Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/2901 E. 2022/16625 K. – Tazminat

Konu: Tazminat

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/2901
Karar No
2022/16625
Karar Tarihi
Konu
Tazminat

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı-karşı davacı ... vekilince istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 01.06.2021 salı günü davacı-karşı davalı ... vekili Avukat ... ile davalı-karşı davacı (Asil) ... geldiler. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davacı-karşı davalı vekili ile davalı-karşı davacı (Asil) dinlendikten sonra eksiklik nedeniyle iade edilen dosya ikmal edildikten sonra tekrar gelmekle dosya incelendi gereği düşünüldü. K A R A R Hükmüne uyulan bozma ilamında özetle; Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi gereğince hukuk hakimi ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değil ise de ceza mahkemesince belirlenecek maddi olgular ile bağlı olduğuna, dava konusu olayın özelliği nedeniyle davalı-karşılık davacı hakkındaki ceza davasının sonucunun beklenmesi ve ondan sonra tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek, varılacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece açıklanan yönler gözetilmeden karar verilmiş olmasının usul ve yasaya uygun düşmediğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; asıl dava yönünden, davalı-karşı davacının, davacı-karşı davalıyı görevini kötüye kullanmakla, hakim ve savcılar üzerinde baskı yaparak, avukat olan eşine ayrıcalık sağlanmasını temin etmek sureti ile çıkar elde etmekle suçladığı, yargı içerisinde mevcut olduğu öne sürülen yasa dışı bir oluşumla bağlantısı olabileceğini ima ettiği, şikayet dilekçesinde, soyut iddia ve beyanlarda bulunulmakla yetinildiği, ciddi ve inandırıcı nitelikte herhangi bir kanıt bildirilmediği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne; karşı dava yönünden ise davacı-karşı davalının ve eşinin, idare ve mahkemeler nezdinde ayrıcalıklı muamele görmelerinin davalı-karşı davacıyı rencide ettiği, bu nedenle davalı-karşı davacının elem ve üzüntü yaşadığı öne sürülerek manevi tazminat talebinde bulunulabilmesi için, haksız eylemin bizzat karşı tarafça yapılmasının zorunlu olduğu gerekçesiyle de karşı davanın reddine karar verilmiş; karar, davalı- karşı davacı vekilince temyiz edilmiştir. 1-Asıl dava davalısı-karşı davacı vekilinin, karşı davaya yönelik temyiz itirazları yönünden; dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazları reddedilmelidir. 2-Asıl dava davalısı-karşı davacı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarına gelince; Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir. Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, olay tarihinde yürürlükte bulunan BK’nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir. Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır. Somut olayda; davacı adalet müfettişi olduğunu, davalının kendisini Adalet Bakanlığı'na haksız olarak şikayet etmesi ve şikayet dilekçesinde kullanmış olduğu ifadelerin kişilik haklarına saldırı oluşturduğu iddiası ile tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı- karşı davacının Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı’na gönderilmek üzere hazırlamış olduğu şikayet dilekçesi incelendiğinde davalının adliyedeki bir kısım dava dosyaları ve dosyanın tarafları, hakim ve avukatlarıyla ilgili anlatımlarda bulunduğu, davacı hakkında kendisinin kanaatine dayalı bir takım soyut iddialarda bulunduğu ancak bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varolduğu anlaşılmıştır. Şikayet dilekçesi ve dilekçede kullanılan ifadeler ve dosya kapsamındaki deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalının eyleminin yasal şikayet hakkı kapsamında kaldığı, Anayasal şikayet hakkı kapsamında ilgili mercilere şikayette bulunulduğu anlaşılmakla, mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, asıl dava yönünden de istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle davalı-karşı davacı vekilinin karşı davaya yönelik temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenle davalı-karşı davacı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının kabulu ile kararın BOZULMASINA, duruşmada vekille temsil olunmayan davalı-karşı davacı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına ve aşağıda dökümü yazılı 144,48 TL fazla alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı-karşı davacıya geri verilmesine 12.12.2022 tarihinde Üye ...'in karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi. (Karşı Oy) KARŞI OY Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine; özellikle, davalı-karşı davacının iftira suçundan yargılandığı ceza dava dosyası kapsamı ve cezalandırılmasına dair verilen ilk karar birlikte gözetildiğinde tazminatı gerektirir maddi olgular oluştuğuna göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/2901, K. 2022/16625, T. 12.12.2022, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2022-2901-e-2022-16625-k-3cd9c5ab95a5