Yargıtay · 7. Ceza Dairesi
Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2021/26132 E. 2024/7313 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2021/26132
- Karar No
- 2024/7313
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2020/840 E., 2021/54 K. SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet HÜKÜM : Mahkûmiyet, kaçak eşyanın müsaderesi, nakil aracının iadesi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmî onama, kısmî bozma Sanık hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.06.2020 tarihli iade yazısı ile 7242 sayılı Kanun'da yapılan değişiklik nedeniyle lehe değerlendirme yapılmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine karar verilmesi sonrası kurulan hükmün; temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, hükümde temyiz süresinin 15 gün olarak gösterilmesi nedeniyle katılan vekilinin temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: I. TEMYİZ SEBEPLERİ 1.Katılan ... İdaresi vekilinin temyiz istemi, suçta kullanılan nakil aracının iadesi kararı ile sınırlandırılmıştır. 2.Sanık müdafiinin temyiz istemi, davanın zamanaşımına uğradığına, iletişimin dinlenmesi tutanaklarının hükme esas alınamayacağına, aramanın usulsüz olduğuna, tazmini gereken kamu zararı olmadığına ve re'sen görülecek nedenlerle hükmün bozulması talebine ilişkindir. II.GEREKÇE A.Nakil Aracının İadesi Kararı Yönünden Suçta kullanılan nakil vasıtasında ele geçirilen eşyaların nakil vasıtalarının yüküne göre miktar ve hacim bakımından tamamını veya ağırlıklı bölümünü oluşturmadığı, araçta suçun işlenmesini kolaylaştıracak veya fiilin ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde özel olarak hazırlanmış gizli tertibat bulunmadığı anlaşıldığından, 5607 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki koşulların gerçekleşmediği dikkate alınarak aracın iadesine ilişkin yerel mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmamıştır. B.Sanık Hakkındaki Mahkûmiyet Kararı Yönünden Olay tutanakları ve dosya kapsamına göre; yasa dışı yollarla yurda getirilen kaçak cep telefonlarına yönelik teknik takip ve iletişimin dinlenmesi suretiyle yürütülen çalışmalarda, olay günü sanığın sevk ve idaresinde bulunan ... plakalı aracın kovalama sonucu yakalanması üzerine yapılan aramada toplam 820 adet muhtelif marka gümrük kaçağı cep telefonu ve 870 adet telefon bataryası ele geçirilmiştir. Sanık hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (5607 sayılı Kanun) 3 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır. Sanık kanun iadesi öncesi savunmasında, ele geçen cep telefonları ve bataryaların kendisine ait olduğunu, ancak iddianamede batarya sayısının fazla yazılmış olduğunu, kurum zararının yeniden hesaplanması gerektiğini beyan etmiş, kanun iadesi sonrasında ise gümrüklenmiş değerin iki katını ve gümrük vergilerini ödeyemeyeceğini, batarya ve telefonların kendisine ait olmadığını, Şanlıurfa'da birinin alacağını beyan ettiği tespit edilmiştir. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun cihaz sorgulama raporuna göre ele geçen cep telefonlarının kaçak olduğu anlaşılmıştır. Tüm dosya kapsamına göre sanığın eyleminin sabit olduğu belirlenmekle, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır. Ancak; 1.Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğünce gönderilen 03.03.2014 tarihli tutanağa göre, 18.05.2013 tarihli "araç arama, el koyma tutanağı"nda ele geçen batarya sayısının iş yoğunluğu nedeniyle sehven 1480 adet olarak yazılmış olduğu, gerçekte yakalanan batarya sayısının ise 870 adet olduğunu belirtilmesi ve mahkemece kanun iadesi öncesinde bu durumun fark edilerek ele geçen 820 adet kaçak cep telefonu ve 870 adet bataryaya ilişkin olarak 04.02.2015 tarihli yeni bir kaçak eşyaya mahsus tespit varakası (KEMT) düzenlenmesinin sağlanmasına rağmen, kanun iadesi sonrası kurulan hükümde etkin pişmanlık ihtaratı yapılırken 1480 adet bataryaya ilişkin olarak düzenlenen önceki KEMT varakasının esas alınması, 2.Suç tarihinde yürürlükte bulunan 6545 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin beşinci fıkrasında düzenlenen suçun üst sınırının iki yıl olduğu gözetilerek; 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesi ile yeniden düzenlenen 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin birinci fıkrasına göre, “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki hükme, 7188 sayılı Kanun'un 31 inci maddesinde yer alan geçici 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ile “01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de, Anayasa Mahkemesinin, 19.08.2020 tarihli ve 31218 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 25.06.2020 tarihli, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile “...kovuşturma evresine geçilmiş...” ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan “...basit yargılama usulü...” yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, böylece “kovuşturma evresine geçilmiş basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden iptal kararı” verildiği anlaşılmakla; her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez ise de, 5271 sayılı Kanun'da yapılan değişikliklerin derhal uygulanması ilkesi geçerli olmakla birlikte, iptal kararının sonuçları itibariyle maddi ceza hukukuna ilişkin olduğu, zira 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrasında "Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olduğundan 5237 sayılı Kanun'un 7 nci ve 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddeleri uyarınca sanığın eyleminin “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması bozmayı gerektirmiş, 3.Sanık hakkında hükmolunan adlî para cezasının 5237 sayılı Kanun'un 52 nci maddesinin dördüncü fıkrası, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 109 uncu ve bu maddeye dayanılarak çıkarılan Ceza Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Tüzüğün 51 inci maddelerine aykırı olarak infaz yetkisini kısıtlar şekilde ''...Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarının hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına..." karar verilmesi, 4.Kısa süreli olmayan hapis cezası ertelenen sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53 üncü maddesindeki hak yoksunluklarına hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur. III. KARAR A.Nakil Aracının İadesi Kararı Yönünden Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle katılan ... İdaresi vekili ve sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekili ve sanık müdafiin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, B.Sanık Hakkındaki Mahkûmiyet Kararı Yönünden Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,19.09.2024 tarihinde karar verildi.