Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2024/2970 E. 2024/4874 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/2970
Karar No
2024/4874
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/398 E., 2023/2073 K. DAVACILAR : ... vd. DAVALILAR : ... vd. İLK DERECE MAHKEMESİ:...1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2015/858 E., 2018/353 K. Taraflar arasındaki el atmanın önlenmesi ve yıkım isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf talebinin harca ilişkin olarak kabulü ile hükmün harç yönünden kaldırılmasına, yeniden hüküm tesisi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizce kararının bozulmasına, HMK'nun 373/2 inci maddesi gereği dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince, Dairemiz bozma kararına direnilmesi üzerine karar bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle, 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yapılan incelemede; Dairemizin 21.11.2022 tarih, 2021/6172 Esas, 2022/7074 Karar sayılı bozma kararına karşı, Bölge Adliye Mahkemesince direnilmiş ise de Dairemiz kararının usul ve kanuna uygun olduğu anlaşıldığından, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir. KARAR Açıklanan sebeple; Dosyanın YARGITAY HUKUK GENEL KURULUNA GÖNDERİLMESİNE, 04.11.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Karşı Oy) KARŞI OY Dava, çaplı taşınmaza taşkın inşaat nedeniyle el atmanın önlenmesi ve yıkım, mümkün olmadığı takdirde tazminat isteklerine ilişkindir. Davacı, kayden maliki olduğu 1715 ada 10 parsel sayılı taşınmaza komşu aynı ada 11 parsel sayılı taşınmazda bulunan binanın taşkın olarak inşa edildiğini, bu taşkınlık nedeniyle mülkiyet hakkından yararlanamadığını, çaplı taşınmaza taşan bina maliklerinin iyiniyetinden söz edilemeyeceğini ileri sürerek, el atmanın önlenmesi ve yıkım, yıkımın mümkün olmaması halinde güncel bedelin tespiti ile haksız müdahale tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsilini talep etmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 117 ada 38 parsel sayılı kadastro suretiyle dava dışı...Belediyesi adına kayıtlı taşınmazın imar uygulamasına tabi tutulması sonucu dava konusu 1715 ada 10 ve 11 sayılı imar parsellerinin oluşturulduğu, taşınmazlarda el değişiklikleri yapıldığı ve 10 parsel sayılı taşınmazın 03.08.1994 tarihinde kayden davacıya ait olduğu, komşu 1715 ada 11 parsel sayılı taşınmazın yapı ruhsatının 21.05.1997 tarihinde alındığı ve taşınmazda 10.12.2010 tarihinde kat mülkiyeti tesis edildiği ve davalıların bağımsız bölüm malikleri oldukları; yerinde yapılan keşif sonucu düzenlenen fen elemanı ve inşaat mühendisi bilirkişilerin raporlarına göre, 11 parsel sayılı taşınmazda mevcut binanın 7.00 m2lik kısmının 10 parsel sayılı taşınmaza taşkın olup, binanın taşkın kısmının yıkımının teknik olarak mümkün olmadığı, Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği hükümleri gereğince, binanın 10 sayılı parsele tecavüzünden dolayı 10 parselin genişliğinin 11.14 metreye düşmesi nedeniyle minimum parsel genişliği olan 12 metreden az olduğundan 10 parsel sayılı taşınmazda yapılaşma yapılamayacağı gibi ifrazın da yapılamayacağı anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, Türk Medeni Kanununun 683. maddesi uyarınca; bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dileği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Yine, aynı Yasanın 684 ve 718. maddeleri hükümleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın bütünleyici parçası (mütemmim cüzü) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, yasa koyucu taşınmaz maliki ile taşınmazda inşa edilen yapının malzeme sahibinin farklı kişiler olması halinde taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi Türk Medeni Kanununun 722, 723. ve 724. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir. Türk Medeni Kanununun 722. maddesi, taşınmaz malikine rızası olmaksızın yapılmış ve yıkımı aşırı zarar doğurmayan yapının yıkımını isteme ... tanımış, yıkım masrafının yapı malikine ait olacağını hükme bağlamıştır. Hemen belirtilmek gerekir ki; yasada "yıkımda aşırı zarar kavramı" tanımlanmış değildir. Bunun yanı sıra anılan kavram yönünden gerek öğretide gerekse yargısal uygulamada görüş birliği yoktur. Ancak, Türk Medeni Kanununun 722/2. maddesinin uygulanmasında meydana getirilen binanın korunması hususundaki genel yararın gözardı edilemeyeceği kuşkusuzdur. Ne var ki, binanın davacı arsa sahibi yönünden de (subjektif olarak) değerlendirilmesi ve hak (yarar) dengesi kurulmak suretiyle adilane bir sonuca gidilmesi gerekir. Öte yandan, kural olarak kal'in (yıkımın) aşırı zarar doğurup doğurmayacağının takdiri hakime aittir. Takdir ... kullanılırken, taşınmaz sahibinin o yapıdan yararlanma derecesi, arsanın bütünlüğünün bozulup bozulmaması, taşınmazın değerinde doğacak noksanlık gibi sübjektif durumlar da dikkate alınmalıdır. Hakim takdir hakkını kullanırken elbette bilirkişinin yada bilirkişilerin bildirdikleri teknik bilgilerden ve görüşlerinden faydalanacaktır. Ancak, hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir (HMK. 282. md). Değinilen ilke, uygulamada kararlı bir şekilde ifade edilmiş ve benimsenmiş bulunmaktadır. (Hukuk Genel Kurulunun 20.3.l996 tarih l996/l-40 Esas, l996/l77 sayılı Karar; 24.04.l996 tarih, l996/l-l54 sayılı Karar). TMK’nın 723. maddesindeki düzenlemede ise; a) Malzeme sahibinin iyiniyetli olması halinde; aşırı zarar doğması sebebiyle yapı yıkılamadığı takdirde taşınmaz malikinin malvarlığında sebepsiz bir zenginleşme meydana geleceğinden, taşınmaz malikinin malzeme sahibine muhik (haklı) bir tazminat vermesi gerektiği, b) Malzeme sahibi iyiniyetli değilse; tazminat miktarının, levazımın en az kıymetini geçemeyeceği belirtilmiştir. Uygun (muhik) tazminattan, salt inşaat bedeli değil olayın özelliğine göre, TMK’nun 4. maddesinden aldığı yetkiye dayanarak hakimin takdir edeceği en uygun bedel, asgari levazım bedelinden ise, taşınmaz maliki yönünden yapının sübjektif (öznel) olarak taşıdığı değer anlaşılmalıdır. Bu durumda, 04.03.l953 tarihli ve 10/3 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararının gerekçesinde benimsenen ve uygulamada kararlılık kazanmış ilke uyarınca aşırı zarar nedeniyle yapı yıkılamıyorsa veya ağaçlar sökülemiyorsa, iyi veya kötüniyete göre, muhik tazminat veya en az levazım bedelini ödeyip ödemeyeceği arsa malikinden sorulmalı, kabul ettiği takdirde bu bedel karşılığı yapının taşınmaz malikine aidiyetine karar verilmeli, aksi halde yıkım isteği reddedilmelidir. Yargıtay’ın artık kurumlaşmış bu uygulaması ile başkaca bir dava açılmasına gerek kalmaksızın taraflar arasındaki uyuşmazlık daha az giderle, daha çabuk ve kolay, daha sağlıklı şekilde çözülecektir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.10.1983 tarihli ve 1980/1-2348 Esas ve 1983/971 Karar sayılı, 19.11.2003 tarihli, 2003/1-718 Esas ve 2003/709 Karar sayılı kararları da bu yöndedir. Türk Medeni Kanununun 724. maddesi gereğince de, bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve bütünleyici parçası (mütemmim cüzü) niteliğinde yapı yapması halinde diğer koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet ... sahibinden isteyebilmesi mümkündür. Türk Medeni Kanununun 724. maddesinde yapı sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak yapı sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiası ileri sürülebilir. Malzeme sahibinin Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır; a) Birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır; b) İkinci koşul ise yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır; c) Üçüncü koşul, yapıyı yapanın (malzeme sahibinin), taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesidir. Yukarıda değinilen üç koşulun yanı sıra, yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir. Taşkın yapılar bakımından ise; sosyal ve ekonomik bir değeri yok etmemek ve yapının bütünlüğünü korumak amacıyla yasa koyucu Medeni Kanunun 722, 723, 724 üncü maddelerinde öngörülenlerden daha değişik ilkelere ihtiyaç duymuş bu nedenle 725. madde hükmünü getirmek zorunda kalmıştır. Söz konusu maddeye göre, bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmazın bütünleyici parçası olur. Böyle bir irtifak ... yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak ... kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir. Anılan bu hüküm, taşkın inşaat halinde temliken tescilin yasal dayanağıdır. Görüldüğü üzere taşkın yapının korunmasındaki bireysel ve kamusal yarar nedeniyle Medeni Kanunun 684, 718, 722. maddelerinde kabul edilen “ üst toprağa bağlıdır “ kuralına ayrıcalık getirilmiş taşkın yapı malikinin komşu taşınmazda inşaat veya irtifak ... gibi ayni bir hakkının bulunması halinde taşan kısım, taşılan taşınmazın değil, ana yapının bulunduğu taşınmazın tamamlayıcı parçası ( mütemmim cüz’ü ) sayılmış, tecavüz edilen kısım üzerinde yapı maliki yararına irtifak ... tanınmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki taşkın yapıdan inşaat ve imalattan kasıt, taşınmaza sıkı ve devamlı surette bağlı olan esaslı yapılardır. Diğer bir söyleyişle, taşan yapının tamamlayıcı parça ( mütemmim cüz ) niteliğinde olması gerekir. Onun, taşınmazın altında veya üstünde yapılması zeminde veya üstten sınırı aşması, arasında madde hükmünü uygulaması açısından hiçbir fark yoktur. TMK’nın 725. maddesine dayanılarak tescil talebinde bulunulabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır; a) Malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır. (Sübjektif koşul) Medeni Kanunun 725. maddesinin uygulanabilmesini haklı gösterecek en önemli koşul yapı malikinin iyiniyetli olmasıdır. Bu maddede iyi niyetin tanımı yapılmamışsa da aynı kanunun 3. maddesinde hükme bağlanan subjektif iyiniyet olduğunda kuşku yoktur. Yapı malikinin kendinden beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşın, sınırı aştığını bilmesi veya bilecek durumda olmaması yahut sınırı aşmasında yasaca korunabilecek bir nedenin bulunması onun iyiniyetini gösterir. Yapı yapan kişinin iyi niyetli olmaması aşırı zarar bulunup bulunmadığına bakılmaksızın taşan kısmın yıkılması sonucunu doğuracağından iyi niyet üzerinde önemle durulmalı, olaylar, karineler, tüm taraf delilleri bir arada özenle değerlendirilmelidir. Kural olarak iyiniyetin ispatı 14.02.1951 tarih 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca taşkın yapı malikine ait ise de iyiniyet sav ve savunması def'i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulmalıdır. Ancak, komşu taşınmaz malikinin veya o taşınmazda mülkiyetten başka ayni hak sahibi olup da zarar gören kimselerin taşınmaza elatıldığını öğrendikleri tarihten itibaren 15 gün içerisinde itiraz etmeleri, yapı malikinin iyiniyetli sayılması olanağını ortadan kaldırır. İtiraz hiçbir şekle bağlı değildir. Yapının ilerlemesini zararın büyümesini önlemek için konan bu sürenin başlangıcını objektif olarak saptamak, yapının görünebilir hale gelme tarihinden başlatmak, taşırılan taşınmaz malikinin öğrenmesine engel olan subjektif (öznel) nedenleri dikkate almamak gerekir. Aksine düşünce bu yöndeki yasa koyucunun amacını ortadan kaldırır. Tabii ki bu süre iyiniyetli inşaata başlayan kişinin iyiniyetini ortadan kaldırmak için tanınmıştır. Kötüniyetle yapılan inşaat durumunda bu sürenin önemli olmadığı tartışmasızdır. İyiniyet koşulunun gerçekleşmediği durumlarda diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasına gerek bulunmamaktadır. b) Durum ve koşulların haklı göstermesi (Objektif koşul) “Durum ve koşulların haklı göstermesi” şeklinde açıklanan ikinci koşuldan ise, imar durumuna göre ifrazın mümkün olması, ifraz halinde arsa malikinin uğrayacağı zarar ile taşkın yapı malikinin elde edeceği yarar arasında aşırı bir farkın bulunmaması gibi hususlar anlaşılmalıdır. Bu iki koşulun varlığı halinde taşkın yapı maliki uygun bir bedel ödeyeceğini bildirerek açacağı yenilik doğurucu nitelikteki temliken tescil davası ile taşkın kısmın mülkiyetini veya üzerine bir irtifak ... kurulmasını isteyebilir. Ayrıca, iyiniyet savunmasının yukarıda açıklanan niteliği dikkate alınıp, bu savunma içerisinde temliken tescil isteğinin de bulunduğu kabul edilerek, tescil talebi ,ayrı bir davaya gerek olmaksızın açılan davada savunma yoluyla da ileri sürülebilir. Esasen bu kuralın uyuşmazlıkların en kısa sürede sağlıklı biçimde çözümlenmesi ve dava ekonomisi yönünden büyük yarar sağlayacağı da kuşkusuzdur. Her davada hakim, muhik tazminat (uygun bedel) olarak salt temlik edilecek arsanın bedelini değil, gerektiğinde taşınmazının bir kısmını terk etmek zorunda kalan malikin özverisini düşünerek uzman bilirkişiden dava tarihine göre devredilen arsa bedeli yanında, geride kalan kısmın uğradığı değer kaybı, varsa taşınmaz malikinin öteki zararları gibi konularda da rapor almak suretiyle Medeni Kanunun 4, Türk Borçlar Kanununun 50. maddeleri uyarınca ve aynı zamanda sebepsiz zenginleşmeyi de önleyecek biçimde en uygun bedeli tayin ve takdir etmeli, belirlenecek bedel arsa sahibine ödenmek üzere depo ettirilmeli, bu bedel karşılığında tecavüzün şekline, taşkın yapının ve taşınmazların niteliğine göre, taşılan yerin mülkiyetinin devrine veya üzerinde irtifak ... kurulmasına karar vermelidir. Öte yandan, taşkın yapı ile iki komşu taşınmaz fiilen birleşmekte, iktisadi bir bütün oluşturmaktadır. Olayın bu özelliği itibariyle taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa kabul edildiği üzere taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Bu durumda taşınmazların miras yoluyla veya temliken intikal etmesi halinde yeni maliklerde maddede belirtilen haklardan yararlanabildikleri gibi borçlardan da sorumlu tutulurlar. Somut olay yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde; davacının maliki olduğu 10 parsel sayılı taşınmaza 11 sayılı parselde bulunan binanın taşkın olduğu ve bu taşkınlığın tecviz sınırları kapsamında kalmadığı açıktır. Diğer taraftan, bina yapıldığı tarihte taşınmazların çaplı taşınmaz oldukları açık olduğu gibi, davalı tarafça binanın kadastral ölçümle sınırları belirlenerek bu sınırlar içerisinde yapının yapıldığı kanıtlanmış değildir. Bilindiği gibi, kural olarak çaplı taşınmazda iyiniyet iddiasının dinlenme olanağı bulunmamaktadır. 11 sayılı parselde çekme mesafesine uyulmadan ve 10 sayılı parsele taşkın olarak yapılan binaya Belediyece ruhsat verilmiş olması binanın iyiniyetle yapıldığı sonucunu doğurmayacaktır. TMK.’nin 725. maddesi uyarınca, hem iyiniyet hem de ifraz koşulunun gerçekleşmemesi nedeniyle davalılar yararına temliken tescile veya irtifak hakkına hükmedilemeyeceği kuşkusuzdur. Öte yandan; yapının tamamının başkasına ait taşınmaz kapsamında kalması durumunda TMK’nin 722 ve 723. maddeleri uyarınca yıkımın aşırı zarar doğurup doğurmayacağı dikkate alınırken, taşkın inşaatta, taşkın kısmın en az levazım bedeli ödenerek binanın kısmen temellük edilmesi olanağı yoktur. Farklı bir ifade ile, TMK’nin 725. maddesi uyarınca iyiniyet söz konusu değilse, binanın yıkımının aşırı zarar doğurup doğurmayacağının bir önemi bulunmamaktadır. Davacı da öncelikle, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerinde bulunmuş olup, terditli olarak yıkımın mümkün olmaması, yani davalıların iyi niyetli kabul edilmeleri durumunda tazminat talep etmiştir. Kaldı ki, davalıların iyiniyetli kabul edilmeleri halinde, dava konusu taşkınlık nedeniyle davacının 10 parsel sayılı taşınmazına ruhsatlı bir bina yapma olanağının bulunmadığı ve taşkın kısmın ifrazının mümkün olmadığı gözetilerek, talep gibi 10 parsel sayılı taşınmazın tamamının rayiç değerinin dikkate alınması gerekecektir. O halde, somut olayda taşkın binanın iyiniyetle yapılmadığı gözetildiğinde, davacının öncelikli talebi hakkında karar verilmelidir. Hal böyle olunca, el atmanın önlenmesi ve binanın taşkın kısmının yıkımına dair verilen direnme kararı yerinde olup, hükmün onanması görüşünde olduğumdan Sayın Çoğunluğun kararına katılamıyorum.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/2970, K. 2024/4874, T. 14.02.1951, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2024-2970-e-2024-4874-k-c4d8d530e919