Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/5300 E. 2025/6340 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/5300
- Karar No
- 2025/6340
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/825 E., 2025/629 K. DAVA TARİHİ : 01.06.2016 İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 5. İş Mahkemesi SAYISI : 2017/816 E., 2020/1073 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 361/1 hükmü uyarınca bölge adliye mahkemesince verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir. Temyiz dilekçesinin süresinden sonra verilmesi hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352/1-(c) hükmü uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen karar, davacı ... vekiline (Bina Yapı Şirketi) 27.04.2025 tarihinde tebliğ edilmiş; temyiz dilekçesi ise yasal süre geçirildikten sonra 22.05.2025 tarihinde verilmiştir. Açıklanan nedenle davacı Bina Yapı Şirketi vekilinin temyiz isteminin süreden reddine karar vermek gerekmiştir. Davacı ... vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkili ...'ın diğer davacı Bina Yapı Şirketi ile .... İnşaat Turizm Yapı Malzemeleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin hissedarı ve yetkilisi olduğunu, davalının Bina Yapı Şirketine bağlı olarak sigortalı asgari ücretle çalışan işçi olduğunu, davalının çalıştığı süre içerisinde sadakat gösterip güven kazandığını, bundan dolayı davalıya evrak takibi amacıyla çeşitli vekâletnameler verildiğini, taraflar arasındaki işçi işveren ilişkisinin bu şekilde sadakat ve güven içerisinde devam ederken davalının işe gelmediğini ve 16.05.2016 tarihli ihtarname ile iş sözleşmesini feshettiğini, alacaklarının ödenmediğini iddia ettiğini, davacılar tarafından karşı ihtar gönderildiği zaman içinde davalının bankalardan aldığı şirketlere ait çeklerin bedellerini, davacılar adına yaptığı şirketlere ait tahsilatların bedellerini banka hesaplarına yatırırken "Borç açıklaması" ile yatırdığının tespit edildiğini ve buna ek olarak bir kısım sahte belgelerle davacılar adına icra takipleri başlattığının belirlendiğini, davalının davacılar aleyhine İstanbul Anadolu 22. İcra Dairesinin 2016/10112 Esas sayılı dosyası ile 11.05.2016 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus yol ile icra takibi başlattığı, takibe dayanak 680.000,00 TL tutarlı ve 03.02.2016 tanzim tarihli senedin sahte olarak düzenlenmiş olduğunu, bu hususun yaptırılan uzman incelemesinde açık şekilde tespit edildiğini, davalının sahtecilik suçlarına ilişkin kaydının oldukça kabarık olduğunu belirterek davacıların İstanbul Anadolu 22. İcra Dairesinin 2016/10112 Esas sayılı takibe konu belgeden dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflarınca alacaklı sıfatı ile İstanbul Anadolu 22. İcra Müdürlüğünün 2016/10112 ve 2016/10113 Esas sayılı dosyaları ile davacı borçlular hakkında kambiyo takibi başlatıldığını, takibe konu bonolardaki bedellerin müvekkili tarafından davacı borçlulara makbuz karşılığında verildiğini, 03.02.2016 ve 12.02.2016 tarihli makbuzlar incelendiğinde davacı tarafın bonoya konu bedelleri makbuz karşılığında ve tanık huzurunda aldıklarının açıkça görüleceğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davaya konu senet ile ilgili yapılan ceza yargılamasında İstanbul Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/275 Esas, 2019/179 Karar sayılı ilâmı ile bu davaya konu senet üzerinde yapılan İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı ve Adli Tıp Kurumu raporları da dikkate alınarak davalının beraatine karar verildiği, ceza mahkemesi kararının istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiği, İstanbul Anadolu 10. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/184 Esas sayılı dosyasında davacılar tarafından ödeme emrinde icra dairesinin banka hesap numarasının yazılı olmadığı gerekçesiyle icra takibinin iptalinin talep edildiği, İstanbul Anadolu 10. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/184 Esas 2020/474 Karar sayılı ilâmı ile davanın reddine karar verildiği, bu dava konusu senet ile ilgili İstanbul Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/275 Esas, 2019/179 Karar sayılı kararı ile icra mahkemesi kararları, dava konusu senet ile ilgili alınan Adli Tıp Kurumu raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davanın reddine karar vermek gerektiği, menfi tespit davası konusu belli bir değer ile ilgili bulunduğundan borçlunun borçlu olmadığını iddia ettiği miktar üzerinden davalı lehine vekâlet ücretine hükmedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu icra takibinin konusu olan 680.000,00 TL'lik senet ve bununla ilgili protokollerin sahteliğine ilişkin açılan ceza davasında senetlerin sahteliği tespit edilemediğinden bahisle davalı hakkında İstanbul Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 19/03/2019 tarihli ve 2016/275 Esas, 2019/179 Karar sayılı kararı ile beraat kararı verildiği, bu kararın istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiği, gerek bu dosyada gerekse İcra Hukuk Mahkemesinde aldırılan Adli Tıp Kurumu raporları ve kriminal raporlarında senetlerin sahte olduğuna ilişkin kesin bir kanaate ulaşılamadığının belirtildiği, davacı tarafından sunulan teknik bilirkişi raporu ile 02.03.2020 tarihli bilimsel mütalaada belirtilen noktalardan, senedin oluşturulduğu kağıdın üst kısmının kesilmesi dışındaki tespitlerin varsayıma ve yoruma dayalı olduğunun değerlendirildiği, bilimsel mütalaanın, fotokopi belge üzerinde inceleme yapılarak düzenlenmediği, imzaların boyutlarının farklılığı, imza ile ... arasında boşluk bulunması gibi değerlendirmelerin yoruma dayalı olan kesin delil teşkil etmeyecek tespitler olduğu, her ne kadar senedin oluşturulduğu kağıdın üst kısmı kesilmiş ise de davacı tarafın iddiasının aksine davalı tarafın da senedin hazırlanmış ve imzalanmış olarak davacıya verildiği yönündeki savunması karşısında, kağıdın üzerinin davalı tarafından kesilerek senedin önceden alınan imzaların kullanılması suretiyle sahte oluşturulduğuna ilişkin iddianın ispatlanamadığı kanaatine varıldığı, temel ilişkiye ilişkin davalının savunmasının davacıya ödünç para verildiği yönünde olduğu, buna ilişkin protokol de sunulduğu, ayrıca davalının davacının yanında asgari ücret ile büro işçisi olarak çalıştığına ilişkin savunmanın davacıya verilen vekâletnamedeki yetkiler ve davacı tarafından davalı hesabına borç açıklaması ile para yatırılması vakıası ile çeliştiği, yine davalı tarafın davacının yönetici olduğu şirket adına inşaat faaliyetlerinde bulunduğuna ilişkin kayıtlar da sunduğu, davacı taraf yatırılan paraların muhasebe şefinin dikkatinden kaçtığını savunmuş ise de daha sonra sunduğu 20.10.2019 tarihli beyan dilekçesinde davalının paraları işverenin hesabına yatırdıktan sonra bu işlemin fark edildiğini ancak davalının, esasında kendine ait olan paraların işverenin hesabında daha güvende olacağı düşüncesiyle yatırdığına ilişkin açıklamada bulunduğunu, daha sonra da paraları kendisinin çektiğini, muhasebe şefinin bundan şüphelenmediğini belirttiği, buna göre paraların işverenin hesabına yatırılmış olduğunun iş ilişkisi devam ederken fark edildiği ancak bunun normal karşılanarak işveren tarafından herhangi bir işlem yapılmadığının anlaşıldığı, bu durumun hayatın olağan akışına aykırı bulunduğu, esasında bu işlemlerin davalının savunmalarını desteklediği kanaatine varıldığı, davalının iddiasının paranın borç olarak şirket yetkilisi olan davacı ...'a verilmiş olduğu yönünde olması ve paranın kayıt dışı olarak temin edilip verilmiş olmasının da olanaklı olmasının yanı sıra paranın şirket kayıtlarına işlenmeden özellikle davacı ... tarafından kullanılmış olmasının da olanaklı olması karşısında; davacılar vekilinin şirketin ve davacı ...'ın kayıtlarının incelenmesi gerektiğine ilişkin savunması ve bu yöndeki hukuki mütalaadaki açıklamalara iştirak edilmediği, aynı ceza yargılamasında ve eldeki dava ile aynı vakıalara dayanılarak sahteliği iddia edilen diğer senetle ilgili açılan menfi tespit davasında davanın reddine karar verildiği, kararın Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2023/20001 Esas, 2024/3687 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği, davacı tarafça tanıkların dava dilekçesinde ve daha sonra 19.07.2018 tarihinde sunulan delil dilekçesinde bildirildiği, ancak dava dilekçesinde bildirilen tanıkların, daha sonra bildirilen adreslerine çıkarılan tebligatların yapılamaması üzerine takip eden duruşmada tanıkların yeni adreslerinin bildirilmesi için kesin süre verildiği, tanıkların adreslerinin verilen kesin sürede bildirilmemiş olduğu, 6100 sayılı Kanun'un 240/3 hükmü uyarınca tanıkların dinletilmesinden vazgeçilmesine karar verilmesinde hata bulunmadığı, davalı vekili kötüniyet tazminatına ve sahtecilik iddiası yönünden para cezasına ilişkin taleplerinin kabul edilmemesine itiraz etmiş ise de anlaşmazlığın yargılamayı gerektirmesi ve dosya kapsamı itibarıyla bu istemlerin kabul edilmemiş olmasında hata bulunmadığı gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı ... vekili temyiz dilekçesinde; a. Davalının Bina Yapı Şirketi bünyesinde sigortalı olarak asgari ücretle çalışan bir işçiyken kendisine teslim edilmiş olan, kaşe ve davacı ...'ın imzasını havi bir belgenin üst kısmını kestiğini ve kaşe izi ve imzanın üzerindeki mevcut yazıların lazer yazıcı ile yazdırılarak 680.000,00 TL bedelli 03.02.2016 tanzim tarihli sahte bir bono ürettiğini, b. Ağır Ceza Mahkemesindeki dosyada delil yetersizliğinden dolayı beraat kararı verildiğini, 6100 sayılı Kanun'un 214/2 hükmü gereğince mahkemenin ağır ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı olmadığını, c. Ceza dosyasında mübrez Adli Tıp Kurumu raporunda senedin sahte olmadığına dair net bir tespitin yer almadığını, İstanbul Kriminal Polis Laboratuvar Müdürlüğünden alınan 27.10.2017 tarihli raporda ise sadece imza incelemesine dair inceleme yapıldığını, d. Senet sahteliğinin tespiti için bilirkişi incelemesi yapılması taleplerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından dikkate alınmadığını, senet asılları üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmadan Ağır Ceza Mahkemesi dosyasına atıf yapmakla yetinerek karar verildiğini, e. Dava konusu senetteki imzanın davacı şirket temsilcisi ...'ın eli ürünü olduğunu, ancak davacının iradesinin bu senet içeriği ile örtüşmediğini, davalı tarafından resmî kurumlara ibraz edilmek üzere hazırlanan evraklardan birinin senet hâline dönüştürüldüğünü, bu durumda sahtecilikten başka hilenin varlığının da tartışmasız olduğunu, f. Hile iddiasının tanık dahil her türlü delille kanıtlanabileceğini, davacı tanıkları hazır edilmesine rağmen mahkemece dinlenmediğini, g. İcra takip tarihi, davalının fesih ihtarı ve teyit protokolünün aynı tarihli olduğunu, bu durumun dahi dava konusu senedin ve teyit protokolünün davalı tarafından üretildiğinin kanıtı olduğunu, h. Beraat kararı verilen ceza dosyasındaki rapor ile uzman kişilerce düzenlenen mütalaa arasındaki çelişki dahi giderilmeden sonuca ulaşıldığını, ı. Bedelsizlik iddialarının dikkate alınmadığını, i. Sebepsiz zenginleşme iddiaları kapsamında taraflar arasında ticari ilişki bulunup bulunmadığının araştırılması gerekirken İlk Derece Mahkemesince bu iddialarının dikkate alınmadığını ileri sürmüştür. 2. Davacı Bina Yapı Şirketi vekilinin temyiz dilekçesinin süreden reddine karar verildiğinden, temyiz sebeplerine yer verilmemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacıların İstanbul Anadolu 22. İcra Dairesinin 2016/10112 Esas sayılı takibe konu belgeden dolayı borçlu olup olmadıkları hususundadır. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı ... vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; A.Davacı Bina Yapı Şirketi Temyizi Yönünden Davacı Bina Yapı Şirketi vekilinin temyiz dilekçesinin süreden REDDİNE, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgilisine iadesine, B. Davacı ... Temyizi Yönünden Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.