Yargıtay · 8. Ceza Dairesi

Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2013/1699 E. 2013/8511 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Ceza Dairesi
Esas No
2013/1699
Karar No
2013/8511
Karar Tarihi

İhbarname No : KYB - 2012/319438 Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık ve banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarından şüpheliler Aladdin Kaya, ... ve ... haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20.07.2012 tarihli ve 2010/116503 soruşturma, 2012/28289 esas, 2012/11541 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 174/1-a-b. maddesine uygun bulunmadığından bahisle iadesine dair Bakırköy 31. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/08/2012 tarihli ve 2012/401 sayılı kararına yönelik itirazın kabulü ile iddianamenin iadesi kararının kaldırılmasına ilişkin (BAKIRKÖY) 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.09.2012 tarihli ve 2012/833 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak; Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 02.02.2012 tarihli ve 2011/27923 esas 2012/2008 karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, 'Yeni Türk Ceza Adalet Sistemi"nde benimsenen, "Kişilerin Lekelenmeme Hakkı" ile "Eksiksiz soruşturma ve Tek Celsede Duruşma" prensipleri uyarınca, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılarının mâkul sürede bütün delilleri toplamaları, sadece mahkûmiyetle sonuçlanacağını değerlendirdikleri hususları dava konusu yapmaları, beraatle sonuçlanacağını değerlendirdikleri eylemleri dava konusu yapmamaları, yâni bir nev'i filtre görevi yapmaları gerekir. Bu prensiplerin hayata geçirilebilmesi için mevzuatımızda ilk defa, 5271 sayılı Kanun'un 160/2. maddesi hükmü ile; soruşturma evresinde Cumhuriyet savcılarına şüphelinin lehine olan delilleri (de) toplama ve şüphelinin haklarını koruma yükümlülüğü getirilmiş, ayrıca; 170 ve 174. madde hükümleri ile de, iddianamenin iadesi kurumuna yer verilmiştir. Soruşturma evresi uzun sürebilir. Ancak, kovuşturma evresinin yeni bir delil toplanmasına gerek kalmadan ve bir iki celsede yargılamanın bitirilmesi hedeflenmiştir. Anılan Kanun'un 174. maddesinin 1. fıkrasının b) bendi hükmüne göre de "Suçun sübutuna etki edeceği muhakkak olan bir delil toplanmadan" hazırlanan iddianamenin iade edilmesi gerekir. Kaçak veya gaiplik halleri ve benzeri istisnai durumlarda şüpheli ya da sanığın ifadesi alınmadan da dava açılabilirse de; kural olarak "şüphelinin ifadesi" toplanması gereken en önemli delillerden birisi olarak kabul edilmektedir." Somut olayda, şüpheli ...'un 27.06.2007 tarihinde yurtdışına çıkış yaptığı, tekrar ülkemize giriş yapmadığı, ancak adına alınan telefon hattının 2010 yılında alındığı ayrıca adı geçen şüphelinin ifadesinin alınamadığı, gerektiğinde ifadesi alınamayan şüpheli yönünden tefrik kararı verilerek bu şüpheli yönünden ayrı bir soruşturma yürütülebileceği gibi, diğer şüphelilerin de kimlik bilgilerinin başkaları tarafından kullanıldığı ve bu nedenle haklarında birçok dava bulunduğunu savunmaları karşısında şüphelilerden alınan imza örnekleri ile üzerlerine kayıtlı telefon hatlarına ait başvuru belgelerindeki imza örneklerinin karşılaştırılmasının suçun sübutuna etki edeceği muhakkak olan bir delilin toplanmadığının anlaşılması karşısında itirazın reddi yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 14.12.2012 gün ve 71228 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 03.01.2013 gün ve KYB/2012-319438 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi. TÜRK MİLLETİ ADINA Gereği görüşülüp düşünüldü: 2797 sayılı Yargıtay Yasasının 6110 sayılı Yasa ile değişik 14. maddesinde “Ceza Dairesinde, Daireler arasındaki işbölümünün belirlenmesinde, dava açılan belgedeki nitelendirme esas alınır. Açıklama ile sevk maddelerinin uyumsuz olduğu durumlarda, açıklamaya itibar edilir” hükmü yer almaktadır. Yasa, sevk maddelerine değil, iddianamedeki tavsife ağırlık tanımıştır. Bu nedenle Ceza Dairelerinin görevinde Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere tavsif esas alınmalıdır. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 20.07.2012 tarihli iddianamesiyle, sanıkların şikâyetçinin interaktif banka hesabına internet aracılığıyla girerek kendi hesaplarına para transfer edip çektiğinin iddia olunması karşısında; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 17.11.2009 gün ve 193/268 sayılı kararında açıklandığı üzere 5237 sayılı TCK'nun 142/2-e maddesinde öngörülen “bilişim suretiyle hırsızlık” suçu tavsif edilerek dava açılmıştır. Bu itibarla, iddianamedeki anlatıma, kanun yararına bozma isteminin kapsamına ve Yargıtay Kanunun 14. maddesine göre temyiz inceleme görevinin Yüksek 6. Ceza Dairesine ait olduğu anlaşıldığından Dairemizin görevsizliğine, dosyanın görevli daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına (TEVDİİNE), 14.03.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2013/1699, K. 2013/8511, T. 14.03.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-ceza-dairesi-2013-1699-e-2013-8511-k-ce07ba951894