Yargıtay · 8. Ceza Dairesi

Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2023/8 E. 2024/5472 K. – Yalan Tanıklık

Konu: Yalan Tanıklık

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Ceza Dairesi
Esas No
2023/8
Karar No
2024/5472
Karar Tarihi
Konu
Yalan Tanıklık

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/94 E. 2021/263 K. SUÇ : Yalan tanıklık İNCELEME KONUSU KARAR : Davanın reddi KANUN YARARINA BOZMA TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının 11.02.2021 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında yalan tanıklık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 272 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca açılan dava ile yapılan yargılama neticesinde Düzce 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.04.2021 tarihli kararı ile sanık hakkındaki atılı suç yönünden daha önceden verilmiş hüküm bulunması nedeniyle hakkında açılan kamu davasının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin yedinci fıkrası gereğince reddine dair kararın, istinaf edilmeksizin usulüne uygun şekilde 09.04.2021 tarihinde kesinleştiği belirlenmiştir. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 30.10.2022 tarihli ve 2022/8300 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 22.12.2022 tarihli ve KYB-2022/139876 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.12.2022 tarihli ve KYB-2022/139876 sayılı kanun yararına bozma isteminin; "Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 12/11/2015 tarihli ve 2015/7977 esas, 2015/24411 karar sayılı ilâmında yer alan, "...mahkemece mükerrer dava nedeniyle CMK.nun 223/7. madde ve fıkrası uyarınca davanın reddine karar verilmiş olduğundan sanık lehine vekalet ücreti takdir edilmemesinde isabetsizlik bulunmadığı.." şeklindeki açıklamalar karşısında, sanık hakkında açılan davanın 5271 sayılı Kanun’un 223/7. maddesi uyarınca reddine hükmedildiği ve bu halde kendisini vekille temsil ettiren sanık lehine vekâlet ücretine hükmedilemeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE Olağanüstü kanun yolu olan ve öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan kanun yararına bozmanın amacı hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen kararların Yargıtay’ca incelenmesini, buna bağlı olarak da kanunların uygulanmasında ülke sathında birliğe ulaşmak, hâkim veya mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkları toplum ve birey açısından hukuk yararına gidermektir. Olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma müessesesinin konusunu oluşturabilecek kanuna aykırılık halleri, olağan kanun olu olan temyiz nedenlerine göre dar ve kısıtlı tutulduğunda kesin hükmün otoritesi korunmuş olur. 26.10.1932 tarih ve 29/12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve bu karar esas alınmak suretiyle verilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairelerin süreklilik arz eden kararlarında belirtildiği üzere, kanun yararına bozma konusu olabilecek kanuna aykırılık halleri, uygulamadaki esaslı yanlışlıklar ile esasa etkili usûl hataları olup, her hukuka aykırılığın kanun yararına bozma konusu olamayacağı ancak önemli hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma sebebi olarak kabul edilmesinde hem fayda hem zorunluluk bulunmaktadır. Sadece " hukukun zedelenmesi sonucunu doğuracak nitelikteki hukuka aykırılıklar" kanun yararına bozma sebebi oluşturabilmelidir. Kesinleşmiş bir hükmün otoritesini kanun yararına bozma yoluyla ortadan kaldırmak için çok önemli, esaslı bir hukuka aykırılığa dayanmak gereklidir. Öyle ki, hükmün kurulmasında önemli bir noktayı oluşturan hukuka aykırılığın varlığı; toplumu, kamu vicdanını rahatsız edecek derecede bulunmalıdır. Buradaki gaye, hukuka aykırı hükmün kanun yararına bozma yoluyla ortadan kaldırılarak kamu vicdanının, adına karar verilen milletin adalete olan inancının pekiştirilmesidir. Olağanüstü temyiz olarak da adlandırılan bu denetim yolunun amacı da ismiyle müsemma şekilde kanun yani kamu yararına uygunluktur. Bu bağlamda, sadece o davayı ilgilendiren ve karardaki maddi bir meseleye ilişkin hatanın belirtilmesinde kamu yararının da bulunmadığı açıktır. Bu açıklamalara ve yerleşik yargısal kararlara göre (Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 05.11.2008 tarihli ve 2008/9091 Esas, 2008/7078 Karar, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 14.11.2007 tarihli ve 2007/12330 Esas, 2007/8319 Karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 15.06.2023 tarihli ve 2023 /4280 Esas, 2023/4372 Karar, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 27.02.2013 tarihli ve 2012/28035 Esas, 2013/3196 Karar ve Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 27.12.2012 tarih ve 2012/21561 Esas, 2012/28771 Karar sayılı kararları) vekâlet ücretinin şahsi hakka ilişkin olması nedeniyle, bu hususta kanun yararına bozma talebinde bulunulamayacağı kabul edilmiştir. Açıklanan nedenlerle vekalet ücretine ilişkin kanun yararına bozma talebinin "önemli esaslı hukuka aykırılık" niteliğinde bulunmadığı gibi "şahsi hak" kapsamında bulunması da göz önünde bulundurulduğunda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. III. KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği Tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.06.2024 tarihinde karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2023/8, K. 2024/5472, T. 27.06.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-ceza-dairesi-2023-8-e-2024-5472-k-234df020302b