Yargıtay · 7. Ceza Dairesi
Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2021/11134 E. 2025/5933 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2021/11134
- Karar No
- 2025/5933
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2014/31 E., 2015/382 K. SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, müsadere TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: I- Katılan ... İdaresi Vekilinin Temyiz İstemine Yönelik Yapılan İncelemede; Katılan vekilinin temyiz dilekçesi içeriğine göre, temyiz isteminin münhasıran suçta kullanılan nakil araçlarının müsadere edilmesi gerektiğine ilişkin olduğu anlaşılmakla, Soruşturma aşamasında şerh konulmayan ve iddianamede müsadere talebi bulunmayan nakil araçlarının müsaderesine ilişkin temyiz incelemesine konu bir kararın da mevcut olmadığının anlaşılması karşısında, katılan vekilinin temyiz isteminin, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE, II- Sanık ..., Sanık ... ve Sanık ... Müdafiin Temyiz İstemlerine Yönelik Yapılan İncelemede; Olayın oluş biçimi, sanıkların aşamalardaki savunmaları, ele geçirilen kaçak eşyanın miktar ve mahiyeti ile eşyanın yakalanma şekli göz önüne alındığında, atılı suçun sanıklar tarafından işlendiğine dair sübuta yönelik Mahkeme kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak; 1. Suç tarihi ve ele geçen eşyanın niteliğine göre sanıkların eyleminin, 11.04.2013 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (5607 sayılı Kanun) 3/18. maddesi kapsamında kaldığı, ancak suç tarihinden sonra 28.06.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun'un 3/18. maddesinin son cümlesi yollamasıyla aynı Kanun'un 3. maddesinin 5. ve 10. fıkraları kapsamında bulunduğu gözetildiğinde; 10.12.2022 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanıp, aynı gün yürürlüğe giren 7423 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile 5607 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 22. fıkrasının ''3/23." madde ve fıkrası olarak değiştirildiği dikkate alınarak, hükümden sonra 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun'un 61. maddesi ile 5607 sayılı Kanun'un 3/23. madde ve fıkrasına eklenen "Eşyanın değerinin hafif olması halinde verilecek cezalar yarısına kadar pek hafif olması halinde üçte birine kadar indirilir." şeklindeki düzenlemenin sanıklar lehine hükümler içerdiği, yine aynı Kanun'un 62. maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesi uyarınca kovuşturma aşamasında etkin pişmanlık uygulamasının olanaklı hale geldiği ve dava konusu kaçak eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katının ödenmesi halinde, soruşturma evresinde etkin pişmanlık konusunda ihtarat yapılmamış ise verilecek cezada 1/2 oranında, yapılmış ise 1/3 oranında indirim yapılacağı belirtilerek 7242 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesi uyarınca etkin pişmanlık ihtarında bulunulması gerektiği de göz önünde bulundurulmak suretiyle; Suç tarihinde yürürlükte olan 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun'un 3/18. maddesi ile 6545, 7242 ve 7423 sayılı Kanunlar ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 3/18-son yollamasıyla aynı Kanun'un 3/5, 3/10, 3/23 ve 5/2. maddeleri somut olaya ayrı ayrı uygulanarak belirlenen sonuç cezalar karşılaştırılmak suretiyle sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7. maddesi ve 7242 sayılı Kanun'un 63. maddesi ile 5607 sayılı Kanun'a eklenen geçici 12/2. maddesi gereği ilgili hükümlerin yasal koşullarının oluşup oluşmadığının Mahkemesince saptanması ve sonucuna göre uygulama yapılmasında zorunluluk bulunması bozmayı gerektirmiştir. 2. Sanıklar hakkında belirlenen temel cezanın 5607 sayılı Kanun'un 4/2. maddesi gereğince 1/2 oranında artırılması esnasında hesap hatası yapılarak "4 yıl 15 ay hapis" yerine "5 yıl 3 ay hapis" cezasına hükmolunması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. Açıklanan nedenlerle, sanık ..., sanık ..., sanık ... müdafiin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA, 28.04.2025 tarihinde karar verildi. (K.D.) KARŞI DÜŞÜNCE Önleme arama kararı verilebilmesi için “makul sebep” adli arama kararı verilebilmesi için “makul şüphe” olmalıdır. Makul şüphe somut bir durumu ifade ettiği için “makul şüphe” olduğu hallerde daha önceden verilmiş önleme arama kararına göre işlem yapılamaz. Ceza Muhakemesi Kanununun 2/e maddesine göre soruşturma kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden itibaren başlamaktadır. Makul şüphenin varlığına delalet eden hallerde Ceza Muhakemesi Kanununun 160/1-2, 161/2 ve 164/2 maddeleri gereğince Cumhuriyet Savcısına bilgi verilerek onun emir ve talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunludur. Kolluk görevlileri kendi başlarına işlem yaparlarsa, bu işlemler Ceza Muhakemesi Kanunundaki düzenlemelere uygun olmadığı için geçerli olmayacaktır. Somut olayda kolluk yaptığı istihbari çalışmalarda Iğdır ilinden kaçak sigara getirileceğini ve sigaraları getirecek aracın plakasını öğrenmiş, kaçmaya karşı gerekli tedbirleri alarak uygulama noktası oluşturmuş ve uygulama noktasına gelen aracı durdurarak daha önceden verilmiş genel önleme arama kararına istinaden işlem yapmıştır. Bütün bu işlemler yapılıncaya kadar soruşturmanın başı olan Cumhuriyet Savcısına en ufak bir bilgi dahi verilmemiştir. Kolluk Cumhuriyet Savcısının emir ve talimatlarına göre hareket etmediği gibi, aldığı somut bilgiye rağmen adli arama kararı alınması gereken halde, önleme arama kararına göre arama yaptığı için arama işlemi usulsüzdür. Arama usulsüz olduğu için usulsüz aramada elde edilen sigaralar delil değeri taşımadığından hükme esas alınamaz. Sigaralar hükme esas alınamayacağı için sanıkların beraatına karar verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle aramanın usulsüzlüğüne işaret etmeyen heyetimizin sayın çoğunluğunun kararına katılmıyorum.