Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2009/18493 E. 2010/2805 K. – Hırsızlık
Konu: Hırsızlık
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2009/18493
- Karar No
- 2010/2805
- Karar Tarihi
- Konu
- Hırsızlık
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü: İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 14/03/2007 tarih ve 2001/1890- 2007/213 sayılı kararının sanık ... savunmanı Av. Demet Yürük’ün yüzüne karşı açıklandığı halde, adı geçen sanık tarafından bir haftalık yasal temyiz süresi geçtikten sonra temyiz yasa yoluna başvurulduğu, ancak kısa kararın son bölümünde hükme karşı başvurulacak kanun yolları açıklanırken, “Sanıkların yokluğunda, sanıklar ... ve ... müdafiinin yüzüne karşı, diğer sanıklar ... ve ... savunmanlarının yokluğunda, 7 gün içerisinde temyiz yolu açık olarak verilen karar açıkça okundu. Yasa yol ve süreleri usulen anlatıldı.” dendiği, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 40/2, 5271 sayılı CMK’nun 34/2, 40/2, 231/2 ve 232/6. maddelerine göre; mahkeme kararlarında ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını, sürelerini ve şeklini kuşkuya yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerektiğinin açık ve buyurucu şekilde belirtildiği, ancak anılan Mahkemenin kararında, “sürenin tefhimden mi yoksa tebliğ tarihinden itibaren mi başlayacağı, temyiz merciinin neresi olduğu ve başvurunun ne şekilde yapılacağı” hususlarında duraksama ve kuşku yaratıldığı, kanun yollarına başvuru süresinin ne şekilde başlayacağı, başvuru mercii ve başvurma biçiminin yöntemine uygun ve kuşku oluşturmayacak şekilde açıklanmadığı, sanık iradesinin yanıltıldığı, ayrıca sanığa gerekçeli kararın bu açıklamaları içerir biçimde yeniden tebliğ edilmediği anlaşıldığından adı geçen sanık yönünden de temyiz isteminin süresinde yapıldığı kabul edilerek yapılan incelemede; Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimin takdirine göre; hırsızlık suçunun sanıklar ... ve ... tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir. Ancak; 1-Sanıklar ... ve ...'nun azmettiren ...'ın ortaya çıkarılmasını sağladıklarının anlaşılması karşısında; haklarında 5237 sayılı TCK.nun 38/3.maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmemesi, 2-Sanıklar ... ve ...’ın, yakalandıklarında suçu kabul edip suç konusu eşyanın bir kısmının bulunduğu yeri kolluk güçlerine gösterip yakınana geri verilmesini sağladıklarının anlaşılması karşısında; yakınanın bu konudaki rızası sorulup sonucuna göre sanıklar ... ve ... hakkında 5237 sayılı TCK.nun 168/1-4. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması, 3-5237 sayılı TCK.nun 141 ve 142. maddelerinde tanımlanan hırsızlık suçu ile 765 sayılı TCK.nun 493/1-son maddesinde yer alan suçun öğelerinin farklı olduğu, sanıklar ... ve ...’nun, hakkındaki verilen hüküm kesinleşen ... ile birlikte, sanık ...'ın azmettirmesi sonucunda, gündüzleyin 4 sıralarında giriş kapısını kırarak girdikleri yakınana ait işyerinin içinden hırsızlık suçunu işledikleri ve yakınmanın da devam ettiğinin anlaşılması karşısında; eylemin 5237 sayılı Yasanın 142/1-b maddesinde belirtilen hırsızlık suçunun yanı sıra aynı Yasanın 116/2, 119/1-c maddelerindeki gündüzleyin konut dokunulmazlığını bozma ve sanık ... dışındaki sanıklar hakkında 151/1.maddesindeki mala zarar verme suçlarını da oluşturduğunun gözetilmemesi, 4-Sanıkların, 5237 sayılı TCK.nun 53. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmalarına, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca da kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanıklar hakkında uygulanmamasına, karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulması, 5-Sanıklardan, neden oldukları yargılama giderlerinin ayrı ayrı alınması gerekirken, “müştereken ve müteselsilen” alınmasına karar verilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nun 326/2. maddesine aykırı davranılması, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ... ve ... savunmanları ile sanık ...’nun temyiz itirazları ve tebliğnamedeki düşünce bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 5320 sayılı TCK.nun 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK.nun 325. maddesine göre (2) nolu bozma nedeni karşısında sanık ...’in de bozmadan yararlandırılmasına, 326/son maddesi uyarınca ceza süresi bakımından kazanılmış haklarının korunmasına, 18/03/2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.