Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2011/6805 E. 2012/1606 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2011/6805
- Karar No
- 2012/1606
- Karar Tarihi
Mahkemesi :Sulh Hukuk Mahkemesi
YARGITAY İLAMI
Hasımsız olarak görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi asıl davanın davacısı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Asıl dava mahkemece verilen yetki belgesine dayanarak miras bırakana adına tapuda kayıtlı olup kamulaştırılan taşınmaz yönünden hasımsız olarak açılmış mirasçılık belgesinin verilmesi, birleşen dava da kendilerinin mirasçı olduklarını öne süren kişilerce yine hasımsız olarak açılmış mirasçılık belgesinin verilmesi istemine ilişkindir. Asıl davanın davacısı İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğünün temyizi kendi açtığı asıl dava ile ilgili verilen hükme yöneliktir. Mahkemece başka bir mahkeme tarafından aynı miras bırakanın mirasçılık belgesinin verilmiş olması nedeniyle davanın konusunun kalmadığı gerekçe gösterilerek karar vermeye yer olmadığına karar verilmiş ise de, varılan sonuç davanın niteliğine ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 598. maddesinde başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, Sulh Mahkemesince mirasçılık sıfatlarını gösteren bir belge verileceği açıklanmıştır. Bu açık hüküm karşısında her bir mirasçının diğerlerinden bağımsız olarak mirasçılık belgesi verilmesi istemiyle dava açma hakkının bulunduğu, mahkemelerce yetki verilmesi koşuluyla bu tür davaların mirasçı sıfatı bulunmayan kişilerince de açılabileceği kuşkusuzdur. Bu tür davaların kural olarak hasımsız açılması ve çekişmesiz yargı yolu ile görülüp sonuçlandırılması gerekir. Bu olgunun sonucu olarak bu tür davalar sonucunda verilen hükümler kesin hüküm oluşturmadığı gibi, hatalı oldukları öne sürülerek her zaman için iptalleri de istenebilir. Daha önce başkaları tarafından mirasçılık belgesinin alınmış olması, diğer mirasçılar veya mahkemelerce yetki verilen kişilerin bu istemle dava açmalarına engel bir neden de değildir. Mirasçılık belgesi verilmesi davalarında çekişmeli yargıya tabi davaların aksine resen araştırma prensibi hakim olduğundan mirasçılar tarafından açılan bu tür davalarda davacı taraf sadece miras bırakanın var olduğunu ve öldüğünü, kendisinin soybağı, evlilik veya evlat edinme nedeniyle miras bırakanın mirasçısı olduğunu ve dava dilekçesindeki diğer iddialarını kanıtlamak zorundadır. Davanın mahkemelerce yetki verilen ve mirasçı sıfatı bulunmayan kişilerce açılması durumunda davacı tarafın sadece miras bırakanın var olduğunu ve öldüğünü kanıtlamakla yükümlü olacağı, her iki halde de nüfus aile kayıtlarının getirtilerek miras bırakanın davacı taraf dışında başka mirasçısı olup olmadığını tespit etmenin ve miras paylarını belirlemenin hakimin görevi olduğu kuşkusuzdur. Öte yandan hukuki yarar bulunması koşuluyla bu tür davaların uyuşmazlık çıkaran kişiler hasım gösterilmek suretiyle hasımlı olarak açılması ve çekişmeli yargı yolu ile görülüp sonuçlandırılması da mümkün bulunmaktadır. Aynı Kanunun 575. maddesinde de mirasın miras bırakanın ölümüyle açılacağı, 495. maddesinde miras bırakanın birinci derece mirasçılarının onun altsoyu olduğu, çocukların eşit olarak mirasçı oldukları, miras bırakandan önce ölmüş olan çocukların yerini her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoylarının alacağı, 496. maddesinde altsoyu bulunmayan miras bırakanın mirasçılarının ana ve babası olduğu, bunların eşit olarak mirasçı olacakları, miras bırakandan önce ölmüş olan ana ve babanın yerlerini her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoylarının alacağı, bir tarafta hiç mirasçı bulunmadığı takdirde bütün mirasın diğer taraftaki mirasçılara kalacağı, 497. maddesinde altsoyu, ana ve babası ve onların altsoyu bulunmayan miras bırakanın mirasçılarının büyük ana ve büyük babalar olacağı, bunların eşit olarak mirasçı olacakları, miras bırakandan önce ölmüş olan büyük ana ve büyük babaların yerlerini her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoylarının alacağı, ana veya baba tarafından olan büyük ana ve büyük babalardan biri altsoyu bulunmaksızın miras bırakandan önce ölmüşse ona düşen payın aynı taraftaki mirasçılara kalacağı, ana veya baba tarafından olan büyük ana ve büyük babaların ikisi de altsoyları bulunmaksızın miras bırakandan önce ölmüşlerse bütün mirasın diğer taraftaki mirasçılara kalacağı, sağ kalan eş varsa, büyük ana ve büyük babalardan birinin miras bırakandan önce ölmüş olması hâlinde, payının kendi çocuğuna; çocuğu yoksa o taraftaki büyük ana ve büyük babaya; bir taraftaki büyük ana ve büyük babanın her ikisinin de ölmüş olmaları hâlinde onların paylarının diğer tarafa geçeceği, 501. maddesinde ise mirasçı bırakmaksızın ölen kimsenin mirasının devlete geçeceği açıklanmıştır. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 20. maddesinde de, mirasın ölenin millî hukukuna tâbi olduğu, Türkiye'de bulunan taşınmazlar hakkında Türk hukukunun uygulanacağı, 2644 Sayılı Tapu Kanunu'nun 35. Maddesinde ise, yabancı uyruklu gerçek kişilerin ancak karşılıklı olmak ve kanuni sınırlamalara uyulmak kaydıyla Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde taşınmaz edinebilecekleri belirtilmiştir. Karşılıklılığın miras bırakanın ölüm günü itibarıyla aranması gerekir. Türk Yabancılar Hukuku'nun genel ilkelerinden olan karşılıklılık, uluslararası bir anlaşma ile tanınabileceği gibi, iç hukukta bir engel koymama biçiminde de gerçekleşebilir. Ancak karşılıklılığın belirlenmesinde en önemli nokta, idari karar veya özel kanunlarla Türk vatandaşları bakımından mülkiyet hakkının kısmen veya tamamen sınırlandırılıp sınırlandırılmadığı, bir başka deyişle fiili karşılıklılığın bulunup bulunmadığıdır. Yabancı ülke mevzuatında bir engel bulunmamakla birlikte, Türk vatandaşlarının o ülkede taşınmaz mal edinmeleri şu veya bu biçimde fiilen engelleniyorsa karşılıklılık bulunduğundan söz edilemez. Bunun yanında yabancı ülke mevzuatında taşınmazın bulunduğu yer bakımından, örneğin kıyı ve sınır bölgelerindeki taşınmazlarla ilgili olarak izne bağlılık ve yasaklamalar getirilmişse, bizim mevzuatımız bakımından engel olmasa dahi, kıyı ve sınır bölgelerindeki taşınmazların yabancı tarafından edinilebileceği de kabul edilemez. Bu hükümlerin taşınır mallar, alacak ve diğer haklar yönünden uygulanamayacağı, yabancı uyruklu mirasçıların hiçbir kayıt ve sınırlandırmaya tabi olmaksızın miras bırakanın Türkiye'de bulunan taşınır mallarını, hak ve alacaklarını miras yolu ile edinebilecekleri kuşkusuzdur. Somut olaya gelince, dosya içeriğinde toplanan deliller ve nüfus kayıtlarından miras bırakan ... Kızı ...’den olma, ... 08.03.1945 doğumlu, ... T.C. kimlik numaralı ...’ın 26.08.2007 tarihinde öldüğü, daha önce Yugoslavya vatandaşı olan miras bırakanın 28.09.1958 tarihinde Üsküp Başkonsolosluğundan aldığı 09.09.1958 gün ve 7052/6348 sayılı serbest göçmen vizesini içeren pasaportla Türkiye’ye gelerek vatandaşlığa alınması için Bursa Valiliğine başvurduğu, tasdikli tabiyet beyannamesinin ... kızı ... ... olarak doldurulduğu, miras bırakanın verdiği dilekçesinde baba adının ... olduğunu belirtmesi ve Üsküp Başkonsolosluğunun 10.10.1959 tarih ve 2233/470 sayılı cevabi yazısı ile de bu hususun doğrulanması üzerine baba adının düzeltildiği, Bakanlar Kurulu’nun 30.05.1967 gün ve 6/8288 sayılı kararı ile Türk Vatandaşlığına alınarak Bursa ... ilçesi ... Mahallesi Cilt:3, Hane 1125’de ... ... olarak nüfusa tescil edildiği, 27.01.1982 tarihinde ... ... ile evlenmesi üzerine ... soyadını alarak halen kayıtlı olduğu İstanbul Zeytinburnu ilçesi Merkezefendi Mahallesi Cilt:6, Hane: 790’a nakil gittiği, eşi ... ...’ın 25.05.1989 tarihinde kendisinden önce öldüğü, müşterek çocuklarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Miras bırakanın eski adı ile Yugoslavya yeni adı ile Kosava Cumhuriyetinde mirasçılarının bulunması ve miras bırakanın ölüm tarihi itibarıyla ülkemiz ile Kosova Cumhuriyeti(eski adıyla Yugoslavya) arasında miras yolu ile taşınmaz mülkiyetini edinme konusunda karşılıklılık bulunması halinde yabancı uyruklu bu kişilerin mirasçı olacağı, mirasın Hazine'ye kalmayacağı kuşkusuzdur. Ne var ki mahkemece resen araştırılması gerekirken bu konuda istek de olmasına rağmen herhangi bir araştırma ve soruşturma yapılmadığı gibi, başka bir mahkemede hasımsız olarak görülen davada mirasçılık belgesinin verildiği, bu nedenle davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığı şeklinde hüküm oluşturulmuştur. Az yukarıda açıklanan hukuksal olgular gözetildiğinde daha önce başka mahkemede mirasçılık belgesinin verilmiş olmasının bu davanın görülmesine engel olmayacağı ve herbir mirasçının ayrı dava açma hakkının bulunması nedeniyle verilen böyle bir kararın davayı konusuz bırakmayacağı, bu nedenle mahkeme hükmünde gösterilen gerekçe ve varılan sonucun yerinde olmadığı kuşkusuzdur. Hal böyle olunca, mahkemece az yukarıda açıklanan hukuksal olgular ve davanın resen araştırma prensibine tabi olduğu gözetilerek öncelikle davacı taraftan gider alınıp miras bırakanın vatandaşlığa alınmadan önce uyruğunda bulunduğu ülkedeki mirasçılarını, bir başka deyişle eş ve çocuklarını, anne ve babasını, büyükanne ve büyük babalarını, bunların alt soylarını, ölmüşlerse ölüm tarihlerini gösterir nüfus aile kayıtlarının getirtilmesi, Adalet Bakanlığı’ndan miras bırakanın ölüm günü itibarıyla Türkiye ile Kosova Cumhuriyeti (eski adı Yugoslavya) arasında miras yolu ile taşınmaz mülkiyetini edinme konusunda karşılıklılık bulunup bulunmadığının sorulması, gelecek yazı cevaplarının incelenerek miras bırakanın yabancı uyruklu yakınlarının mirasçı olup olamayacaklarının, miras bırakanın mirasçı bırakmaksızın ölüp ölmediğinin duraksamasız belirlenmesi ve sonucuna göre davanın esası yönünden bir karar verilmesi gerekirken yersiz gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı ... Müdürlüğünün temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde ilgilisine iadesine, 08.03.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.