Yargıtay · 6. Ceza Dairesi

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2024/6513 E. 2025/592 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Ceza Dairesi
Esas No
2024/6513
Karar No
2025/592
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/3107 E., 2024/2088 K. SUÇLAR : Hakaret, tedhit HÜKÜMLER : Esastan ret TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Her ne kadar ilk derece mahkemesinin katılana yönelik müsnet suçtan dolayı sanık hakkında tayin ettiği cezalar "3 ay 15 gün hapis cezası "ve" 6 ay hapis cezasının" miktarı itibarıyla temyize tabi olmadığı şeklinde Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi'nin 14.11.2024 tarihli temyiz taleplerinin reddine ilişkin ek kararı var ise de adı geçen katılanla ilgili sanık hakkında verilen 15.02.2022 tarihli beraat kararının istinaf incelemesini yapan Bölge Adliye Mahkemesince üzerine beraat hükmünün hukuka aykırı olarak eksik inceleme yapıldığından bahisle bozulmasından sonra anılan karara direnme yetkisi bulunmayan ve kanunen uyma zorunluluğu bulunan ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmünün aslında Bölge Adliye Mahkemesince verilmiş bir karar olarak kabulünde zorunluluk bulunduğu, esas olarak Bölge Adliye Mahkemesince beraat hükmünün mahkûmiyet veya mahkûmiyet hükmünün beraat olması gerektiği yönünde bozma kararı verilemeyeceği, bu tür kararların istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilmesi gereken kararlardan olduğu, bu şekilde verilen kararların ilk derece mahkemesi kararı niteliğinde bulunduğunun kabulü halinde esasen tarafların var olan temyiz haklarının ellerinden alınmış olacağının anlaşılması karşısında, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde kurulan yeni mahkûmiyet hükmünün temyizi kabil olduğu ve Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi'nin 14.11.2024 tarihli temyiz taleplerinin reddine ilişkin ek kararı kaldırılarak yapılan incelemede: İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir oldukları, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I-Sanık hakkında hakaret suçundan yapılan temyiz isteminin incelenmesinde; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294. maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301. maddesinin ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık ve müdafilerinin temyiz istemlerinin bu kapsamda olduğu gözetilerek yapılan incelemede; Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu'nun takdiri ile Bölge Adliye Mahkemesinin kararına göre; sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir. Ancak; Aralarında daha önceden husumet bulunan sanık ... ve katılanın olay tarihinde ... kasabası meydanında karşılaştıkları ve aralarında "Facebookta kooperatif başkanı kendisini sağlam yere attı arkasında zot memet var" şeklinde bir paylaşım yüzünden tartışma yaşandığının iddia ve kabul edilmesi ile tartışma sırasında sanık ...'in mağdur'a yönelik hakaret suçundan verilen cezada 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 29. maddesindeki haksız tahrik hükmünün uygulanma olanağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle Tebliğname'ye uygun olarak BOZULMASINA, II-Sanık hakkında tehdit suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde; İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir oldukları, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 288 inci maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık ve müdafilerinin temyiz isteminin bu kapsamda olduğu belirlenerek yapılan incelemede; Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak; Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere göre, Taraflar arasında önceye dayalı husumet bulunduğu olay günü de sanığın katılana yönelik hakaretini ikrar ettiği ancak tehdit eylemini gerçekleştirmediğine yönelik beyanları, mahallini gösteren herhangi bir iş yeri veyahut köy muhtarlığı kamerası bulunmadığı gibi aşamalarda somut olarak bilgi ve görgüsüne başvurulan tanık ...'ın dosyasına yansıyan beyanlar ve Ulusal Yargı Ağı Projesi aracılığıyla celp edilen aile nüfus kayıt tablosu içeriğinden katılanın öz kardeşi sıfatını taşıdığı ve tanık ...'ın beyanında sanığın katılana yönelik tehdit suçunu işlediğine ilişkin açıklamasının bulunduğu diğer yönden de tanık ...'un ise sanık ...'in yakın arkadaşı olduğunun anlaşılması ve tanık ...'un da verdiği beyanında tehdit içerikli bir kelime söylemediğini belirtmesi karşısında tanıkların beyan içeriklerinin birbiriyle çeliştiği ayrıca olayla ilgili tarafsız bir tanığın da mahallinde bulunduğunun anlaşılamadığı dolayısıyla tanık beyanları arasındaki çelişkinin giderilemediği anlaşıldığından sanık hakkında tehdit suçundan beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle Tebliğname gerekçesine aykırı olarak BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Yenice (Çanakkale) Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 15.01.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2024/6513, K. 2025/592, T. 15.01.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-ceza-dairesi-2024-6513-e-2025-592-k-56cbc7fc30ae