Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/3663 E. 2025/6989 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/3663
Karar No
2025/6989
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/3279 E., 2025/121 K. DAVA TARİHİ : 12.11.2015 İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 36. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/788 E., 2024/404 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve katılma yoluyla davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 28.06.2012-01.06.2015 tarihleri arasında davalılara ait Umman'da bulunan işyerinde kepçe operatörü olarak çalıştığını, ücretinin 2.000,00 USD olduğunu, davacının çift vardiya şeklinde birinci vardiyada 06.00-19.00, ikinci vardiyada 19.00-06.00 saatleri arasında çalıştığını, ancak davacının gündüz vardiyasında 21.00-22.00'ye kadar, gece vardiyasında 08.00-09.00'a kadar çalıştığını, davacının iki haftada bir hafta tatili kullandığını, dinî bayramların ilk günü dışında kalan ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını, iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini, davacının fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödenmediğini, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından feshedildiğini kısmen tazminat ödendiğini, pasaportunun verilmesi karşılığında ibraname imzalatıldığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... İnşaat San. ve Tic. AŞ (... Şirketi) vekili cevap dilekçesinde; davacının 29.06.2012 tarihinde ...-... ... ortağı olarak faaliyet gösterdiği Umman Sultanlığı'ndaki işyerinde çalışmaya başladığını, uyuşmazlığa Umman Sultanlığı kanunlarının uygulanması gerektiğini, yetkili mahkemenin de Umman mahkemeleri olduğunu, davacının 21.04.2015 tarihinde verdiği dilekçe ile sözleşmesini yenilemeyeceğini bildirdiğini, davacının kıdem ve ihbar tazminatı alacağının bulunmadığını, davacı ile yapılan iş sözleşmesine göre brüt ücreti 2.000,00 USD olan davacının bu ücretinin 1.437,00 USD asıl ücret, 563,00 USD sabit fazla çalışma ücretinden oluştuğunu, davacının ücret, fazla çalışma ücreti alacağının bulunmadığını, davacıya hafta tatillerinin kullandırıldığını, çalıştığı hafta tatili ücretlerinin ödendiğini, Umman kanunlarına göre çalışan davacının tüm izinlerini kullandığını, davalı Şirketin Umman'da bulunan işçi ile ilgili olarak Türkiye'de hiçbir gelir ve gider tahakkuku yapılmamakta olduğundan çalışanlar için ücret bordrosu yapılmadığını, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kesinti tutarlarının Umman Şube hesabına borç yazılmak suretiyle muhasebe kayıtlarının oluşturulduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2. Davalı ... (... Şirketi) vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin merkezinin İtalya'da bulunan İtalya menşeili bir Şirket olduğunu, dava dilekçesinin ise Türkiye'deki Şubesine tebliğ edildiğini, ... Şirketinin Türkiye Şubesinin Umman'da herhangi bir faaliyette bulunmadığını, davacının davalı ... Şirketinin işçisi olduğunu ve davalı ... ile arasında hiçbir hukuki ve fiilî ilişkisinin bulunmadığını, bu nedenle davalı ... Şirketine husumet yöneltilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; uyuşmazlığa Umman hukuku uygulanarak ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları kabul edilmek ve kıdem tazminatı talebi reddedilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının hizmet süresinin 28.06.2012-01.06.2015 tarihleri arasında toplam 2 yıl 11... gün olarak belirlenmesinin dosya kapsamına uygun olduğu, davacının ücretinin taraflar arasında imzalanan sözleşme esas alınarak belirlenmesi gerektiği ve sözleşme hükmü kapsamında haftalık 15 saat, aylık 60 saat fazla çalışma ücretinin bu ücrete dâhil olduğu kabulünün dosya kapsamına ve emsal Yüksek Mahkeme içtihatlarına uygun olduğu, Umman Sultanlığı İş Kanunu'nun 37... . maddelerine göre davacının hizmet süresine karşılık gelen kıdem ve 30 günlük ücretine karşılık gelen ihbar tazminatının hesaplanarak hüküm altına alınmasının yerinde olduğu, dava tarihi 12.11.2015 olduğundan 12.11.2014 tarihinden önceki ücret alacaklarının zamanaşımına uğradığı, kasım ayına ait ücretlerin, aralık ayında muaccel hâle geleceğinden hesaplama başlangıç tarihinin 01.11.2014 olacağının tespiti ile yapılan hesaplamaların yerinde olduğu, davalı ... Şirketince, cevap dilekçesinin 18.12.2023 tarihli dilekçe ile ıslahı yoluyla zamanaşımı def'i ileri sürmesinde hukuka aykırı bir yan bulunmadığı, hükme esas alınan 30.07.2023 tarihli bilirkişi raporu incelendiğinde yapılan hesaplamaların usul ve yasaya uygun olduğu, talep edilen alacakların dosya kapsamı ile uyumlu olarak tespit edildiği, dava tarihinin 12.11.2015 olması ve yabancı hukukun uygulanması sonucunda kısmen ret kararı verilmiş olması karşısında, Dairenin önceki uygulamasına güvenerek dava açan davacı aleyhine vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesinin hakkaniyete aykırı olduğu gerekçeleriyle davalıların istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine; davacı vekilinin istinaf başvurusunun vekâlet ücreti ve yargılama gideri yönünden kabulüyle İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının kabulüne, kıdem tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a. Davalıların zamanaşımı def'inde bulunmadığını, b. Davalı ... Şirketinin alacaklardan Türk hukukuna göre sorumlu olduğunu, c. Uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanması gerektiğini, Umman hukukunun uygulanamayacağını, d. Umman hukukuna göre zamanaşımı hesabının hatalı olduğunu, e. Davacının ücretinin 2.000,00 USD olarak kabul edilmesi gerektiğini, ücretinin düşük tespit edildiğini, f. Gerekçe ile hükmün farklı olduğunu, g. Davacının hizmet süresinin hatalı belirlendiğini, h. Umman iş hukuku uygulanması nedeniyle reddedilen kısım yönünden yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür. 2. Davalı ... Şirketi vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde; a. Umman İş Kanunu'nun 7. maddesine göre 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden davanın reddi gerektiğini, b. Davacının Türk mahkemelerinde dava açmadan önce Umman mahkemelerinde dava açtığını, Umman Samail Mahkemesinin 2014/111 Esas sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, İlk Derece Mahkemesince bu husus göz önüne alınmadan karar verildiğini, c. Kıdem ve ihbar tazminatları ile ücret alacağı bakımından ıslaha karşı zamanaşımı def'inde bulunulduğunu, bu alacak talepleri yönünden zamanaşımı def'inin dikkate alınması gerektiğini, d. Davacının fazla çalışma ücreti ve hafta tatili ücreti alacağının bulunmadığını, e. Davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanmadığını, f. Davacı ile menfaat birliği içinde olan tanıkların beyanlarına itibar edilmemesi gerektiğini, h. Reddedilen miktar yönünden vekâlet ücreti takdir edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. 3. Davalı ... Şirketi vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde; a. Davalı ... Şirketi yönünden davanın husumetten reddi gerektiğini, b. Umman hukukunda brüt ücret hesabı mevcut olmadığından davacının kıdem tazminatı alacağı tespitinin hatalı olduğunu, c. Davacının ihbar tazminatı, kıdem tazminatı, yıllık ücretli izin, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödendiğini, d. Umman İş Kanunu kapsamında günlük çalışma süresinin 9 saat belirlenebildiğini, davacının herhangi bir fazla çalışma alacağının bulunmadığını, e. Davacının bakiye ücret tespitinin hatalı olduğunu, f. Zamanaşımının def'inin değerlendirilmediğini, g. Reddedilen kısım yönünden davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, zamanaşımı def'i, davacının aylık ücret miktarı, çalışma süresi, davaya konu alacakların ispat ve hesaplanması, vekâlet ücreti ve yargılama gideri noktalarında toplanmaktadır.

1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre taraf vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. Dosya kapsamında; taraflar arasında 28.06.2012 tarihli Türkiye İş Kurumu tarafından onaylı sözleşme ve İngilizce dilinde düzenlenmiş 29.12.2012 tarihli bireysel iş sözleşmesinin mevcut olduğu, yabancı dilde yapılan bu sözleşmenin davacı tarafından imzalı Türkçe dilinde düzenlenmiş metninin bulunmadığı anlaşılmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, yabancı dilde düzenlenmiş iş sözleşmesindeki ayda 60 saat fazla çalışmanın ücrete dâhil olduğuna ilişkin düzenlemeye göre davacının son brüt ücretinin 1.442,63 USD kabul edildiği ve hesaplanan alacakların hüküm altına alındığı anlaşılmıştır. Ne var ki yabancı dil bilgisi ispatlanamayan davacı işçi tarafından, yabancı dilde düzenlenmiş belgelerin anlaşılabilmesi ve değerlendirilebilmesi mümkün değildir ve sonuç olarak yabancı dilde hazırlanan belgelere itibar edilmesi mümkün değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.06.2020 tarihli ve 2017/22-3057 Esas, 2020/426 Karar sayılı Karar). Dosya içeriğinde davacının yabancı dil bildiğine ilişkin bilgi ve belge bulunmadığı anlaşıldığından, yabancı dilde düzenlenmiş olan bu sözleşmenin davacı işçi aleyhine olan hükümlerinin esas alınması mümkün değildir. Bu itibarla, davacının ücretinin, fazla çalışmanın ücrete dâhil olduğunun kabulüyle belirlenmesi, fazla çalışma alacaklarının da yabancı dildeki bu düzenleme esas alınarak hesaplanması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 3. Maddi hukukun bir müessesesi olan zamanaşımı, hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir (Vahit Doğan, Milletlerarası Özel Hukuk, ..., 2022, s.315; Gülin Güngör, Türk Milletlerarası Özel Hukuku, ..., 2021, s.127). Buna göre Umman Sultanlığı İş Kanunu'nun bu konudaki hükümlerinin uyuşmazlıkta uygulanması, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 2 ve 8. maddelerinin bir gereğidir. Umman Sultanlığı İş Kanunu'nun 7. maddesi şöyledir; "Çalışanın işbu kanunda öngörülen haklardan herhangi birine ilişkin talepte bulunma hakkı, söz konusu hakkı kazandığı tarihten itibaren bir sene sonra zamanaşımına uğrayacaktır." Davacı vekili, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarını belirsiz alacak, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve ücret alacağını ise kısmi dava olarak talep etmiştir. Davacı vekili 02.03.2018 tarihinde ıslah dilekçesi vermiş ve davalılar tarafından süresi içersinde ıslaha karşı zamanaşımı def'inde bulunulmuştur. Bu durumda davacının kısmi dava olarak talep ettiği ve hüküm altına alınan ihbar tazminatının dava dilekçesinde talep ettiği miktar dışındaki kısmının zamanaşımına uğradığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, davalıların ıslaha karşı ileri sürdüğü zamanaşımı def'i değerlendirilmeden karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 4. Yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklarda, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukukun tespiti bakımından yeni esaslar belirlenerek yabancı hukukun uygulanması yönünde içtihat değişikliğine gidilmiştir. Diğer taraftan gerek Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin gerekse Dairemizin önceki uygulamasına güvenilerek açılan davaların bir kısmında, benimsenen yeni görüş doğrultusunda yabancı hukukun uygulanması, davacı taraf aleyhine bazı olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına sebebiyet verebilmektedir. Bu sebeple Dairenin önceki uygulamasına güvenilerek açılan davalarda, Mahkemece görüş değişikliğine bağlı olarak yabancı hukukun uygulanması sonucunda ret kararı verilmesi hâlinde, davacı aleyhine vekâlet ücreti ile yargılama giderine hükmedilmesinin hakkaniyetli olmayacağı ve adaletsizliğe yol açacağı sonucuna varılmıştır. Somut olayda; Bölge Adliye Mahkemesince gerekçede vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmeyeceği belirtilmesine rağmen hükümde davacı aleyhine vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedildiği görülmüştür. Dava tarihinin 12.11.2015 olduğu ve davacının reddedilen alacaklarının yabancı hukukun uygulanmasından kaynaklandığı anlaşıldığından yeni hüküm kurulurken Dairenin önceki uygulamasına güvenerek dava açan davacı aleyhine vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmemesi gerektiğinin de göz önünde tutulması gerekir. 5. Yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklarda, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukukun tespiti bakımından yeni esaslar belirlenerek yabancı hukukun uygulanması yönünde içtihat değişikliğine gidilmiştir. Diğer taraftan gerek Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin gerekse Dairemizin önceki uygulamasına güvenilerek açılan davaların bir kısmında, benimsenen yeni görüş doğrultusunda yabancı hukukun uygulanması, davacı taraf aleyhine bazı olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına sebebiyet verebilmektedir. Bu sebeple Dairenin önceki uygulamasına güvenilerek açılan davalarda, Mahkemece görüş değişikliğine bağlı olarak yabancı hukukun uygulanması sonucunda ret kararı verilmesi hâlinde, davacı aleyhine vekâlet ücreti ile yargılama giderine hükmedilmesinin hakkaniyetli olmayacağı ve adaletsizliğe yol açacağı sonucuna varılmıştır. Somut olayda; Bölge Adliye Mahkemesince gerekçede vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmeyeceği belirtilmesine rağmen hükümde davacı aleyhine vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedildiği görülmüştür. Dava tarihinin 12.11.2015 olması ve davacının reddedilen alacaklarının yabancı hukukun uygulanmasından kaynaklandığı anlaşıldığından yeni hüküm kurulurken Dairenin önceki uygulamasına güvenerek dava açan davacı aleyhine vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmemesi gerektiğinin de göz önünde tutulması gerekir. 6. Muacceliyet en yalın anlatımıyla, ödeme zamanının gelmiş olmasıdır. Borcun ifası için bir vade öngörülmüşse kural olarak bu vadenin gelmesiyle muacceliyet oluşur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 10.10.2012 tarihli ve 2012/7-502 Esas, 2012/707 Karar sayılı kararı). Alacağın muaccel hâle gelmesi ile borçlunun temerrüde düşmesi farklı kavramlardır. Temerrüt alacaklı tarafından talep edilebilir (muaccel) hâle gelmiş bir borcun ifasındaki gecikmedir ve kural olarak muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Bununla birlikte borcun ifâ edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle ifa gününü belirlemişse, bu günün geçmesiyle borçlu temerrüde düşmüş olur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.11.2023 tarihli ve 2022/3-1269 Esas, 2023/1106 Karar sayılı kararı). Diğer yandan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 99. maddesine göre, Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir. Öğretide 6098 sayılı Kanun'un 99. maddesinde geçen “vade tarihi” ifadesinin, borcun muaccel olacağı tarihi ifade ettiği, "ödeme gününde ödenmemesi" ifadesinden anlaşılması gerekenin de vade (muacceliyet) tarihi olduğu belirtilmektedir. Buna göre temerrüdün oluşması için ihtara gerek olmayan hâllerde; muacceliyet ile temerrüt, diğer koşullar da oluşmuşsa aynı anda doğar. Fakat temerrüt için ihtara gerek olan, ancak henüz ihtar olmadığı için temerrüdün oluşmadığı hâllerde, muacceliyet tarihi ile temerrüdün doğumu farklı tarihlerde gerçekleşmektedir (Serkan Ayan, "Yabancı Para Borçlarının İfası" https://dergipark.org.tr/tr/download/article-fil e/... 1, [Erişim Tarihi: 06.01.2025], s.511-570). 6098 sayılı Kanun'un 99. maddesi yabancı para borcunun ifasına yönelik olup yabancı para borcuna hükmedilecek faizin başlangıç tarihine ilişkin değildir. Yabancı para borcuna hangi faizin uygulanacağı 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un "Yabancı para borcunda faiz" kenar başlıklı 4/a hükmünde düzenlenmiş olup ilgili düzenlemede; “Sözleşmede daha yüksek akdi veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hâllerde, yabancı para borcunun faizinde Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır.” kuralına yer verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemece; yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alınmaksızın hüküm altına alınan alacaklara hem dava ve ıslah tarihinden hem de vade (muacceliyet) tarihinden itibaren faize hükmedilmiş olması infazda tereddüte yol açacak mahiyette olduğundan hatalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/3663, K. 2025/6989, T. 25.09.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2025-3663-e-2025-6989-k-e806e0c05fb3