Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/4671 E. 2025/5655 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/4671
Karar No
2025/5655
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/436 E., 2025/611 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Gönen (Balıkesir) 2. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi SAYISI : 2024/165 E., 2025/13 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işyerinde 21.08.2008 tarihinde fiilen çalışmaya başladığını, iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiğini, müvekkiline iş sözleşmesinin feshedildiği bilgisi verildiğini, müvekkili, çok borçlu olduğunu ve işine devam etmek istediğini söylemesine rağmen işine kesin olarak son verildiğinin kendisine bildirildiğini, müvekkiline tazminatlarını alması için birtakım evrakı imzalaması gerektiği söylenerek Şirketin arabuluculuk işlemlerini yapan arabulucunun ofisine götürüldüğünü, işten atılmanın üzüntüsünü yaşayan ve bundan sonra evini ve ailesini nasıl geçindireceğini düşünen müvekkilinin nereye götürüldüğünü bile bilmeden kendisini bir arabuluculuk ofisinde bulduğunu, kendisine tazminat almak istiyorsa bu evrakı imzalaması gerektiğinin imzalamaz ise tazminat verilmeyeceği isterse yıllarca sürecek mahkeme sürecine gidebileceğinin söylendiğini, taraflar arasında düzenlenen arabuluculuk tutanağındaki edimler arasında aşırı nispetsizlik hâli bulunmakla arabuluculuk tutanağının gabin nedeniyle iptali gerektiğini, arabuluculuk sürecinin olması gerektiği şekilde yürütülmediğini belirterek taraflar arasında düzenlenmiş olan ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 02.06.2015 -15.11.2022 tarihleri arasında müvekkili davalı Şirkette çalıştığını, taraflar arasında arabuluculuk görüşmesinin 15.11.2022 tarihinde yapıldığını ve davacıya gerekli zamanın verildiğini, davacının isteklerini ve taleplerini özgürce ifade ettiğini, karşılıklı anlaştıklarını, bu anlaşma ile ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının düzenlendiğini, arabulucu tarafından açılış konuşması yapılarak davacıya tüm hukuki bilgilendirmenin yapıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının çalışma süresi olan 2008-2022 döneminde hak edeceği kıdem tazminatının kabaca hesaplanan tutarının dahi ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi ile davacı işçiye ödenmesi kararlaştırılan miktarın 2 katına yakın olacağı, davacının talep etmiş olduğu alacak kalemleri dikkate alındığında; edimler arasında açık bir oransızlık bulunduğu, ihtiyari arabuluculuk belgesi üzerinde başvuru numarasının yer almadığı, tüm bu sebeplerle sürecin usulüne uygun olarak yürütülmediğinin anlaşıldığı, anlaşma belgesinin davacı işçi tarafından müzayaka hâlinde imzalandığı, bu şekilde aşırı yararlanma niteliği taşıyan ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin arabuluculuğun amacına uygun olmadığı gerekçesi ile taraflar arasında düzenlenmiş olan ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptaline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesince tarafların sundukları delillerin usulüne uygun olarak tartışıldığı, verilen kararda usul ve yasaya aykırılık tespit edilmediği, iptali talep edilen ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının fesih tarihinde düzenlenmiş olması, işveren tarafından dosyaya sunulan özlük dosyasında yer alan işten ayrılış bildirgesinin ihtiyari arabuluculuk tutanağının düzenlendiği tarihten sonra Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) ibraz edilmiş olması göz önüne alındığında, aynı tarihi içeren fesih ve arabuluculuk süreçlerinden hangisinin daha önce gerçekleştiğinin tespit edilemediği, evrak içeriklerinden fesih ve arabuluculuk süreçlerinin birlikte yürütüldüğü sonucuna ulaşıldığı, arabuluculuk sürecine başvuru öncesinde iş sözleşmesinin sona erdiğinin mevcut belgelere göre kesin olarak tespit edilemediğinden taraflar arasında arabuluculuk faaliyeti başlamadan önce herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı sonucuna varıldığı, böyle bir durumda, 15.11.2022 tarihli ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinde yer alan, sözleşmenin sona ermesine bağlı olan kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin alacağı yönünden taraflar arasında bir uyuşmazlık çıktığından söz edilemeyeceği, bu durumda gerçekte bir fesih söz konusu olmadığı hâlde işçiye ihbar ve kıdem tazminatı adı altında bir ödemenin arabulucu önünde yapılan anlaşma ile kararlaştırılmış olması, ödemenin avans niteliğini ortadan kaldırmayacağı, aynı şekilde iş sözleşmesi sona ermediği hâlde yıllık ücretli izin hakkının arabuluculuk anlaşma belgesi ile paraya tahvil edilmesinin de kabul edilemeyeceği, keza, iş sözleşmesinin arabuluculuk sürecinden önce sona erdiği kanıtlanamadığından işe iade ve işe iadenin hukuki sonuçları bakımından bir anlaşmadan da söz edilemeyeceği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde: 1. Arabuluculuk sürecinin usulüne uygun olup irade fesadı bulunmadığını, 2. Arabuluculuk başvurusunun iş sözleşmesinin sona erdiği gün yapıldığını ve bu tarihin SGK bildirimi ile uyumlu olduğunu, 3. Gabin ve oransızlık iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, 4. İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi gerekçelerinde çelişki bulunduğunu ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesince tesis edilen kararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353. maddesine uygun olup olmadığı noktasındadır. 6100 sayılı Kanun'un "Kanun yolları" başlıklı sekizinci kısmının istinafa ilişkin birinci bölümünde yer alan “Duruşma yapılmadan verilecek kararlar” başlıklı 353 üncü maddesi şöyledir: “(1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir: 1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması. 2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması. 3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması 4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması. 5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, karar verilmiş olması. 6) Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması. b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine, 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, 3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir.” 6100 sayılı Kanun'un 353/1-(b) hükmünün (1), (2) ve (3) numaralı alt bentlerinde Bölge Adliye Mahkemesinin verebileceği karar türleri açıklanmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi, incelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu sonucuna vardığı takdirde başvurunun esastan reddine; yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında ya da yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra yeniden esas hakkında karar verebilir. Somut olayda İlk Derece Mahkemesince gabin nedeniyle ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersiz olduğu sonucuna ulaşıldığı hâlde Bölge Adliye Mahkemesince; fesih ve arabuluculuk süreçlerinin birlikte yürütüldüğü, taraflar arasında arabuluculuk faaliyeti başlamadan önce herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı, iş sözleşmesinin arabuluculuk sürecinden önce sona erdiği kanıtlanamadığından işe iade ve işe iadenin hukuki sonuçları bakımından bir anlaşmadan da söz edilemeyeceği gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Görüldüğü gibi Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesi değiştirilmesine rağmen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup 6100 sayılı Kanun'da buna cevaz veren bir düzenleme mevcut değildir. İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesi değiştirildiğine göre Bölge Adliye Mahkemesince, 6100 sayılı Kanun’un 353/1-b(2) hükmü gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekirken anılan hükme aykırı şekilde davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi isabetli usule aykırıdır. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, 6100 sayılı Kanun’un 353/1-b(2) hükmüne aykırı olduğundan, Kanun'a uygun şekilde karar verilmek üzere Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına ve dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının usulden BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/4671, K. 2025/5655, T. 01.07.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2025-4671-e-2025-5655-k-7ec1b7feefe8