Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir. Anayasa'nın 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir. Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinin 1. fıkrasının uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır. İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı ilâmında açıklanmıştır. Somut uyuşmazlıkta davacı işçi, davalının yurt dışında bulunan şantiyelerinde çalıştığını ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş; davalı işveren ise yasal süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince Türk hukuku uygulanmak suretiyle yargılama sonuçlandırılmıştır. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davalı işverenin projelerinde çalıştırılmak üzere istihdam edilen davacı işçi, 21.11.2000-29.07.2004 tarihleri arasında Hırvatistan, 07.03.2007-31.01.2011 tarihleri arasında Romanya, 22.03.2011-31.05.2014 tarihleri arasında ...'da bulunan davalıya ait işyerinde çalışmıştır. Taraflar arasındaki 02.03.2007 tarihli bireysel iş sözleşmesinde tarafların iş ilişkisindeki hak ve yükümlüklerine ilişkin düzenlemelerin yer aldığı, bu sözleşmenin tarafların iş ilişkisindeki hak ve yükümlükleri, çalışma süresi, fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil ücreti alacaklarına ilişkin maddelerinde çalışılan ülke mevzuatının uygulanacağı ifade edilmektedir. Sözleşmenin 16. maddesinde de anlaşmazlık durumlarında sözleşme maddelerinde çalışılan ülke mevzuatının geçerli olduğunun belirtildiği hususlardaki ihtilafların çözümünde öncelikle çalışılan ülke mevzuatının uygulanacağının ifade edildiği anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki 22.03.2011 tarihli bireysel iş sözleşmesinde tarafların iş ilişkisindeki hak ve yükümlüklerine ilişkin düzenlemelerin yer aldığı, bu sözleşmenin tarafların iş ilişkisindeki hak ve yükümlükleri, çalışma süresi, fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil ücreti alacaklarına ilişkin maddelerinde çalışılan ülke mevzuatının uygulanacağı ifade edilmektedir. Yurt dışı iş sözleşmesinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, buna göre 07.03.2007-31.01.20 11... .03.2011-31.05.2014 dönemlerinde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmede hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmakta olup taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmesinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalara göre dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; 07.03.2007-31.01.20 11... .03.2011-31.05.2014 tarihleri arasındaki çalışma döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü kapsamında hukuk seçimi anlaşması bulunduğu anlaşıldığından, davacının 07.03.2007-31.01.2011 tarihleri arasındaki çalışma dönemi için somut uyuşmazlığa iş sözleşmesi ile seçilen hukuk olan Romanya hukuku, 22.03.2011-31.05.2014 tarihleri arasındaki çalışma dönemi için ise ... hukuku uygulanmalıdır. Davacının 21.11.2000-29.07.2004 tarihleri arasındaki çalışma dönemi ise Hırvatistan'da geçmiş olup bu dönem bakımından taraflar arasında hukuk seçimi anlaşması bulunduğuna dair dosyada herhangi bir sözleşme veya başkaca delil bulunmamaktadır. Tarafların hukuk seçimi anlaşması yapmadıkları veya yapılan hukuk seçimi anlaşmasının geçersiz olduğu dönemde iş sözleşmesine, kural olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukukunun uygulanması gerektiği 5718 sayılı Kanun'un 27/2 hükmünde genel bir kural olarak düzenlenmiştir. Burada yetkili kılınan hukuk, işçinin işini fiilen yerine getirdiği yer ülke hukukudur. Ancak 5718 sayılı Kanun’un 27/4 hükmünde düzenlenen daha sıkı ilişkili hukukun varlığı hâlinde bu hukuk uygulanabilir. Bu bağlamda tarafların tâbiiyeti, sözleşmenin dili ve imzalandığı yer, işçinin tâbi olduğu sosyal güvenlik sistemi, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin ödendiği yer, iş sözleşmesinin daha sıkı ilişkili hukuka özgü kurumlar (Örneğin Türk hukuku) gözetilerek yapılması, daha önceki (daha sıkı ilişkili hukukun uygulandığı) iş sözleşmesine gönderme yapılması gibi unsurların sözleşmenin hangi hukukla daha sıkı ilişkili olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması mümkündür. Somut uyuşmazlıkta dosyadaki bilgi ve belgelere göre yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınmak suretiyle değerlendirme yapıldığında; 21.11.2000-29.07.2004 tarihleri arasında Hırvatistan'da çalışan davacı işçi ile işveren davalının tâbiiyeti, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer ile işçinin tâbi olduğu sosyal güvenlik sisteminin Türkiye'de olduğu, ücretinin ödeme yeri dikkate alındığında hukuk seçimi anlaşması bulunmayan söz konusu çalışma döneminde daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, davacının 21.11.2000-29.07.2004 tarihleri arasındaki çalışma dönemi bakımından uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanarak dava konusu alacaklar hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir. Belirtilen hususlar gözetilmeden karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 2. Davacı son ücretinin net 1.800,00 Euro olduğunu beyan etmiştir. İlk Derece Mahkemesince banka ödemeleri ve tanık beyanlarına göre ücret net 1.740,00 Euro olarak kabul edilmiş ise de; dosya kapsamında davalı tarafından sunulan 22.03.2011 tarihli iş sözleşmesinde davacının ücretinin 1.800,00 Euro olarak belirlendiği anlaşıldığından davacının son ücretinin 1.800,00 Euro yerine yazılı şekilde kabul edilmesi de hatalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Davacı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, Davalı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.