Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/2352 E. 2025/856 K. – Nitelikli Yağma
Konu: Nitelikli Yağma
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2023/2352
- Karar No
- 2025/856
- Karar Tarihi
- Konu
- Nitelikli Yağma
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2020/2045 E., 2021/1203 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 22.03.2021 tarih ve 2020/2045 Esas, 2021/1203 Karar sayılı kararının sanık ...'ın zorunlu müdafiine tebliğ edilmesine rağmen süresi içerisinde temyiz talebinde bulunulmamış ise de sanık ...'ın kararı öğrenmesi üzerine sunduğu 13.07.2021 tarihli dilekçenin temyiz dilekçesi olarak değerlendirilerek ve sanığın vekaletnameyle kendisine vekil tayin ettiği müdafiinin 01.09.2022 tarihli eski hale getirme talebinin yerinde olduğu kabul edilerek, Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece İstanbul Anadolu 14. Ağır Ceza Mahkemesinin, 23.09.2020 tarihli ve 2019/559 Esas, 2020/359 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-c-h, 62, 53, 58. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve ikinci kez mükerrirliğe karar verilmiştir. B. İstinaf İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 22.03.2021 tarihli ve 2020/2045 Esas, 2021/1203 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin ve katılan vekilinin istinaf başvurularının "Hükmün 7. bölümünden sonra gelmek üzere " Katılan kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca tespit edilen 6810 TL maktu vekalet ücretinin sanık ...' tan tahsili ile katılan ...'e verilmesine" ibaresi eklenmek suretiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 301/1-h ve 280/1-a. maddeleri uyarınca düzeltilerek istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanığın Temyiz İstemi Sadece katılanın beyanları nazara alınarak hüküm kurulduğuna, olay yerinde bulunmadığına, ... stadının giriş çıkış kamaralarının incelenmesine, dosyadaki fotoğrafının kendi fotoğrafı ile kriminale gönderilmesine, ... numaralı telefondan baz istasyon sinyallerinin araştırılması gerektiğine ilişkindir. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararın sanığın zorunlu müdafiine tebliğ edildiğine, sanığa tebliğ edilmediğine, sanık zorunlu müdafiinin kararı temyiz etmediği, sanığın karardan haberi olmadığına, cezaevinde olması sebebiyle ancak vasi tayininden sonra özel vekil tayin etmesinin mümkün olduğuna, zorunlu müdafiinin tüm tasarruflarından sorumlu tutulamayacağına, bu hususun savunma hakkı ve adil yargılanma hakkı ile ilgili olduğuna, bu sebeple temyiz başvurusunun kabul edilmesi gerektiğine, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, sanığın savunmalarına göre , cep telefonu baz bilgilerinin incelenmediğine, suça konu telefona suç saatinden sonra takılan hat bilgilerine ait araştırma yapılmayarak eksik inceleme ile hüküm kurulduğuna, 5237 sayılı Kanun'un 58.maddesi uygulanmasına rağmen sanığın ek savunmasının alınmadığına, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, 5237 sayılı Kanun'un cezanın belirlenmesi başlıklı 61/1. maddesinde belirtilen kriterler ile aynı Kanun'un 3/1. maddesinde ifade edilen cezada orantılılık ilkesi nazara alındığında temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinin isabetli olduğu anlaşıldığından, sanık ve sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır. III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin kararında, sanık ve sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve re'sen incelenmesi gereken konular yönünden 5271 sayılı Kanun’un 288. ve 289. maddeleri kapsamında yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca İstanbul Anadolu 14. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 21.01.2025 tarihinde karar verildi. (Karşı oy) K A R Ş I O Y 5271 sayılı CMK'da kararların sanıklara tebliğine ve kararlara karşı kanun yoluna başvurmaya ilişkin hükümler şu şekilde düzenlenmiştir. CMK'nın 35/2. maddesi; 'Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hakim veya mahkeme kararları hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur.', CMK'nın 35/3. maddesi ; 'İlgili taraf serbest olmayan bir kişi veya tutuklu ise tebliğ edilen karar kendisine okunup anlatılır.' şeklindedir. CMK'nın Tebligat usulleri üst başlığını düzenleyen 37. maddesi; "Tebligat, bu Kanunda belirtilen özel hükümler saklı kalmak koşuluyla, ilgili kanunda belirtilen hükümlere göre yapılır." Kanun yollarına başvurma hakkı; Madde 260 – (1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır. (2) (Değişik: 18/6/2014-6545/73 md.) Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler. (3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir. Avukatın başvurma hakkı Madde 261 – (1) Avukat, müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişilerin açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla kanun yollarına başvurabilir. Anayasamızın madde 141. maddesine göre "davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir." AİHS’in 6. maddesinin 1. fıkrasına göre “Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.” 2797 sayılı Yargıtay Kanununun İçtihadların birleştirilmesini istemek yetkisi ve bağlayıcılığı başlığını taşıyan 45. maddesi; "İçtihadların birleştirilmesini Birinci Başkan, doğrudan doğruya veya Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri karar sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bizzat yazı ile başvurması halinde, ilgili kuruldan ister. Bu istemlerin gerekçeli olması zorunludur. Diğer merci veya kişilerin gerekçe göstererek yazılı başvurmaları halinde, içtihadı birleştirme yoluna gitmenin gerekip gerekmediğine Birinci Başkanlık Kurulu karar verir. Bu karar kesindir. İçtihadı birleştirme kararlarının değiştirilmesi veya kaldırılmasının istenmesi de yukarıdaki usule bağlıdır. İçtihadı birleştirme görüşmeleri, alınmış olan ilke kararları çerçevesinde yürütülür ve kararları yazılır. İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. İçtihadı birleştirme kararlarının niteliğini açıkça belirten özeti, kararın verilmesini izleyen en kısa zamanda Adalet Bakanlığına bildirilir. Adalet Bakanlığı bütün adliye mahkemelerine ve Cumhuriyet savcılıklarına bu kararları gecikmeksizin duyurur. İçtihadı Birleştirme Kurulları, genel kurulların veya dairelerin kararlarındaki gerekçe ve görüşlerle bağlı olmaksızın sorunu başka bir görüşle karara bağlayabilirler...." şeklinde hüküm içermektedir. Yargıtay İ.B.B.G.K.'nin 10.07.1940 tarihli ve 07-75 numaralı kararları özetle; "...Davanın son dereceye kadar takibi için vekil tayin etmiş olan bir kimseye ilam tebliği mümkün bulundukça müvekkiline tebligat yapılması kanuna aykırı ve bu sebeple tebliğ dahi hükümsüz olduğundan, kanun yoluna başvurma için belli olan süre böyle yolsuz bir tebliğ üzerine cereyan etmez..." ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16.09.1985 tarihli ve 178-361 numaralı yine 26.05.1986 tarihli ve 561-295 numaralı kararlarına göre özetle; "… kararların sanık müdafisine tebliğinin yeterli olduğu ve ayrıca sanığa tebliğe gerek bulunmadığı…" belirtilmiş ve müdafisi bulunan sanıklar yönünden tebligatın sanığın müdafisine yapılacağı bu hususun müdafinin görevi içinde bulunduğu dolayısıyla yoklukta tefhim olan kararın vekile tebliğ edilmesi gerektiği ayrıca sanığa yapılan tebligatın hukuksal geçerliliğinin bulunmadığı karar altına alınmıştır. Tebligat Kanunu'nun 11. maddesine göre; "Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır, vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak Ceza Muhakemeleri Usulu Kanunu'nun kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır." düzenlemesi yer almaktadır. 7201 sayılı Tebligat Kanununu 11/02/1959 tarihinde kabul edilmiştir. 11. maddesi ise 06.06.1985 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bilindiği gibi kanunların uygulanmasında öncelik sırası gözetilirken özel kanun genel kanundan önce uygulanır kuralı geçerlidir. Ayrıca bir konuda Yargıtay İçtıhatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca yapılmış içtihat birleştirmesi var ise bu karar YK 45. maddesinin açık düzenlemesi nedeniyle kanun hükmündedir. Söz konusu içtihat değiştirilinceye veya içtihadı ortadan açıkça kaldıran bir kanuni düzenleme yapılıncaya kadar söz konusu düzenleme geçerlidir. Artık bir mahkeme içtihadı olarak değil bir kanun hükmü gibi herkesi bağlar. Söz konusu YİBBGK çıkarıldığı dönemde yürürlükte olan 1412 sayılı CMUK 33. vd maddeleri 2005 yılında yürürlüğe giren 5271 sayılı kanunda CMK 35 ve 37. maddelerinde büyük ölçüde korunmuştur. Sadece biraz daha açıklanmıştır. Hatta 37. maddesi "Tebligat, bu Kanunda belirtilen özel hükümler (CMK 35/3 cezaevindeki sanığa okunup -anlatılmak suretiyle bizzat yapmak gibi )saklı kalmak koşuluyla, ilgili kanunda belirtilen hükümlere göre yapılır" demek suretiyle daha önce 1412 sayılı Yasanın 35. maddesindeki düzenlemeyi aynen korumuştur. 5271 sayılı CMK'nın 37. maddesinin tasarısında 2. fıkrası "yokluklarında verilen her türlü karar, sanık ve müdafiine ayrı ayrı tebliğ edilir" şeklinde iken TBMM komisyon tartışmalarında buna gerek olmadığı ve yargılamayı uzatacağı, kötü niyetlilere pirim vereceği ekonomik olarak sıkıntı yaratacağı gibi gerekçelerle metinden çıkarılmıştır. (TC Adalet Bakanlığı Yayın İşleri Daire Başkanlığı Tutanaklarla Ceza Muhakemesi Kanunu Ankara 2005 s. 214-216) Ceza davalarında tüm sanıkların vekille tebliğ edilme zorunluluğu yoktur. Bu nedenle CMK normal kuralları düzenlemiş ve bunu göstermiştir. 5271 sayılı CMK daki süreler, temyiz uygulamaları tebligat genel düzenlemelerdir. Normalde hakkında ceza davası olan herkese uygulanması gerekir. Ancak hem avukatlık kanunu hemde tebligat kanunu özel düzenlemelerdir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nda, istinaf yoluna başvurabilecek kişiler açıkça ve ayrıca düzenlenmiş olmasına karşın, temyiz yoluna başvurabilecek kişilere ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak temyiz de olağan bir kanun yolu olup kanun yollarına ilişkin genel hükümlere göre başvurma hakkı olanlar temyiz kanun yoluna başvurabilirler. Buna göre; Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık, katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar, verilen hüküm veya karar nedeniyle hukuki hakları zarar gören üçüncü kişiler, şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi ve eşinin temyiz kanun yollarına başvuru hakkı bulunmaktadır. Müdafi kanun gereğince atanmaktadır müdafilik ücretini de kamu ödemektedir. Vekilin ücretini sanık kendisi ödemektedir. Anayasanın 40/2. maddesinde ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer mevzuatlarda sanık müdafinin sanığın savunmasını yapma, sanık adına yapılan tebligatı alma ve kanun yollarına başvurma gibi tüm konularda vekile göre daha az yetkili olduğuna dair bir ayrım ve düzenleme yoktur. Kanun yoluna baş vurma hak ve yetkisi açısından vekilde müdafi de aynı yetkilere sahiptir. Kanun yollarına başvurma süresini mazeretsiz kaçıran sanık vekili de sanık müdafi de aynı cezai müeyyidelere maruz kalmaktadır. Tebligat veya sanığın haklarının savunma açısından müdafi ile vekil arasında ayrım yapmak Anayasanın 10. maddesindeki kanun önünde eşitlik ilkesine aykırıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 35/2. maddesi içeriği incelendiğinde ise müdafisi bulunan sanık hakkında verilen ve kanun yollarına başvurulması mümkün bir hükmün sadece sanığa tebliğ edileceğine, müdafisinin tebliğ alma hak ve görevinin kanun tarafından kaldırıldığına ilişkin açık bir düzenlemenin yer almadığı, bu doğrultuda bu madde ile birlikte Tebligat Kanunu 11. madde, 1. cümlenin amir ve emredici konumunun sürdüğü anlaşılmaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 35/2. maddesi bu anlamda bir istisna olmadığından temyiz hakkının kullanılabilmesiyle ilgili hukuki sürece bir etkisi bulunmamaktadır. Aksi kabulün temyiz hakkının kullanımının şart ve usulleriyle ilgili bir karışıklığa sebebiyet verebileceği, temyiz hakkı gibi ceza muhakemesinde özel önem taşıyan bir hakkın kullanımında sanığı müdafi yardımından yoksun bırakabilecektir. Bu durum müdafiden yararlanma hakkının özüne dokunan bir sonuç yaratacaktır. Kanun koyucunun amacının bu yönde olması düşünülemez. Gerek avukatlık kanunu gerekse Tebligat Kanunu sadece tebligata ilişkin uygulamada ek hüküm getirmektedir. Onun haricinde hiç kimsenin temyiz hakkını elinden almamaktadır. Alması da mümkün değildir. Aslında CMK 35/2. fıkrası "hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur" şeklinde genel bir düzenleme getirmiştir. Ceza yargılamasının asıl sujesi, tarafı sanık olduğuna göre buradaki 'ilgili'den kastedilenin sanık veya katılan yada bunlar adına hareket yetkisi bulunan vekiller olduğu kuşkusuzdur. Kanun bu maddesi ile aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek bir kararın, yokluğunda verilmesi durumunda ilgilisine tebliğ edilmesini zorunlu kılmıştır. Avukatlık kanununa göre vekil asılın yanına geçmektedir. Onun haiz olduğu hakları tek başına kullanabilmektedir. Yani vekil Asilin adına yargılamada "ilgili" sıfatını kazanmaktadır. Tebligat Kanunun 11. maddesi Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır şeklinde net emredici bir hüküm koymuştur. Söz konusu hüküm YİBBGK'nın 10/07/1940 tarihli ve 07-75 kararıylada çelişmemekte hatta tamamlamaktadır. 5237 sayılı CMK 35/3. maddesinde gösterilen şekkiller hariç (TK 11/son nedeniyle) Tebligat Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekir. CMK'da TK 11. maddesi ile çelişen herhangi bir hüküm yoktur. Tebligat Kanunu "vekile de yapılabilir" deme imkanına sahipken sadece "vekile yapılır" şeklinde hüküm kurması nedeniyle vekile yapılan tebligatın ayrıca sanığa da çıkarılması hukuken mümkün değildir. Buna zaten gerekte yoktur. İlgililerin temyiz hakkalarına hiçbir kısıtlama getirilmemekte sadece bilgilendirme açısından vekile yapılan bilgilendirme yeterli kabul edilmektedir. Kısaca açıklayacak olursak; 1- Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarının (CGK 2019/16-573 E, 2022/119 K) bağlayıcılığı sadece kendi konusa ilişkindir. Onun haricinde bağlayıcılığı yoktur. 2- Tebligat Kanunundaki düzenleme sanıkların temyiz hakkını elinden almamaktadır. Çünkü 5271 sayılı CMK 35/2 "hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur" demektedir. Vekil veya müdafi ilgilisi adına ona vekaleten hareket etmektedir. Dolayısıyla tebligat zorunluğu da devam etmektedir. Ancak tebligat daha teknik bilgiye haiz olan vekile (müdafiye) yapılmaktadır. 3- Kanun koyucunun amacı hem sanık hem vekile tebliğ değildir öyle olsaydı 5271 sayılı CMK'nın 37. maddesindeki taslak metninde yer alan ve hem asile hemde vekile tebligatı zorunlu kılan "yokluklarında verilen her türlü karar, sanık ve müdafiine ayrı ayrı tebliğ edilir" şeklindeki düzenleme kaldırılmaz olduğu gibi bırakılırdı. 4- Tüm şüpheli ve sanıkların zorunlu müdafi veya müdafi ile temsil edilmesi zorunluluk olmadığı gibi kanunen zorunlu olanların haricinde gerekte yoktur. Bu nedenle genel nitelikteki CMK daki hükümleri vekil ile takip edilmeyen işler içinde uygulama imkanı olduğu gözetilerek hazırlandığıda göz ardı edilmemelidir. 5-CMK ile Tebligat Kanunu çelişmemekte birbirini tamamlamaktadır. 6- Çelişki bulunsa Özel kanunun genel kanundan önce uygulanması prensibi gereği Tebligat Kanunu ve avukatlık kanununa öncelik verilmesi gerekecektir. 7- Gerek Avukatlık Kanunu gerekse Tebligat Kanunu sadece tebligata ilişkin uygulamada ek hüküm getirmektedir. Onun haricinde hiç kimsenin temyiz hakkını elinden almamaktadır. Alması da mümkün değildir. 8- YİBBK kararları yeni bir YİBBK kararı verilinceye yada uygulamasını ortadan kaldıran hukuki düzenleme yapılıncaya kadar yürürlüktedir. Kanun gibi herkesi bağlar. Vekille yapılan işlerde tebligatın vekile yapılacağına ilişkin YİBBK halen yürürlüktedir. Sonradan çıkarılan Tebligat Kanunu bu düzenlemeyi iptal etmediği gibi destekler düzenleme içermektedir. İçtihadı kanun maddesi haline getirmiştir. Tüm bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda uyulması zorunlu olan YİBBK ve Tebligat Kanunu 11. maddesi uyarınca vekil ile temsil edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunlu olduğu asile tebligat gerekmediği için süresinde yapılmayan temyiz talebinin reddi gerekir kanaatinde olduğumuzdan asilin süresinden sonra yapılan temyiz nedeniyle temyiz talebinin reddine karar verilmeliydi... Görüş ve kanaatindeyiz.