Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/20386 E. 2023/11159 K. – Maddi Tazminat

Konu: Maddi Tazminat

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2021/20386
Karar No
2023/11159
Karar Tarihi
Konu
Maddi Tazminat

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/9 E., 2021/740 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın Usulden Reddi/İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/191 E., 2020/370 K. Taraflar arasındaki maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; 26.04.2009 tarihinde davacı yayaya plakası tespit edilemeyen kimliği belirsiz sürücünün idaresindeki motosikletin çarpması sonucu meydana gelen trafik kazasında davacının yaralanarak malul kaldığını, davacının eldeki davayı açmadan önce davalıya başvuru yaptığını, davalının davacıya 07.01.2014 tarihinde 74.698,00 TL kısmi ödeme yaptığını, söz konusu ödemenin eksik olduğunu, kaza tarihi olan 2009 yılı için ZMMS teminat limitinin 150.000,00 TL olduğunu, davalının davacıya poliçe teminat limitinin tamamını ödemesi gerektiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak olarak bilirkişi raporuyla gerçek zarar miktarı belirlendikten sonra artırılmak üzere şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; talep artırım dilekçesi ile talebini 216.712,39 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıya %31 maluliyet oranı üzerinden 06.01.2014 tarihinde 74.698,00 TL maddi tazminat ödemesi yapıldığını, davacının başka bir hak ve alacağının kalmadığını, davacının davalı kurumu ibra ettiğini, geçici iş göremezlik tazminatından sorumluluklarının bulunmadığını, ödeme tarihindeki verilere göre yapılan ödemenin yeterli olup olmadığının tespit edilmesi, ödemenin yetersiz olduğunun anlaşılması halinde ise ödemenin güncellenerek hesaplanacak tazminattan düşülmesi gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "..Davacı tarafından 30.12.2013 tarihinde ibraname verilmiş olup iş bu dava KTK'nın 111/2 maddesindeki 2 yıllık hakdüşürücü süre geçtikten sonra 06.04.2018 tarihinde açılmıştır. Ancak Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre gelişen durumun varlığı halinde gelişen durumun sona ermesinden itibaren 2918 sayılı yasanın 111. maddesinde belirtilen 2 yıl içinde dava açılması gerektiğinden (Yargıtay 17. HD'nin 2014/18267 Esas, 2014/15490 Karar, 2014/4977 Esas, 2015/11641 Karar, İzmir BAM 11. HD' nin 2018/1400 E.2019/1088 K. Sayılı ilamlara bknz. ) mahkememiz dosyası bu hususun tespiti açısından İstanbul ATK'ya gönderilmiş, İstanbul ATK 3.İhtisas Dairesi 24.07.2020 tarihli raporunda davacının iyileşme süresinin 26.04.2009 tarihinden itibaren 9 (dokuz) aya kadar uzayabileceği, kişinin bu süre içerisinde %100 malul sayılacağı, iyileşme süresi sonunda belirtilen oranın geçerli olduğu belirtilmiş olup anılan rapor dikkate alındığında davacıdaki gelişen durumun sona erme tarihi kaza tarihinden 9 ay sonrası yani 26.01.2010 tarihi olup KTK' nın 111/2 maddesindeki iki yıllık hakdüşürücü süre geçtikten sonra iş bu davanın açılmış olduğu..." gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dosya kapsamında alınan Adli Tıp Kurumunun maluliyetle ilgili raporundaki iyileşme sürelerinin yerel mahkeme tarafından yanlış yorumlandığını, raporda iyileşme süresinin 26.04.2009 tarihinden itibaren dokuz aya kadar uzayabileceği, kişinin bu süre içerisinde %100 malul sayılacağı, iyileşme süresi sonunda belirtilen oranın geçerli olduğunun belirtildiğini, mahkemenin bu ifadelerden davacının iyileştiği şeklinde sonuç çıkardığını, oysa raporda davacının her halükarda % 44 - % 47 oranlarında malul kaldığının belirtildiğini, davacının dava konusu trafik kazasından ötürü oluşan hastalığı ve tedavi sürecinin devam ettiğini, bu husustaki tedavi belgelerinin dosyaya sunulduğunu, mahkemece 2 yıllık sürenin başlangıcı noktasında yanılgıya düşüldüğünü, davacının iyileşme sürecinin devam ediyor olması nedeniyle söz konusu süre dolmadan eldeki davanın açıldığını, davanın süresinde açıldığını, gelişen durumun varlığı halinde gelişen durumun sona ermesinden itibaren 2918 sayılı KTK’nun 111 inci maddesinde belirtilen iki yıl içinde dava açılması gerektiğini, söz konusu iki yıllık sürenin hak düşürücü süre olmadığını, sigorta şirketlerinin düzenleyip imzalattıkları “geniş kapsamlı” ibranamelerin, yalnızca sigorta güvencesi ile sınırlı olarak geçerli olup, zarar görenin, işleten ve sürücüden zararın kalan bölümünü isteme hakkını ortadan kaldırmayacağını, sigortadan para alırken ibraname veren davacının, zararın kalan bölümünü işletenden ve sürücüden isteme hakkı olduğunu, davacının tüm sorumluları ibra ettiği düşüncesinin yanlış olduğunu, sigortadan alınan paranın yetersiz olup olmadığının, maddi zararın miktarı, niteliği, kusur oranlarına göre bilirkişi incelemesi yaptırılarak belirlenmesi gerektiğini, ibranameye dayanılarak davanın reddedilmesinin doğru olmadığını, sigorta şirketinin ödediği miktar ile ödenmesi gereken gerçek miktar arasında aşırı bir fark bulunup bulunmadığının ödeme tarihindeki verilere göre belirlenmesi gerektiğini, tazminat miktarına ilişkin olup da yetersiz ve fâhiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmaların, yapıldıkları tarihten itibaren iki yıl içinde iptal edilebileceğini, bunun için ayrıca iptal davası açılmasına gerek bulunmayıp, dava sırasında bu hususta irade açıklamasının yeterli olduğunu, sigorta şirketinin ödediği miktar ile ödenmesi gereken gerçek miktar arasında aşırı bir fark bulunup bulunmadığının, ödeme tarihindeki verilere göre belirlenmesi gerektiğini, sigorta şirketince ödenen miktarın yetersiz olduğu saptanmışsa, ödenen miktar düşüldükten sonra bakiye tazminata hükmedilmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... Dava, trafik kazası nedeni ile uğranılan bedensel zararların tazmini talebine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık davanın KTK’nın 111. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen 2 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığı hususuna ilişkindir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun “Sorumluluğa İlişkin Anlaşmalar” başlıklı 111. maddesinde, tazminat miktarlarına ilişkin anlaşmaların iptali koşulu belirlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten itibaren 2 yıl içinde iptal edilebilirler. Yasa’nın bu hükmünden yararlanmak için ibra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek olmayıp, dava sırasında bu husus ileri sürülebileceği gibi, yapıldığı tarihten itibaren 2 yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması da yeterlidir. Somut uyuşmazlıkta, dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerden davacının yaralanmasına neden olan kazanın 26.04.2009 tarihinde meydana geldiği, davacı tarafından davalı sigorta şirketine bedensel zararlarının tazmini için yapılan başvuru üzerine 30.12.2013 tarihli ibraname üzerine 07.01.2014 tarihinde 74.698,00 TL ödeme yapıldığı, ibranamenin, davacının maluliyet durumuna göre düzenlendiği, iş bu dosyada davacının maluliyeti yönünden alınan, 24.07.2020 tarihli ATK 3. İhtisas Dairesinin raporunda;davacının %47 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, iyileşme süresinin 26.04.2009 tarihinden itibaren 9 (dokuz) aya kadar uzayabileceği, iyileşme süresi sonunda bu oranın geçerli olacağı ve kişinin bu süre içerisinde %100 malul sayılacağının belirtildiği, iş bu davanın ise 06.04.2018 tarihinde açıldığı anlaşılmış olup ATK 3. İhtisas Kurulunun raporuna göre, davacıdaki gelişen durumun sona erme tarihinin kaza tarihinden 9 ay sonrası eş deyişle 26.01.2010 tarihi olduğu,devam eden bir durumun sözkonusu olmadığı, 2918 sayılı KTK 111. maddesinde öngörülen 2 yıllık hak düşürücü sürenin davanın açıldığı tarih itibariyle dolduğu anlaşılmış olup mahkemece bu nedenle davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği..." gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf başvuru dilekçesine konu ettiği nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; davacı yayaya plakası tespit edilemeyen kimliği belirsiz sürücünün idaresindeki motosikletin çarpması sonucu meydana gelen trafik kazasında davacının yaralanması nedeniyle sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90, 91, 92 ve 111 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54 üncü maddesi, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, ... Yönetmeliği. 3. Değerlendirme Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,23.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/20386, K. 2023/11159, T. 23.10.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2021-20386-e-2023-11159-k-39ffc60bef2d