Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2010/715 E. 2013/2211 K. – Yağmaya Teşebbüs
Konu: Yağmaya Teşebbüs
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2010/715
- Karar No
- 2013/2211
- Karar Tarihi
- Konu
- Yağmaya Teşebbüs
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Yağmaya teşebbüs HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü: Oluş ve dosya kapsamına göre; olay günü gece sayılan bir saatte, mağdurun çalıştığı otele giden sanıkların tedirgin bir şekilde sağa sola bakarak otelde başka kimse olup olmadığını kontrol ettikleri,emin olmak için sanıklardan Yusuf'un restoranın açık olup olmadığını sorduğu, mağdurun kapalı olduğunu söylemesi üzerine diğer sanık ...'in otelde kimse olup olmadığını sorduğu, bu sırada sanıklardan Hacı'nın bir sorun çıkması halinde kendisini bulabilecekleri düşüncesini uyandırmak amacıyla "biz seni tanıyoruz Darendelisin adın Akif, istediğimizi ver gidelim ben 6 ay hapis yattım kimseden korkmayız” diyerek mağduru tehdit ettiği, mağdurun otelde kamera olduğunu söyleyerek sanıkları oyalamaya çalışması üzerine sanık ...'nın sinirlenip mağdura küfürler etmeye başladığı ve üzerine yürüyerek belindeki silahı çekip tezgah üzerinden doğrultarak "kafamız güzel idare et, niye istediğimizi vermiyorsun" diyerek tehditlerini sürdürdüğü, mağdurun ise para vermeyip sanıkları sakinleştirmeye çalıştığı, bunun üzerine istediklerini alamayacaklarını anlayan sanıkların iş yerini terk ettikleri, bu şekilde gelişen olayda; eylemin bir bütün halinde geceleyin, iş yerinde birden fazla kişiyle birlikte ve silahla yağmaya kalkışma suçunu oluşturduğunun anlaşılması karşısında tebliğnamedeki bozma düşüncesi benimsenmemiş, Suçun, silahla, birden fazla kişi ile birlikte, gece vakti, işyerinde işlenmesi nedeniyle, 5237 sayılı Yasanın 149. maddesinin 1. fıkrasının (a), (c) ve (h) bentlerinin yanı sıra (d) bendi ile de uygulama yapılması gerektiğinin düşünülmemesi, teşdit gerekçesi ve uygulama karşısında, sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamış, Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; 1-) Sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nun 53/1. maddesinin (c) fıkrasındaki velayet hakkından,vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun, kendi altsoyları açısından koşullu salıverme tarihine; kendi altsoyları dışındaki kişiler yönünden ise, cezanın infazı tamamlanıncaya kadar süreceğinin gözetilmemesi, 2-) Yargılama giderlerinin her bir sanığın sebep olduğu tutar kadar ayrı, ayrı yükletilmesi gerektiği gözetilmeden, “müteselsilen” alınmasına karar verilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nun 326/2. maddesine aykırı davranılması, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar Osman Bekir Yiğit, ..., ... ve ... savunmanlarının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenleri yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK'nun 322.maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından TCY’nın 53.maddesinin uygulanmasına ilişkin bölüm ile yargılama giderine ilişkin “müteselsilen” sözcüğünün çıkartılması, “müteselsilen” sözcüğü yerine “sebep oldukları tutar kadar ayrı ayrı” ifadesinin; 53. maddesinin yerine ise, “sanıkların, TCY’nın 53.maddesinin 2.fıkrası uyarınca hapis cezalarının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1.fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmalarına, 3.fıkrası uyarınca da kendi altsoyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanıklar hakkında uygulanmamasına” cümlesinin yazılması suretiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 14.02.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.