Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2012/9422 E. 2013/11095 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2012/9422
- Karar No
- 2013/11095
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar ... vdl. vekili Avukat ... tarafından, davalılar ... vd. aleyhine 12/10/2010 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 01/03/2012 günlü kararın Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili, duruşmasız olarak da davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne her bir davacı yönünden istenen miktar itibariyle duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, haksız şikayet nedeni ile uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, davalılardan Çakıroğlu İç ve Dış Ticaret Madencilik İnş. Turizm Ltd. Şti. yönünden davanın husumet nedeni ile reddine; davalılardan ... yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir. Davacı avukatlar, davalı meslektaşları ...'ın diğer davalı şirketin vekili sıfatı ile haklarında hırsızlık, sahtecilik, avukatlık yasasına aykırı hareket etmek suçlarından şikayette bulunması sebebi ile uğradıkları manevi zararın ödetilmesini istemişlerdir. Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, şikayetin davalı şirketin isteği doğrultusunda yapıldığının ispatlanamamış olması sebebi ile anılan davalı yönünden davanın husumetten reddine; davalılardan ...'ın ise şikayet hakkını kötüye kullandığı tespit edildiğinden adı geçen davalı yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir. Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir. Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır. Somut olayda; davalı şirketin hırsızlanan ve bu nedenle soruşturmaya konu olan çekini dava dışı Adil Ağac'ın Gaziantep ilinde bir bankaya ibraz ettiği ve bu nedenle anılan kişi hakkında soruşturma başlatıldığı, soruşturma devam ederken dava dışı Adil Ağac'ın Gaziantep 4. Noterliği aracılığı ile Bursa ve İstanbul Barolarına kayıtlı olan davacı avukatlara vekaletname verdiği, anılan avukatların çalıntı çekin bedelini tahsil etmek için ilamsız icra yolu ile davalı şirketin de aralarında bulunduğu borçlular hakkında takibe geçmesi üzerine davalı şirketin vekili sıfatı ile davalı ...'ın davacılar ve dava dışı müvekkilleri Adil Ağaç hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı'na , davacılar hakkında ayrıca Baroya şikayette bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalılardan ... davalı şirketin vekili olarak hırsızlanan çekin icraya konulması üzerine şikayette bulunarak avukatlık görevinin gereğini yerine getirmiştir. Müvekkili olan davalı şirketin maruz kaldığı bir olayı şikayet konusu yapmıştır. Davaya konu olayın özellikleri ve gelişim biçimi göz önünde tutulduğunda, şikayet hakkını kullanması bakımından yeterli emarenin varlığı benimsenmelidir. Yukarıda belirtilen ilke ve saptanan olgular ışığında, davalılar yönünden hukuka uygunluk nedeninin gerçekleştiği kabul edilmeli ve dava tümden reddedilmelidir. Mahkemece, kısmen kabul kararı verilmesi doğru görülmemiş ve bu yön bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ:Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle davalılardan ... yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacıların tüm, davalıların öteki temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalı ...'dan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 10/06/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.