Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/3454 E. 2025/4038 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/3454
- Karar No
- 2025/4038
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi SAYISI : 2020/334 E., 2022/313 K. Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... Bakanlığının yaptırdığı diş hastanesinin ihalesini üstlenen diğer davalı Şirkete ait işyerinde dış cephe ve mantolama ustası olarak 2.400,00 TL ücretle çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı bir neden olmadan feshedildiğini, davacının son 3,5 aylık ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek ihbar tazminatı, ücret alacağı, fazla çalışma ücreti ve hafta tatili ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; diğer davalı ile aralarında ihale mevzuatı gereği Diş ve Ağız Sağlık Merkezi işine ait sözleşme imzalandığını, davalı Şirkete verilen süreye rağmen işin bitmemesi üzerine sözleşmenin feshedildiğini ve kesin teminatın gelir kaydedildiğini, taraflar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi bulunmadığını, işin anahtar teslim şeklinde verildiğini, ayrıca davacının işin devamı sırasında Bakanlığa müracaatının olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Diğer davalı Şirket, davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 17.06.2016 tarihli kararı ile; davacının kendi isteğiyle işten ayrıldığı, dinlenen tanık beyanlarına göre bir kısım işçilik alacaklarına hak kazandığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Mahkemenin 17.06.2016 tarihli kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince, 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 36. maddesi bağlamında yeniden araştırma yapılarak, özellikle 28.03.2013 tarihinden sonra işin geçici ve kesin kabulünün yapılıp yapılmadığının, davalı Şirkete ödeme yapılması için hak ediş düzenlenip düzenlenmediğinin açıklığa kavuşturulması, düzenlenmemiş olması hâlinde sebebi araştırılarak oluşacak sonuca göre dosya kapsamındaki tüm deliller yeniden birlikte değerlendirilerek ücret alacağı hakkında bir karar verilmesi ve ıslah dilekçesi ile talep edilen alacaklara ıslah tarihinden itibaren dava dilekçesindeki faiz talebi ile bağlı olarak faize hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, dosya kapsamında bulunan hak ediş tarihlerine ilişkin belgelere göre davalı Şirkete ihale makamı olan Bakanlık tarafından 6 No.lu son hak ediş ödemesinin 28.03.2013 tarihinde yapıldığı, hak ediş dönemlerinde davacının çalışmasının olmadığı gerekçesi ile ... yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı Şirket yönünden ise davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Davalı Bakanlığın alacaklardan sorumlu olduğunu, 2. Emsal dosyalarda aynı şekilde işten çıkarılan işçilerin ihbar tazminatlarının kabul edildiğini, 3. Bilirkişi raporunun hatalı hesaplamalar içerdiğini, müvekkilinin alacaklarının yapılan hesaplamadan daha fazla olduğunu ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalı ... Bakanlığının ücret alacağından sorumlu olup olmadığına ilişkindir. 1.Temyizen incelenen Mahkeme kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/1-(c) hükmüne göre hükmün, "Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri" kapsaması gerektiği belirtilmiştir. Mahkeme kararında hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Öte yandan, Kanun'un aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararın hüküm fıkralarının, açık, anlaşılır, çelişkisiz ve uygulanabilir olması gerekmekle birlikte; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi sebeplere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi sebeple haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Gerekçe ile hüküm çelişkisi, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 10.04.1992 tarihli ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı kararına aykırı olup salt bu aykırılık bozma sebebidir. Somut olayda; Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 02.06.2020 tarihli bozma kararında, 4857 sayılı Kanun'un 36. maddesi bağlamında yeniden araştırma yapılarak, özellikle 28.03.2013 tarihinden sonra işin geçici ve kesin kabulünün yapılıp yapılmadığının, davalı Şirkete ödeme yapılması için hak ediş düzenlenip düzenlenmediğinin açıklığa kavuşturulması, düzenlenmemiş olması hâlinde sebebi araştırılarak oluşacak sonuca göre dosya kapsamındaki tüm deliller yeniden birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Mahkemece, bozmaya uyulmuş ancak bozmaya uygun şekilde karar verilmemiştir. Şöyle ki Mahkeme gerekçesinde davacının 15.12.2011-19.08.2013 tarihleri arasında çalıştığı belirtilmiş ise de Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 02.06.2020 tarihli bozma kararı ile birlikte artık davacının çalışma süresi 12.07.2013-31.07.2013 olarak kesinleşmiştir. Zira bozmadan önceki kararda davacının hizmet süresi 12.07.2013-31.07.2013 olarak kabul edilmiş, bu husus davacı tarafça temyiz edilmesine rağmen bozma sebebi yapılmamıştır. Ayrıca dava dilekçesinde ileri sürülen çalışma süresinin çok üzerinde bir süre kabul edilmek suretiyle davacının talebi dahi aşılmıştır. Diğer taraftan Mahkemece usuli kazanılmış haklar dikkate alınarak bozmadan önceki miktarların aynen hüküm altına alındığı belirtilmiş ise de kararın gerekçesinden, hangi bilirkişi raporunun hükme esas alındığı, hükmedilen miktarların ne şekilde hesaplandığı, davacının çalışma süresinin neye göre belirlendiği anlaşılamamaktadır. Bu yönüyle Mahkeme kararı gerekçe yönünden yeterli değildir. Buna göre Mahkemece, kesinleşen hizmet süresi de dikkate alınarak hüküm altına alınan alacak miktarları yönünden sonuca uygun gerekçe içeren bir karar verilmeli ve bozma ile oluşan usuli kazanılmış haklar da göz önünde bulundurulmalıdır. 3. Mahkemece, bozma kararından sonra 15.10.2020 tarihinde davalı Bakanlığa müzekkere yazılarak hak ediş düzenlenip düzenlenmediği, düzenlendiyse buna ilişkin evrakın gönderilmesinin istendiği, Bartın Valiliği İl Sağlık Müdürlüğünün 28.10.2020 havale tarihli cevabında Müdürlük avukatı tarafından 14.11.2018 tarihli duruşmada ilgili evrakın sunulduğunun beyan edildiği, ancak dosya kapsamında 14.11.2018 tarihli herhangi bir duruşma zaptının olmadığı; bu hâliyle davalı tarafından bozma sonrasında bozma kararına uygun şekilde hak ediş ödemelerine ilişkin herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı anlaşılmıştır. Buna rağmen, Mahkemece yeniden davalı Bakanlık tarafından 6 No.lu son hak ediş ödemesinin 28.03.2013 tarihinde yapıldığı, hak ediş dönemlerinde davacının çalışmasının olmadığı gerekçesi ile davalı Bakanlık yönünden davanın husumetten reddine karar verilmiş ise de bozma kararında açıkça davalılar arasındaki sözleşmenin 20.12.2013 tarihine kadar feshedilmediği belirtilmiştir. Mahkemece, davalı Bakanlığa yeniden müzekkere yazılarak 28.10.2020 havale tarihli dilekçesindeki çelişkinin giderilmesi varsa 28.03.2013 tarihinden sonra işin geçici ve kesin kabulünün yapılıp yapılmadığının, davalı Şirkete ödeme yapılması için hak ediş düzenlenip düzenlenmediğinin açıklığa kavuşturulması, düzenlenmemiş olması hâlinde sebebi araştırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 05.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. T.H.