Yargıtay · 8. Ceza Dairesi

Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2021/16442 E. 2024/5800 K. – Parada Sahtekarl

Konu: Parada Sahtekarlık

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Ceza Dairesi
Esas No
2021/16442
Karar No
2024/5800
Karar Tarihi
Konu
Parada Sahtekarlık

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2019/267 E., 2019/395 K. SUÇ : Parada sahtekarlık HÜKÜM : Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan usul hükümlerine göre temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu ve reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının, 02.12.2004 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında parada sahtekarlık suçundan cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır. 2. Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.04.2006 tarihli kararı ile sanık hakkında parada sahtekarlık suçundan mahkumiyet ve erteleme kararı verilmiştir. 3. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 31.03.2010 tarihli kararı ile sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının değerlendirilmesi zorunluluğu nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. 4. Yargıtay bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada; Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin, 25.01.2013 tarihli kararı ile sanık hakkında parada sahtekarlık suçundan mahkumiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. 5. Sanığın denetim süresi içerisinde yeniden kasten suç işlemesi üzerine yapılan yargılamada; Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 25.10.2019 tarihli kararı ile sanık hakkında kurulan önceki hükmün aynen açıklanmasına ve parada sahtekarlık suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz isteği, savunma hakkının ihlal edildiğine, zamanaşımı süresinin dolduğuna ve somut bir nedene dayanmayan diğer temyiz itirazlarına ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Dava konusu olay; sanığın İstanbul'dan sahte para getirterek tedavüle soktuğunun ihbar edilmesi üzerine yakalanan sanığın üzerinde yapılan aramada suça konu sahte paraların ele geçirildiği iddiasına ilişkindir. IV. GEREKÇE 1. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, sanığın mahkumiyetine dair kararda bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından, sanık müdafiinin diğer temyiz itirazları reddedilmiştir. 2. Ancak; Ceza Genel Kurulunun 03.04.2018 tarihli, 2017/853 Esas ve 2018/135 Karar sayılı ve 09.02.2016 tarihli ve 2014/71 Esas ve 2016/42 Karar sayılı kararları gözetildiğinde; bozma öncesi verilen ve sanık müdafii tarafından temyiz edilen 26.04.2006 tarihli ilk hükümde, hükmolunan hapis cezasının ertelendiği gözetilmeden, bozma kararından sonra hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen ancak denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işlemesi nedeniyle hakkındaki hükmün açıklanmasına karar verilen sanık hakkında erteleme hükümleri uygulanmayarak 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 326 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca kazanılmış hak kuralının ihlal edilmesi dışında bir hukuka aykırılık görülmemiş ve bu hususun 1412 sayılı Kanun'un 322 nci maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün görülmüştür. V. KARAR Gerekçe bölümünde (2) numaralı bentte açıklanan nedenle, Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 25.10.2019 tarihli ve 2019/267 Esas, 2019/395 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği hüküm fıkrasının dördüncü paragrafından sonra gelmek üzere; “Bozma öncesi aleyhe temyiz bulunmadığı gözetilerek, 1412 sayılı Kanun’un 326 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca sanığın kazanılmış hakkının dikkate alınması suretiyle verilen hapis cezasının 647 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi uyarınca ertelenmesine," ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.07.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI DÜŞÜNCE Yüksek Yargıtayın yerleşik kararlarında açıklandığı üzere cezayla aleyhe değiştirememe kuralı "Temyiz davası yalnızca sanık veya müdafi ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında hükümde yaptırımın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir anlatımla aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması" şeklinde tanımlanmaktadır. Kural, bozmadan sonraki aşamada ceza miktarını sınırlayan bir yargılama ilkesidir. Latince "Reformatio in pejus judici appellato non licet" olarak adlandırılan bu ilkenin amacı hükmün aleyhine bozulabileceğini düşünen sanığın temyiz kanun yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve bu hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır. Anılan kural, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda yer alan düzenlemeye daha sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun'un 307. maddesinin dördüncü fıkrasında da; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." şeklinde yer verilmiştir. İstinaf ve temyiz kanun yolları bakımından pozitif hukukumuzda yer alan cezanın aleyhe değiştirilmemesi ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmadığı, verilen kararlara karşı kesin hükme kadar masumiyet karinesinden yararlanma hakkı bulunan sanığın temyiz kanun yoluna başvurudan çekinmemesini temine yönelik bir prensip olduğu kabul edilmektedir. Öte yandan yerleşik uygulamaya göre kazanılmış hak kuralı yalnızca sanığa hükmolunan ceza miktarını değil TCK'nın 50 ve 51. maddelerinde düzenlenen seçenek yaptırımları da kapsamaktadır. Buna göre, önceki hükümde hapis cezası paraya çevrilmiş veya ertelenmiş, bu hüküm de yalnızca sanık lehine temyiz edilmişse bozmadan sonra kurulan hükümde- eğer hapis cezası seçenek yaptırımların uygulanmasının ön koşulu olan sürelerin altında hata sonucu tayin edilmemişse- hükmolunacak cezaların ilk hükümdeki gibi ertelenmesi ya da paraya çevrilmesi gerekeceği kabul edilmektedir. Bu noktada somut olayda olduğu gibi her ikisi de ''denetim süresi'' içeren hükmün açıklanmasının ertelenmesi ve cezanın ertelenmesi kurumlarının arka arkaya uygulanmasının mümkün olup olmadığı sorunu ortaya çıkmaktadır. Faili belirli bir süre gözetim tutarak bu belirli süre içerisinde göstereceği iyi hale bağlı olarak muhakeme sürecinin veya cezanın infazının akıbetini belirlemek esasına dayanan erteleme kurumu uygulamada değişik şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi, duruşmanın ertelenmesi, suçluluğun tespitinin ertelenmesi, hükmün ertelenmesi, hükmün hukuki sonuçlarını doğurmasının ertelenmesi, cezanın infazının ertelenmesi gibi farklı uygulama biçimleri bulunan erteleme kurumu türlerinin tamamına hakim olan fikrin aynı olduğu ve erteleme türlerinin hepsinin de birçok ortak özelliğe sahip oldukları tartışmasızdır. Hükmün açıklanmasının ertelenmesi ve cezanın ertelenmesi kurumları gerek uygulanma koşulları, gerekse sonuçları bakımından büyük benzerlik göstermektedir. Her iki kurumun da ortak yönü, pişman olduğu kabul edilen faile ceza uygulanması gerekmediği düşüncesine dayanmaktadır. Cezanın ertelenmesinde denetim süresinin iyi hal ile tamamlanması sonucu, mahkum olunan ceza infaz edilmiş kabul edilecek ve mahkumiyet esasen vaki olmamış sayılacaktır. Hükmün ertelenmesi durumunda da hüküm ortadan kaldırılmakta ve sanık aleyhine hiçbir sonuç doğurmamaktadır. Benzerlikleri nedeniyle cezanın ertelenmesinin olduğu bir sistemde hükmün açıklanmasının ertelenmesi adı altında başka bir kuruma gerek bulunmadığı da öne sürülmüştür. Bununla birlikte benzerlikleri kadar farklı yönleri de bulunan iki kurum içinde hükmün açıklanmasının ertelenmesinin gerek uygulanma şartları, gerekse sonuçları bakımından hapis cezasının ertelenmesinden daha lehe bulunduğu ve adeta onu da kapsadığı görülmektedir. Somut olay incelendiğinde; Sanık hakkında kurulan ilk hükümde hapis cezasına hükmolunmuş ancak bu ceza ertelenmiştir. Yalnızca sanık müdafii tarafından temyiz edilen bu hüküm sanık hakkında daha lehe hükümler getiren hükmün açıklanmasının ertelenmesinin değerlendirilmesi nedeniyle bozulmuş, bozmadan sonra sanık hakkında hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar verilmiştir. Sanığın denetim süresi içinde yeni bir suç işlemesi nedeniyle mahkemece hükmün açıklanmasına karar verilmiş ve erteleme hükümleri uygulanmamıştır. Sayın Çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık; kazanılmış hak kuralı gereğince ilk hükümde uygulanan erteleme kuralının açıklanan hükümde uygulanması gerekip gerekmeyeceğine ilişkindir. Sanık ertelemenin de aynen içerdiği denetim süresi içinde yeniden suç işlemiştir. Her iki düzenlemenin de içerdiği denetim süresinin amacı hafif bir suç işleyen kişiyi hemen cezalandırmak/ceza infaz kurumuna almak yerine kişideki suç işleme eğilimini gözlemleyerek elinde olmayan koşullarda suça yönelmiş kişiye bir şans daha tanımak ve onun suçtan uzak kalmasını sağlamaya çalışmak olduğundan "bozmadan sonra hakkında hükmün açıklanmasının ertelenmesi kararı verilen sanık denetim süresi içinde ikinci kez suç işlediğinde" kanun koyucunun ve toplumun beklentisini boşa çıkarmış olmaktadır. Bu durumda kendisine verilen bu ilk süreye ek olarak kazanılmış hak nedeniyle erteleme hükümlerinin uygulanması suretiyle tanınacak ikinci bir denetim süresi, hakkında daha lehe bir kurum uygulanan sanığa tanınan kazanılmış hakkın genişletilmesi adeta tekrarı niteliğinde olacaktır. Halihazırda bu durumda sanık ilk denetim süresi içinde suç işlese bile ceza infaz kurumuna girmeyeceğini bildiğinden suç işlemekten çekinmesi söz konusu olmayacak, hükmün açıklanmasının ertelenmesi kararı üzerine uygulanan denetim süresi herhangi bir yaptırımla korunmadığından anlamsız kalacaktır. İlkini anlamsız kılacak şekilde arka arkaya iki denetim süresi uygulanması mümkün bulunmadığından açıklanan hükümde erteleme hükümlerine yer vermeyen mahkeme kararının isabetli bulunduğu ve onanması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.03.07.2024

Atıf: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/16442, K. 2024/5800, T. 03.07.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-ceza-dairesi-2021-16442-e-2024-5800-k-567b5ae2a15e