Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2008/22370 E. 2012/22116 K.
Konu: Hırsızlık, Mala Zarar Verme, İşyeri Dokunulmazlığını İhlal
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2008/22370
- Karar No
- 2012/22116
- Karar Tarihi
- Konu
- Hırsızlık, Mala Zarar Verme, İşyeri Dokunulmazlığını İhlal
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hırsızlık, mala zarar verme, işyeri dokunulmazlığını ihlal HÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Bir kişi tarafından işlenebilen bir suçun, birden çok şahıs tarafından, önceden anlaşarak işbirliği içinde işlenmesi halinde, failler arasında iştirak bulunduğu kabul edilmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, yasanın gerekçesinde de gösterildiği üzere, asli iştirak ve feri iştirak ayırımının adil ve eşit olmayan bir cezalandırmayı öngörmesi ve uygulamada zorluklara neden olması sebebi ile önceki yasada yer alan bu ayrımın yerine, iştiraki bir sosyolojik birlik olarak kabul etmiş ve faillerin eylem üzerinde kurdukları hakimiyeti baz alarak, üç temel iştirak kategorisi düzenlemiştir. Bunlar; "fail (dolaylı faille birlikte)", "azmettiren" ve "yardım eden"dir. Ayrıca Önceki yasa da yer almayan dolaylı faillik kavramı da yasada yerini bulmuştur.
5237 sayılı Yasanın 37.maddesinin 1.fıkrasında karşılığını bulan faillik kavramına göre; suçun kanuni tanımında öngörülen fiili gerçekleştirilen kişi fail olup; suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi durumunda, bu kişilerin her biri müşterek fail olarak sorumlu tutulacaklardır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra, fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı fail statüsündedir. Ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının saptanmasında suç ortaklarının suçun icrasındaki rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulur. Bu durumda olayın etki alanında yer alan failler fiili devam ettirip ettirmeme, tamamlayıp tamamlamama konusunda irade sahibidir. Bunların tümü, müşterek fail olarak neticeden eşit olarak sorumludur. Burda dikkat edilmesi gereken husus müşterek faillerinin her birinin suçun etki alanında bizzat bulunmaları veya suç üzerinde hakimiyet kurabilmeleridir.
Dolaylı faillik, TCK’nın 37. maddesinin 2. fıkrasında "Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçtebirden yarısına kadar arttırılır’ şeklinde düzenlenmiştir. Dolaylı faillikte, suçun kanuni tanımında yer alan fiili gerçekleştiren kişi, aslında cezai anlamda kusurlu değildir. Görünürde suçu işleyen kişi, aslında bir başka kişi tarafından suçu işlemede araç olarak kullanılmaktadır. Arka plandaki kişi, suçun icraî hareketlerini gerçekleştiren şahsın ve hareketinin üzerinde hâkimiyet kurmaktadır ve bu hâkimiyet nedeniyle, fail olarak sorumlu tutulmaktadır. Öyle ki suçu işleyenin gerçek iradesi yok olmakta, arka planda kendisini yönlendiren kişinin talimatlari ile hareket eder hale gelmektedir. Suçun kanuni tanımındaki hareketleri yerine getiren kişinin iradesi dolaylı fail tarafından cebir veya tehdit gibi yöntemler ile ortadan kaldırılmış olabilir. Ya da zaten suç işleme konusunda kusur yeteneği olmayan bir kişi de kullanılmış olabilir. Kanun tarafından hareketlerini yönlendirme iradesi olmayan (akıl hastası veya 12 yaşından küçük çocuklar gibi ) kişilerin kullanılması halinde bu durum ayrıca ağırlatıcı neden olarak kabul edilmiştir.
TCK'da iştirak kategorisinde düzenlenen bir diğer husus ise "azmettiren"dir. 38. maddenin 1. fıkrası uyarınca; "Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır". Azmettirme, belli bir suçu işleme hususunda henüz bir ... olmayan bir kişinin başkası tarafından bu suçu işlemeye karar verdirilmesidir. Azmettirme halinde de, suçun kanuni tanımındaki unsurları gerçekleştiren bir faile ihtiyaç vardır. Ancak bu kişinin, azmettirenin çabalarından önce, suç işleme hususunda hiç bir kararı, hatta niyeti ve düşüncesi bulunmamaktadır. Azmettiren, faili bu kararı vermeye zorlamıştır. Bu sebeple de, failin cezası ile cezalandırılmaktadır.
TCK’da yer alan bir diğer faillik durumu da yardım edendir.Yardım eden fiil üzerinde doğrudan hakimiyet kuramaması ile müşterek failden ayrılır. Anılan Yasanın 39. maddesi, yardım eden kategorisinde yer alanları şu şekilde açıklamıştır:" a)Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek, b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak, c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak". Bu gibi hallerde yardım eden müşterek fail veya azmettirenden farklı olarak suçun tam cezası ile cezalandırılmamakta, ceza belirli oranlarda indirilerek uygulanmaktadır.
Somut olaya gelince; 18.09.2006 günü tam olarak tespit edilemeyen bir saatte yakınana ait dersanenin asma kilidinin ve kapısının kırılıp içeri girilerek içinde bir adet çek, öğrencilerin senetleri ve birkaç eğitim CD’si bulunan kasanın çalındığı, 23.09.2006 günü ise bir araçtan hırsızlık suçunu işleyenlerin 20 ... 333 plakalı araç ile olay yerinden kaçtığının ihbar edilmesi üzerine polisin aracı takip etmeye başladığı, gözden kaybedilen aracın, girmesi muhtemel sokaklar üzerinde araştırma yapılırken, sanıklar ... ve Kadir’e ait evin bahçesinde içi boş ve kapıları açık bir vaziyette görüldüğü, bahçe içerisinde ise sanıklardan Kadir ile yaşları küçük olan ... ve ...’nun olduğu, polislerin bunlara araçtan kaçanların kim olduğunu ve nereye gittiğini sorduğu, bunların ise “buraya kimse girmedi” diyerek polislere direndiği ve çıkarmaya çalıştığı, bu esnada polisin bahçede çok sayıda araç parçası, bilgisayar kasası gibi malzemeler görmesi üzerine durumdan şüphelenip arama yaptığı ve evin içerisinde yakınana ait dershaneden alınan eşyanın da elde edildiği, sanıklar ... ve Kadir’in evin kendilerine ait olduğunu kabul ettiği, ancak suç eşyasının yaşları küçük olan ..., ..., ... ve beraber yargılandıkları ... ve ...’ın kaldığı bölümde bulunduğunu söyledikleri, ..., ... ve ... hakkında yaşları küçük olması sebebi ile çocuk mahkemesince yargılama yapıldığı ve söz konusu suçtan dolayı mahkemece verilen mahkumiyet hükmünün dairemizce onanarak kesinleştiği, ... ve ...’ın da sanıklar ... ve Kadir ile beraber yargılandığı Murat’ın suç tarihinde cezaevinde olduğunun belirlenmesi üzerine beraat ettiği, Mehmet’in ise bu suçtan cezalandırıldığı ancak temyiz etmediği, dosya içerisindeki duruşma tutanaklarına göre Mehmet’in 26.04.2007 günlü oturumda ”Kadir ve ...’ın kasa hırsızlığı yaptığını her türlü kasayı işyerlerinden çaldığını, Denizli’de bilmeyen yoktur beni konuşturuyorsunuz, başım belaya girecek, bu şahıslar evde kalan çocuklara özellikle bu işi yaptırmaktadır bunu herkes biliyor” dediği anlaşılmıştır.
Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan faillik ve iştirak ile ilgili hususların ışığında; yakınanın dershanesinden işlenen hırsızlık suçu ile ilgili olarak sanıklar ... ve ...’ın eyleme doğrudan katılıp katılmadıkları, yargılaması ayrı yürütülen ve mahkumiyet kararları onanarak kesinleşen diğer sanıklar ..., ... ve ...’ı azmettirip ettirmedikleri veya iradelerini ortadan kaldıracak şekilde araç olarak kullanıp kullanmadıkları veya TCK'nın 39.maddesi anlamında yardım eden olup olmadıkları saptanıp, sanıkların işlenen suç ile bağlantısı ortaya konularak hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerektiği düşünülmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması
2-Kabul ve uygulamaya göre de;
a- Yakınanın hırsızlık olayını sabah 07:40 sıralarında dershaneye geldiğinde farkedip polise haber verdiğini, sanıkların da üzerlerine atılı suçlamayı kabul etmediklerinin anlaşılması karşısında, eylemin gece işlendiğine ilişkin kanıtların nelerden ibaret olduğu karar yerinde gösterilip tartışılmadan, hırsızlık suçundan 5237 sayılı Yasanın 143. maddesiyle; işyeri dokunulmazlığını bozma suçundan ise 116/2-4. maddesiyle hüküm kurulması,
b- Sanık ... yönünden ise suçun niteliği, cezanın türü ve süresine göre; hükümden sonra 8.2.2008 tarih ve 26781 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun Geçici madde; 1/1. fıkrası yollamasıyla aynı Kanunun 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK.nın 231/5-14. madde ve fıkraları gereği sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ... ve ...’ın temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle kısmen istem gibi BOZULMASINA, 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK.nın 326/son maddesinin gözetilmesine, 08.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.