Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/7377 E. 2025/16247 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/7377
Karar No
2025/16247
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/808 E., 2023/1047 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİH : 24.10.2022 SAYISI : 2022/2 89... /667 Karar

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ve davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin ...-... grubunun sahipleri olduğunu; davalı ...Ş.'nin yayın sahibi, davalı ...'ın imtiyaz sahibi, davalı ...'nun eser sahibi olduğu ... Gazetesi'nin 10.11.2014 tarihli nüshasında ve www.sozcu.com.tr'de yayınlanan "Ey İş Adamı Havuz Faizi, Yandaş Vergisi Ödeme" başlıklı köşe yazısında kullanılan söz ve ifadeler nedeniyle müvekkillerinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, somut olgu isnat edildiğini, basın ve ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığını belirterek gazetede yer alan köşe yazısı için her bir müvekkili yararına 25.000,00 TL olmak üzere 50.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili, internet sitesinde yer alan aynı köşe yazısı nedeniyle her bir müvekkili yararına 25.000,00 TL olmak üzere 50.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hukuka aykırılığın tespiti ve kararın yayınlanmasını talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; dava konusu köşe yazısında kullanılan söz ve ifadelerde basın özgürlüğü sınırlarının aşılmadığını, kişilik haklarına bir saldırı olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu köşe yazısının basın özgürlüğü kapsamında kaleme alındığı, eleştiri sınırlarının aşılmadığı; basının, okuyucunun ilgisini çekmek amacıyla çarpıcı ifadeler kullanmasının gazetecilik tekniği olduğu ve bu durumun bir yayını başlı başına hukuka aykırı hale getirmeyeceği, basının haber verme hakkı, toplumun da haber alma hakkının bulunduğu, köşe yazısının yayın tarihi itibari ile kamu yararının ve toplumsal ilginin bulunduğu, güncelliğini koruduğu, yayında özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, yazıda yer verilen ifadelerin kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu köşe yazısında yer alan iddiaların maddi olguya dayandırılmadığı, hiç bir somut delil sunulmadığı, yazıda kamu yararının amaçlanmadığı ve kamuoyunu bilgilendirmeye yönelik olmadığı, özle biçim arasındaki dengenin bozulduğu, bu haliyle yazıdaki ifadelerin eleştiri olarak değerlendirilemeyeceği, basın özgürlüğü sınırlarının aşıldığı ve doğrudan davacıların kişilik hakları ve bu kapsamda ticari itibarına saldırının amaçlandığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile her bir davacı için gazetede yayımlanan köşe yazısı sebebiyle 7.000,00 TL ve internet sitesinde yayımlanan köşe yazısı sebebiyle 7.000,00 TL olmak üzere toplam 28.000,00 TL manevi tazminatın 10.11.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, yayın talebinin yasal koşulları oluşmadığından reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu köşe yazısının eleştiri sınırlarını aştığı tespit edilmekle beraber hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğunu, caydırıcı ve saldırı ile orantılı olmadığını, mağduriyeti giderme yönünden hakkaniyete uygun olmadığını, ayrıca yayın talebinin reddedilmesinin de hukuka aykırı olduğunu, tam kabul kararı verilmesi gerekirken kısmen kabule dair verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. Davalılar vekili temyiz dilekçesinde; gazetecilerin maddi gerçeği araştırma yükümlülüğünün bulunmadığını, görünür gerçeğe uygun olarak basın özgürlüğü kapsamında dava konusu köşe yazısının kaleme alındığını, davacıların kişilik haklarına saldırı olmadığını, ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırlarının aşılmadığını, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; ... Gazetesi ve www.sozcu.com.tr'de 10.11.2014 tarihinde yayınlanan köşe yazısı nedeniyle davacıların kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat, hukuka aykırılığın tespiti ve kararın yayınlanması talebine ilişkindir. 1.Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. Manevi tazminat ile ilgili yasal düzenlemeler Türk Medeni Kanunu (TMK) 24. maddesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 58. maddesinde yer almaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesi; “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58. maddesi; “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” Şeklindedir. Basın özgürlüğü ise Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Basın hürriyeti" başlıklı 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3. maddesinde düzenlenmiştir. 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesinde; “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.” hükmü yer almaktadır. Basın özgürlüğü, kişinin dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren olay ve olgular hakkında bilgi sahibi olmasını sağlamayı amaçlar. Bunun gereği olarak basın; haber toplamak, fikir ve kanaatleri izleyerek bunları çözümlemek, yorumlamak, eleştirmek ve sonuçta kamuoyunu ilgilendiren konularda doğru ve gerçeğe uygun haber vermek hakkına sahip ve bununla görevlidir. Eş söyleyişle denetim, uyarma, eleştiri ve gerçekleri açıklama basının doğal görevleridir. Basın özgürlüğü ile bağlantılı kavramlar olarak Anayasa'da düşünce ve kanaat hürriyeti (m.25) düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti (m.26) ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Basının kamu görevi yapmasında göz önünde tutulan amaç ile kişilik haklarına verilen zarar arasında açık bir oransızlık varsa, yayının hukuka aykırı olduğu kabul edilmelidir. Objektiflikten ayrılmak, haber sınırını aşmak, genişletici ve yanlış yorumlarda bulunmak, gerçek dışı haber vermek, yersiz şekilde onur kırıcı sözler kullanmak, dürüstlük kurallarına aykırı davranmak, kişisel nedenlerle salt sansasyon için yayın yapmak hukuka aykırıdır. Bu açıklamalardan sonra, denilebilir ki; basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için haberin gerçeğe uygun olması, gerçeğe uygun yayının haber niteliği taşıması, gerçeğe uygun haberlerin verilmesinde nesnel (objektif) ölçütlere uyulması, haberin veriliş biçimi yönünden özle biçim arasında ölçülülük bulunması gerekir. Bir yayının hukuka uygun olduğunun kabul edilebilmesi ancak açıklanan bütün bu koşulların birlikte varlığı hâlinde mümkündür. Yapılan bir yayın bu temel ilkelerden herhangi birine ters düşüyorsa hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmiş olacaktır Yayınlanmasında kamu yararı bulunan, gerçek ve güncel bir haberin veya eleştirinin, özle biçim arasında denge kurulmak suretiyle verildiği durumlarda manevi tazminat sorumluluğunun temel öğesi olan hukuka aykırılık gerçekleşmeyeceğinden basının sorumluluğu da söz konusu olamaz. Basın objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle olay ve konu ile ilgili olan, görünen, bilinen her şeyi araştırma, inceleme ve olayları o anda belirlenen biçimi ile değerlendirme, yayma ve yayınlama yetki ve sorumluluğuna sahip olmakla birlikte, haberin verilişi sırasında özle biçim arasındaki dengenin bozulmaması gerekir. Haberde gerekli, yararlı ve ilgili olmayan nitelemeler ve yorumlar yapıldığı, haberin içeriğine uygun düşmeyen, tahrik edici, kamuoyunda husumet ve kuşku yaratıcı, güveni zedeleyici bir üslubun kullanıldığı durumlarda, özle biçim arasındaki denge bozulmuş sayılır. Bu da hukuka aykırılığın varlığını kabule imkân sağlar. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki, basının yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Basının manevi tazminat sorumluluğunun doğması TBK'nın 58 maddesindeki koşulların da gerçekleşmesine bağlıdır. Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ile birlikte somut olay incelendiğinde; dava konusu köşe yazısının iş dünyasına hitaben kaleme alınmış "eleştiri yazısı" niteliğinde olduğu, basın özgürlüğü sınırlarının aşılmadığı, yayın tarihinde güncel olan ve ele alınmasında kamu yararı bulunan bir konunun gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekmesi için çarpıcı başlığa yer verilerek aktarılmış olduğu, toplumun bilgi edinme ve basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı; basının, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumlu olduğu, özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, yazıda geçen söz ve ifadelerin, davacıların kişilik haklarına saldırı oluşturmayacağı, bu nedenle davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle istemin kısmen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalılar yararına bozulması gerekmiştir. 2. Bozma ilamının neden ve şekline göre, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir. VI. KARAR 1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacılar ve davalılara iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.12.2025 tarihinde Başkan ... ve Üye ...'in karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Temyizen incelenen karar; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, davacıların kişilik haklarına saldırı olduğu kabul edilerek manevi tazminata hükmedilmesinin ve olay tarihi, tarafların konumu, zararın ağırlığı dikkate alındığında hükmedilen manevi tazminat miktarının yerinde olduğunun anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmıyoruz.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/7377, K. 2025/16247, T. 04.12.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2023-7377-e-2025-16247-k-2e1f8d22edc3