Yargıtay · 7. Ceza Dairesi

Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2021/18938 E. 2025/474 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Ceza Dairesi
Esas No
2021/18938
Karar No
2025/474
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2013/203 E., 2016/265 K. SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet HÜKÜM : Mahkûmiyet, kaçak eşyanın müsaderesi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: Olayın oluş biçimi, sanığın aşamalardaki savunması, ele geçirilen kaçak eşyanın miktar ve mahiyeti ile eşyanın yakalanma şekli göz önüne alındığında, atılı suçun sanık tarafından işlendiğine dair sübuta yönelik mahkeme kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak; 1.Suç tarihi ve ele geçen eşyanın niteliğine göre sanığın eyleminin, 11.04.2013 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (5607 sayılı Kanun) 3/11. maddesi kapsamında kaldığı, ancak suç tarihinden sonra 28.06.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun'un 3/11. maddesinin son cümlesi yollamasıyla aynı Kanun'un 3. maddesinin 5. ve 10. fıkraları kapsamında bulunduğu gözetildiğinde; 10.12.2022 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanıp, aynı gün yürürlüğe giren 7423 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile 5607 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 22. fıkrasının ''3/23." madde ve fıkrası olarak değiştirildiği dikkate alınarak, hükümden sonra 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun'un 61. maddesi ile 5607 sayılı Kanun'un 3/23. madde ve fıkrasına eklenen "Eşyanın değerinin hafif olması halinde verilecek cezalar yarısına kadar pek hafif olması halinde üçte birine kadar indirilir." şeklindeki düzenlemenin sanık lehine hükümler içerdiği, yine aynı Kanun'un 62. maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesi uyarınca kovuşturma aşamasında etkin pişmanlık uygulamasının olanaklı ... geldiği ve dava konusu kaçak eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katının ödenmesi halinde, soruşturma evresinde etkin pişmanlık konusunda ihtarat yapılmamış ise verilecek cezada 1/2 oranında, yapılmış ise 1/3 oranında indirim yapılacağı belirtilerek 7242 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesi uyarınca etkin pişmanlık ihtarında bulunulması gerektiği de göz önünde bulundurulmak suretiyle; Suç tarihinde yürürlükte olan 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun'un 3/11 ve 4/8. maddeleri ile 6545, 7242 ve 7423 sayılı Kanunlar ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 3/11-son yollamasıyla aynı Kanun'un 3/5, 3/10, 4/8, 3/23 ve 5/2. maddeleri somut olaya ayrı ayrı uygulanarak belirlenen sonuç cezalar karşılaştırılmak suretiyle sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 7. maddesi ve 7242 sayılı Kanun'un 63. maddesi ile 5607 sayılı Kanun'a eklenen geçici 12/2. maddesi gereği ilgili hükümlerin yasal koşullarının oluşup oluşmadığının Mahkemesince saptanması ve sonucuna göre uygulama yapılmasında zorunluluk bulunması, 2.Sanık hakkında 5607 sayılı Kanun'un 3/14. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı halde, Mahkemece 5607 sayılı Kanun'un 3/14. maddesinden ayrı bir hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, 3.Dava konusu kaçak eşya için Gümrük İdaresince kaçak eşyaya mahsus tespit varakası düzenlettirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, 4.5237 sayılı Kanun'un 52/4. maddesi gereğince, sanığın taksitlerden birisini zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edilebileceği ve ödenmeyen adlî para cezasının hapis cezasına çevrilebileceğine dair ihtarın yapılmaması, 5.İş yeri sahibi olan ...'in malen sorumlu sıfatıyla dosyada yer alamayacağının gözetilmemesi, 6.Ele geçen kaçak akaryakıtın, yeraltı tankının ve dalgıç pompanın 5607 sayılı Kanun'un 13/1. maddesi yollamasıyla 5237 sayılı Kanun'un 54/4. maddesi gereği müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur. Açıklanan nedenlerle, sanık müdafiin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 326/son maddesi gereğince sanığın cezada kazanılmış hakkının saklı tutulmasına 14.01.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI DÜŞÜNCE Sanık ... hakkında verilen mahkumiyet kararına yönelik bozma ilamının 2 nolu bendinde yer alan “Sanık hakkında 5607 sayılı Kanunun 3/14. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı halde, mahkemece 5607 sayılı Kanunun 3/14. maddesinden ayrı bir hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi” şeklindeki bozmaya aşağıda yazılı nedenlerden dolayı katılmamaktayım. Şöyle ki; I-Bu konuda sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için öncelikle konunun Görünüşte İçtima (Kanunların İçtimaı) müessesesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. TCK. bakımından suçlarından içtimaı zincirleme suç ve fikri içtima hükümleri çerçevesinde değerlendirmekte iken, doktrinde kanunda düzenlenmemekle birlikte, suçların görünüşte içtima ettikleri hallerin varlığından da söz edilmektedir. Görünüşte içtima halinde suçların çokluğu sadece görünüşte olup, gerçekte fiile uygulanacak tek norm bulunmaktadır. Bir fiilin ihlal ettiği birden fazla ceza normundan birinin uygulanması, fiilin haksızlık içeriğini karşılıyorsa, diğer normların uygulanmasından kaçınılacaktır. Görünüşte İçtimada bir fiile uygulanacak birden fazla normun varlığı söz konusudur. Ancak yukarıda da ifade edildiği üzere bu görünüştedir. Normların içtimaında suçlar arasında içtima ilişkisi söz konusu değildir. Dolayısıyla ceza normlarının birbiriyle olan ilişkisi ve bunların yorumundan aynı fiille ilgili görünen değişik normlardan sadece birinin uygulanabileceği sonucuna varmak mümkün olduğu için kanun koyucunun görünüşte içtima şekillerine kanunda yer verme ihtiyacı hissetmemiştir. Normların içtimaında fail tarafından gerçekleştirilen ve yaptırım uygulanmasını sağlayan tipikliklerin birbirleriyle olan ilişkileri değerlendirilir. Bu ilişki nedeniyle normlardan biri geri çekilir, kalan norm uygulanır. Normların içtimaında suç çokluğu söz konusu olmayıp, aksine suç tekliği mevcuttur. Gerçekleştirilen fiil birçok tipikliğin kapsamına girmesine rağmen, o sadece bir tipikliği gerçekleştirdiği kabul edilir ve ona göre işlem yapılır. Fiilin birçok tipikliğe uygun olması, birçok davranış normunun zorunlu ihlal edildiği anlamına gelmemektedir. Bir fiilin ihlal ettiği birden fazla normun varlığında, bunlardan birinin suç içeriğinin bir diğer norm tarafından tamamiyle karşılanıyorsa, artık diğeri uygulanabilir olmaz. Aynı haksızlık, tekrar tekrar yaptırım uygulanması sonucu doğurmaz. Normların içtimaı kural olarak hareket tekliğinde söz konusu olur. Yani tek hareketle bir çok tipikliğin uygulanma ihtimali ortaya çıkar. Hareket tekliğinde kanunların içtimaı fiile fikri içtima kurallarının uygulanmasını engeller. İstisnai olarak hareket çokluğunda da normların içtimaı söz konusu olabilir. Hareket çokluğundan normların içtimaı fiillere gerçek içtimanın tatbik edilmesini önler. Normların içtimaı durumunda fiile uygulanacak norm dışındakiler geri çekilir. Görünüşte içtimanın bulunduğu haller çeşitli ilkelerin yardımıyla sistematik ... getirilmekte ve bunlara görünüşte içtima ilkeleri denilmektedir. Bunlar: özel normun önceliği, bir normun diğeri tarafından tüketilmesi ve yardımcı normun sonralığı ilkesidir. Bu ilkelerden konumuzla ilgili olan bir normun diğeri tarafından tüketilmesi ilkesi değerlendirilecek olursa: Bir ceza normunun diğer bazı normların koruduğu hukuki değerleri ortak bir şekilde korumak ve dolayısıyla bu değerlere zarar veren fiillere tek ceza öngörmek suretiyle diğer normları adeta tükettiği hallerde tüketen-tüketilen norm ilişkisinden söz edilir. TCK’nın 42. maddesinde düzenlenen bileşik suç tüketen-tüketilen norm ilişkisinin görünüm şekillerinden birisidir. Bileşik suç, her biri bağımsız suçları oluşturan fiilleri unsur olarak bir araya getirerek tek fiil oluşturması ve yeni bir suçu meydana getirmesi veya bağımsız suçları oluşturan fiillerden birinin bir diğer suçun cezasının artırılmasını gerektiren nitelikli şeklini oluşturması halinde bileşik suç vardır. Bileşik suç halinde ortada esasında birden çok suç değil, tek fiil ve tek suç, kanunun ifadesiyle “tek fiil sayılan suç” bulunmaktadır. Bu itibarla, bileşik suç durumunda fiilin tekliği belirlenirken, doğal anlamda hareketin tekliği değil, tipik anlamda hareketin tekliği esas alınacaktır. Bu hareketlerden bazıları kanunda bağımsız olarak düzenlenen başka bir suçu oluşturabilir. Burada önemli olan tüm bu hareketlerin hukuki olarak tek bir suçun haksızlık unsurunu oluşturmasıdır. Yine bileşik suçun konumuzla ilgili olan ikinci görünüm şeklinde, bir suçun diğer bir suçun cezayı artıran nitelikli unsuru olarak kabul edilmesi oluşturur ve nitelikli unsur durumunda bulunan suç bağımsızlığını kaybeder. Örneğin yağma suçunun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsurlarından birisi de bu suçun konut veya işyerinde işlenmesi örneğinde olduğu gibi (m. 149/1-d). Buna göre, konut dokunulmazlığını ihlal suçu (m.116) yağma suçunun nitelikli unsurunu oluşturduğu için faile sadece yağma suçunun nitelikli halinden ceza verilecek, ayrıca konut dokunulmazlığını ihlal suçundan dolayı cezaya hükmedilmeyecektir. II-Konumuzla ilgili mevzuat hükümlerine gelince; 1-5237 sayılı TCK’nin Özel kanunlarla ilişki başlıklı 5. maddesinde: Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır düzenlemesine yer verilmiştir. Buna göre TCK’nin genel hükümleri özel ceza kanunları ile suç ve ceza içeren diğer kanunlar hakkında da mutlak olarak uygulanacak; özel ceza kanunlarında veya ceza hükmü içeren diğer kanunlarda, TCK’nin genel hükümlerinde getirilen düzenlemelerin aksine hükümler yer alamayacaktır. Hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini sağlamak için diğer kanunlarda yalnızca suç tanımlarına ve bu suçların yaptırımlarına yer verilmesi ile yetinilmesi gerektiği belirtilmiş; suç ve yaptırımlarla ilgili olarak TCK’de belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan suçlar açısından da uygulanması gerektiği, aksi yöndeki düzenlemelerin hukuk devleti ve eşitlik ilkeleriyle bağdaşmayacağı ifade edilmiştir. Bu anlatımlardan da anlaşılacağı üzere; bileşik suçlarında düzenlendiği 42. maddesi de dahil olmak üzere Türk Ceza Kanunun genel hükümleri 5607 sayılı Kaçakçılık Kanununda düzenlenen suçlar yönünden de uygulanacaktır. 2-5237 sayılı TCK’nin Bileşik suç başlıklı 42. maddesinde: Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz. Bileşik suçun parçalarını oluşturan suçlar ya unsur ya da ağırlaştırıcı sebep (daha ağır ceza verilmesini gerektirir nitelikli sebepler) niteliğindedir. Ceza hükmü içeren kanunda iki ayrı suç tipinden biri aynı zamanda diğer suçun nitelikli hali ise, nitelikli unsur durumunda bulunan suç bağımsızlığını kaybeder. Kanunda ayrı suç tipi olarak düzenlenen suçun içeriği bünyesinde nitelikli hali barındıran suçun içeriği tarafından tamamen karşılanması halinde ilk suçun uygulanabilirliği ortadan kalkmakta ve bu şekilde aynı haksızlık, tekrar tekrar yaptırımla karşılaşmamaktadır. 3-5607 sayılı Kaçakçılık Kanununun Kaçakçılık suçları başlıklı 3. maddesinin 11. fıkrasında: Ulusal marker uygulamasına tabi olup da, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun belirlediği seviyenin altında ulusal marker içeren veya hiç içermeyen akaryakıtı; a) Ticari amaçla üreten, bulunduran veya nakleden, b) Satışa arz eden veya satan, c) Bu özelliğini bilerek ve ticari amaçla satın alan, kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Ancak, marker içermeyen veya seviyesi geçersiz olan akaryakıtın kaçak olarak yurda sokulduğunun anlaşılması hâlinde, onuncu fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmolunur. Kanun koyucu, somut olayda olduğu gibi, kaçağa konu akaryakıtı, ticari amaçla bulunduran, satışa arz eden veya satanların eylemlerini bu suç tipi kapsamına almıştır. 4-5607 sayılı Kaçakçılık Kanununun Kaçakçılık suçları başlıklı 3. maddesinin 14. fıkrasında: Kaçak akaryakıt veya sahte ulusal marker elde etmeye, satmaya ya da herhangi bir piyasa faaliyetine konu etmeye yarayacak şekilde lisansa esas teşkil eden belgelerde belirlenenlere aykırı olarak sabit ya da seyyar tank, düzenek veya ekipman bulunduranlar iki yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu suç tipinde de, sanığın eyleminde olduğu gibi, lisansa esas teşkil eden belgelerde belirlenenlere aykırı olarak sabit tank bulunduranları yaptırım altına almıştır. 5-5607 sayılı Kaçakçılık Kanununun Nitelikli haller başlıklı 4. maddesinin 8. fıkrasında: Kaçak akaryakıt satışının, 3 üncü maddenin on dördüncü fıkrasında belirtildiği şekilde sabit ya da seyyar tank, düzenek veya ekipman kullanılarak gerçekleştirilmesi halinde verilecek cezalar iki kat artırılır. Bu nitelikli halde ise; kaçak akaryakıt satışının, 3. maddenin 14. fıkrasında belirtildiği şekilde sabit tank kullanılarak gerçekleştirilmesi halinde cezanın iki kat artırılacağını hüküm altına almıştır. Yukarıda izah edilen açıklamalar ve yasal düzenlemeler karşısında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığa ait petrol istasyonunda EPDK görevlilerinin yaptıkları denetimlerde marker seviyesi geçersiz akaryakıt ve gizli yeraltı tanklarının bulunduğu şüphesinin bildirilmesini müteakip, usulüne uygun alınan arama kararı üzerine yapılan arama işlemi sırasında kaçak yer altı tankı ve marker seviyesi düşük akaryakıt elde edildiği, 5607 sayılı Kanunun 3/12-14 maddeleri uyarıca iddianame ile dava açıldığı, kovuşturma aşamasında sanığa anılan Kanunun 4/8. maddesinden ek savunma hakkı verildiği ve yapılan yargılama sonucu sanığın 5607 sayılı Kanunun 3/11, 4/8, 62, 52/2 maddeleri uyarınca neticeten 5 yıl hapis ve 15.000.TL APC ile cezalandırılması yoluna gidildiği, kararın sanık tarafından temyizi üzerine muhalif kaldığımız 2 nolu bendindeki “Sanık hakkında 5607 sayılı Kanunun 3/14. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı halde, mahkemece 5607 sayılı Kanunun 3/14. maddesinden ayrı bir hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi” şeklindeki neden de dahil olmak üzere 5 ayrı noktadan bozulmuştur. Somut olayda sanığın eylemi, işletmekte olduğu benzin istasyonunda lisansa aykırı sabit yer altı tankı yaptırarak buradan maker seviyesi geçersiz akaryakıt satışı yapmasıdır. Sanığın bu fiili, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 11. maddesindeki suçu ve anılan Kanunun 14. fıkrasındaki kaçak akaryakıt satmak amacıyla lisansa aykırı sabit yeraltı tankı bulundurması suçunu oluşturduğu gibi, ayrıca ayrıca sanığın kaçak akaryakıt satışını 3 üncü maddenin on dördüncü fıkrasında belirtildiği lisansa aykırı şekilde sabit tank kullanarak gerçekleştirilmesi nedeniyle anılan Kanunun 4. maddenin 8. fıkrasındaki nitelikli halini de oluşturmaktadır. Yani sanığın fiili, birden fazla ceza normunun ihlali sonucunu doğurmuştur. Bu şekilde bir eylemde sorumluluğun esasları TCK’nin genel hükümlerinde düzenlenen görünüşte içtima (kanunların içtimaı) kavramından hareketle bir suçun diğeri tarafından tüketilmesi ilkesi kapsamında bileşik suç müessesesi yoluyla çözülmelidir. Bu bağlamda, bir fiilin ihlal ettiği birden fazla ceza normundan birinin uygulanması, fiilin haksızlık içeriğini karşılıyorsa, diğer normların uygulanmasından kaçınılacak ve sanık aynı haksızlık nedeniyle tekrar tekrar cezalandırılmayacaktır. 5607 sayılı Kanunun 3/11. fıkrasında düzenlenen suçun 4/8. fıkrasındaki ağırlaştırıcı nitelikli hali, anılan Kanunun 3/14. fıkrasındaki suçun bizatihi kendisidir. Kanun koyucu 5607 sayılı Kanunun 3/14. maddesinde suç olarak tanımladığı ve yaptırım altına aldığı haksızlığı, ayrıca haksızlığın yoğunluğunu da gözeterek, 4. maddenin 8. fıkrasında da 3/11’in ağırlaştırıcı nedeni olarak ayrıca ortaya koymuştur. Bu anlamda 5607 sayılı Kanunun 3/11 ve 4/8 maddeleri, 3/14. fıkradaki haksızlık içeriğini de karşılayacak nitelikte bir düzenleme içermektedir. Bundandır ki kanun koyucu 3/11 maddesi uyarınca verilebilecek cezanın (2 yıldan-5 yıla), nitelikli halde (4/8.fıkra) 2 kat olarak artırılacağı gibi (6 yıldan-15 yıla) yüksek bir ceza düzenlemesi öngörmüştür. Ayrıca, 5607 sayılı Kanunun 4/8. fıkrasındaki nitelikli haller incelendiğinde: maddede 1., 2., 4. ve 8. fıkralarda bir artırım oranı belirlendiği, 2. ve 4. fıkralarında belirlenen artırım oranının (1/2) olduğu, 1. ve 8. fıkralarda artırım oranının ise 2 kat olarak öngörüldüğü, ancak sadece 8. fıkradaki düzenlemenin ayrıca 3. maddede düzenleme altına alınan 21 suç tipinden biri (3/14) olduğu görülmektedir. Kısacası, kanun koyucu aynı eylemi hem 3/14’de kanuni bir suç tipi olarak hem de 4/8’de bir nitelikli ağırlaştırıcı hal olarak kanuna koymuş ve bu şekilde 3/11 ve 4/8 maddeleri yoluyla oldukça yüksek bir ceza öngörmek suretiyle aynı zamanda 3/14 deki haksızlığı da kapsayacak şekilde bir cezalandırma yolunu seçmiştir. Bu nedenlerle; Görünüşte içtima (kanunların içtimaı) kavramından hareketle ve bir suçun diğeri tarafından tüketilmesi ilkesi kapsamında TCK’nin 42. maddesinde düzenlenen bileşik suç müessesesi nazara alındığında, 5607 sayılı Kanunun 3/14. maddesindeki suç içeriğinin anılan Kanunun 3/11 ve 4/8 maddeleri uyarınca tamamıyla karşılanması nedeniyle sanığa ayrıca 4. maddenin 8. fıkrasından ceza verilemeyeceği, mahkemece yapılan uygulama ve öngörülen cezanın hukuka uygun olduğu düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun kararına katılınmamıştır.

Atıf: Yargıtay 7. Ceza Dairesi, E. 2021/18938, K. 2025/474, T. 14.01.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-ceza-dairesi-2021-18938-e-2025-474-k-0cf299404c06