Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2012/10869 E. 2012/18150 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2012/10869
- Karar No
- 2012/18150
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 09/03/2007 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 07/04/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Mahkemece; 13/04/2012 tarihli dilekçe ile davalının temyiz talebinin reddine karar verilmiş ise de, davalıya usulüne uygun olarak temyiz harcını tamamlaması için süre verilmediğinden ek kararın yerinde olmadığı anlaşılmakla, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, haksız şikayet nedeniyle uğranılan zarardan doğan manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı, cezaevinde öğretmenlik yaptığını, davalının ise cezaevinin ikinci müdürü olduğunu, davalının kendisini cezaevinde ders ücreti karşılığında çalışan kurs öğretmenlerinin ücretinden usulsüz kesinti yapmakla suçladığını, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan yargılanıp beraat ettiğini, davalının haksız ve yersiz şikayeti nedeniyle kişilik haklarının zarara uğratıldığını belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı, bu olayın cezaevinde konuşulduğunu, bu durumu Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü'ne bildirdiğini, şikayet etmediğini belirterek haksız ve yersiz açılan davanın reddini savunmuştur. Yerel mahkemece, davalının aralarındaki husumet nedeniyle ihbar ve şikayette bulunarak dava açılmasına ve yargılanmasına neden olduğu kabul edilerek, soyut iddialarla yapılan şikayet nedeniyle istemin kısmen kabulüne karar verilmiş, karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir. -/- -2- 2012/10869-2012/18150 Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK’nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir. Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır. Somut olayda; davalının, davacının da çalıştığı cezaevinde müdür olarak calıştığı, davalının cezaevindeki yolsuzluk iddialarını Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü'ne bildirdiği, bunun üzerine bu iddiaların Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturulduğu ve davacı hakkında Hatay 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda davacının delil yetersizliğinden beraatine karar verildiği, bu kararda davalının ihbar eden olarak yer aldığı, davalının ihbarını haklı gösterecek emarelerin bulunduğu, yasal şikayet hakkının kullanıldığının kabulü gerekir. İstemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde kısmen kabul kararı verilmiş olması doğru değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre, davalının diğer temyiz itirazının incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 29/11/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.