Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/3391 E. 2013/10123 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2013/3391
- Karar No
- 2013/10123
- Karar Tarihi
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1- Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, 2- Davacı, iş sözleşmesinin işverence haksız ve hukuka aykırı olarak feshedildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin, fazla çalışma, ulusal bayram genel tatil, hafta tatili ve ücret alacaklarının tahsilini istemiştir. Davalı, davacının iş sözleşmesinin davalı tarafından feshedilmediğini, iş olmaması ve davacının rahatsızlığı nedeniyle davacının izne çıkartıldığını, davacının kendisinin iş sözleşmesini feshettiğini bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı işverenin davacıyı 07/05/2009-31/07/2009 tarihleri arasında ücretsiz izne ayırmak istediği ve bunun davacı tarafından kabul edilmediği, söz konusu eylemin işverenin haklı bir nedene dayanmaksızın kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesini gerektirir şekilde fesih olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir. Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def'i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir. Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir. Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir. 1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz. Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.). Somut olayda, davalı taraf süresi geçtikten sonra verdiği 14.1.2011 tarihli cevap dilekçesi ile zamanaşımı def’inde bulunmuş, davacı tarafın zamanaşımı def’nin cevap dilekçesinin süresinde verilmemesi nedeniyle süresinde olmadığı itirazı üzerine davalı tarafça cevap dilekçesi ıslah edilerek zamanaşımı def’inde bulunulmuş bu dilekçeye de davacı tarafından itiraz edilmiş olmakla Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalının zamanaşımı savunmasının süresinde olmadığı belirtilerek dikkate alınmaması doğrudur. Ancak davacının verdiği 16.3.2012 tarihli ıslah dilekçesine karşı davalı 5.4.2012 tarihli dilekçesi ile zamanaşımı savunmasında bulunmuş ve 12.4.2012 tarihli duruşmada mahkemece ıslah dilekçesinin davalıya tebliğ edildiğinden söz edilmiş ise de tebligat belgesine dosya içinde rastlanmadığından davalının ıslah dilekçesine karşı süresi içinde zamanaşımı savunmasında bulunup bulunulmadığı belirlenememiştir. Yapılacak iş davalı tarafa ıslah dilekçesinin hangi tarihde tebliğ edildiğini belirlemek, süresi içinde zamanaşımı savunmasında bulunduğunun anlaşılması halinde hafta tatili, fazla çalışma, ulusal bayram- genel tatil alacakları yönünden bilirkişiden ek rapor almak, süresi içinde zamanaşımı savunmasında bulunmadığının anlaşılması halinde ise davacı tarafa muvafakat edip etmediğini sorarak çıkacak sonuca işlem yapmaktır. 3-Davacı vekilinin 16/03/2012 harç tarihli dilekçesi ile ıslah talebinde bulunulmuş ise de ıslah edilen alacaklar için ıslah dilekçesinde faiz talep edilmemiştir. Mahkemece ıslah edilen alacaklar için faize hükmedilmesi hatalıdır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 30/05/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.