Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/2615 E. 2025/4367 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/2615
- Karar No
- 2025/4367
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1835 E., 2024/307 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ordu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/47 E., 2023/389 K. Taraflar arasındaki kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Dava konusu taşınmaz 2011 yılında yapılan çalışmalarda 103 ada 1 orman parseli olarak sınırlandırılmış, 2014 yılında yapılan 2/B çalışmaları ile orman sınırları dışına çıkarılmış ve 221 ada 18 parsel numarasıyla kaydedilmiştir. Daha sonra 21.09.2016 tarihinde 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) Ek-4 madde çalışmaları sonucunda 221 ada 31 parsel olarak 3714 m² yüzölçümü ile Hazine adına fındık bahçesi niteliğinde ve ... kullanımında olduğu belirtilerek tapuya kaydedilmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 30.04.1980 tarihli ve yevmiye: 1459 cilt: 563 sahife no:20 sıra no:73 de kayıtlı ... köyünde tapuya kayıtlı taşınmazın maliki olup geldileri celp edildiğinde bu yerin dededen babaya, babadan da çocuklarına intikal ettiğini, ayrıca vasfının da tarla olduğunun görüleceğini, 21.09.2016 tarihli kadastro tutanağı ile tapuda Ordu ili ... ilçesi ... Mahallesi, ... mevkiinde kain 221 ada 31 no.lu parsel numarasıyla kayıtlı taşınmazın usul ve yasaya aykırı olarak Hazine adına kaydedildiğini, tapu kaydından anlaşılacağı üzere tapunun vasfının tarla olduğunu, bu taşınmazın davacıya babasından, babasına da kendi babasından kaldığını, 85 yıldır fındık bahçesi, daha öncesinde de 130 yıldır tarla olarak kullanıldığını, hiçbir zaman da orman vasfında olmadığını, davacının da 50 yıldan beri bu taşınmazı fındık bahçesi olarak kullandığını belirterek Ordu ili ... ilçesi ... Mahallesi ... mevkiinde kain 221 ada 31 no.lu parselin Hazine adına yapılan tespitin iptali ile maliki bulunduğu tapu kaydı gereğince davacı adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yargılama konusu Ordu ili ... ilçesi ... Mahallesi 221 ada 31 parsel sayılı taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 1. vd. maddelerine göre orman sayılan yerlerden olduğu, aynı Kanun'un 2. maddesine göre 2016 yılında yapılan kadastro sonucunda 109 ada 1 no.lu orman parselinden orman sınırı dışına çıkarıldığı ve kullanım hakkının da davacıya ait olduğunun muhdesat olarak belirtildiği, davacının 1289 yoklama tarihli ve N:555'den gelen dayanak tapu kaydının 4785 sayılı Orman Kanununa Bazı Hükümler Eklenmesine ve Bu Kanun’un Birinci Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (4785 sayılı Kanun) 1.maddesi kapsamında kaldığı ve bu kanunun 5. maddesine göre devletleştirilen ormanın karşılığını almak hakkının kaybedildiği, devlet ormanı vasfındaki bir yerin zilyetlikle kazanılmasının da mümkün olmadığı, davacının ancak kullanım hakkının bulunduğunun bunun da tapu kayıtlarında muhdesat olarak belirtildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, dava konusu taşınmazın hiçbir zaman orman vasfını almadığını, dava konusu parselin her daim tarla vasfında olduğunu, keşif sırasında dinletmiş oldukları tanıkların ve mahalli bilirkişilerin söz konusu parselin en az 40 yıldır davacının kullanımında olduğunu, davacının babası zamanında dahi söz konusu parselin fındık bahçesi olarak kullanıldığını, daha öncesinde de davacının atalarında bu yerlere mısır dikildiğini, ormanla bu yerlerin alakası olmadığını bildiklerini, evveliyatının da orman olmadığını beyan ettiklerini, dava konusu parselin 1289 tarihli köy kaydında dahi tarla vasfında olduğu açık olduğundan dava dilekçeleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi kararanın hatalı olduğunu öne sürerek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritasına dayalı olarak yapılan inceleme ve araştırmada çekişmeli taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğunun belirlenmiş olmasına, orman sayılan yerlerin zilyetlikle kazanılmasının hukuken mümkün bulunmamasına, bir an için çekişmeli taşınmazın davacı dayanağı tapu kaydı kapsamında kaldığı kabul edilse dahi dayanak tapu kaydının 4785 sayılı Kanun karşısında hukuki değerini yitirecek olmasına göre, davanın reddinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. Bilindiği üzere; 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un (6292 sayılı Kanun) 7/1-b maddesinde "Özel kanunları gereğince Devlet tarafından kişilere satılan, dağıtılan, trampa edilen, bedelli veya bedelsiz olarak devredilen veya iskânen verilen ya da özelleştirme suretiyle satılanlar ile hisseleri devredilen özel hukuk tüzel kişileri adına kayıtlı olan ancak daha sonra Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi konulan taşınmazların tapu kayıtları geçerli kabul edilir, aynı gerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir, açılan davalar sonucunda Hazine adına tescil edilenler ise, bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde ilgilileri tarafından idareye başvurulması hâlinde önceki maliklerine veya kanuni ya da akdî haleflerine bedelsiz olarak iade edilir. Ancak, bu kişilerden taşınmazlarına karşılık daha önce yer verilenlere veya bedeli ödenenlere iade işlemi yapılmaz." düzenlemesi bulunmaktadır. 6292 sayılı Kanun'un 7. maddesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, idareye geniş takdir yetkisinin tanındığı görülmektedir. Zira, idarece iade başvurusu yerinde görülerek taşınmaz iade edilebileceği gibi onun yerine rayiç bedelini ödeyebileceği veya rayiç bedeline uygun başka taşınmaz verebileceği hattaidarenin kanunda belirtilen gerekçelerle taşınmazı iade etmeyebileceği anlaşılmaktadır. Bu noktada kısaca idari eylem ve idari işlemi tanımlamak gerekirse; idari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelerdir. İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukuki ve maddi hayattaki görünümleridir. Somut olayda; davacılar, taşınmazın eski tapu kayıt malikinin akdi halefi olmalarından dolayı Hazine adına oluşturulan tapu kaydının iptali ile adlarına tescilini istemişlerdir. Dolayısıyla, eldeki tapu iptali ve tescil davasının hukuki dayanağı ve sebebi 6292 sayılı Kanun’un 7. maddesindeki bedelsiz iade müessesesidir. Konuya ilişkin olarak yukarıda değinilen kanun hükümleri ve davacıların eldeki davadaki talebi ile bunun dayanağı birlikte irdelendiğinde; dava konusu taşınmazın 6292 sayılı Kanun kapsamında bedelsiz olarak iade şartlarını taşıyıp taşımadığı, idareye başvurup başvurmadığı hususlarının saptanması ve sonrasında dayanak tapunun 7/1-b bendinde belirtilen nitelikleri taşıyıp taşımadığı, tapu kaydı belirtilen nitelikleri taşısa bile, taşınmazın bedelsiz iade edilebilecek nitelikte olup olmadığı, taşınmazın yerine rayiç bedelin ödenmesi ya da rayiç bedele uygun taşınmaz verilip verilmeyeceği yönünden ayrıca bir belirleme yapılması şeklindeki faaliyetlerin birer idari işlem olduğunun kabulü gerekmektedir. Davacılar tapu iptali ve tescil isteminde bulunsa da maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir. (6100 sayılı HMK 33 m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava davacılar lehine henüz sicile yansıtılmamış olan mülkiyet hakkının doğmuş olması nedeniyle, tapu iptali ile tescil niteliğinde olmayıp zaten mevcut olan ve tapu sicilinde kayıtlı olan dayanak tapu kaydı uyarınca bedelsiz iadeye ilişkin idari işlemlerin icrasına yöneliktir. Dolayısıyla işin esasının da idare hukuku ilkelerine göre incelemeye uygun olduğu; davanın kökeninde, çözüme kavuşturulmamış mülkiyet, kadastro vs. gibi hukuki ilişkinin bulunmadığı görülmektedir. Bu durumda, açılan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtildiği üzere; “İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları” ve “ İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları” kapsamında, idari yargı yerince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesinin 25.02.2019 tarihli ve 2018/820 Esas, 2019/117 Karar ve 28.05.2020 tarihli ve 2020/56 Esas, 2020/309 Karar sayılı kararları da bu doğrultudadır. Bu itibarla; İlk Derece Mahkemesince 6100 sayılı HMK'nin 114/1-b maddesi gereğince yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle, aynı Kanun'un 115/2. maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek, yazılı gerekçeyle davanın reddedilmesi isabetsizdir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma nedenine göre, davacı vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü sair hususların incelenmesine yer olmadığına, Peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.06.2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.