Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2009/6603 E. 2010/2563 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2009/6603
Karar No
2010/2563
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 10/04/2007 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 24/03/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2-Diğer temyiz itirazına gelince; davacı, akrabası olan davalı ile Nisan 2006 tarihinde ...'de nişanlanıp Ağustos 2006 tarihinde de resmi nikah yapılmadan evlendiklerini, davalının annesi ile birlikte ...'deki evde 3 ay evlilik hayatı yaşadıklarını, bu sürede hizmetçi gibi kullanıldığını, resmi nikah yapma vaadi ile oyalandığını, düğünde takılan ziynet eşyasını alan davalının borçlarını ödediğini, çıkan kavgalar nedeniyle otobüse bindirilip ...'e gönderildiğini, davacının genç kızlık hayalleri ile oynayarak cinsel yönden sömürmesi ve hizmetçi olarak kullanılmasından dolayı manevi yönden yıkıma uğradığını belirterek, davalının ziynet eşyası bedeli ve manevi tazminat ile sorumlu tutulmasını istemiştir. Davalı ise, davacı ve ailesinin nikah işlemlerini biz yapamayız ...'da siz yaparsınız dediklerini, daha sonra da belgeleri vermedikleri için resmi nikah yapılamadığını, tüm nişan ve düğün giderlerini karşıladığını, davacı ailesinin yanına götürüldüğünde takıların annesi tarafından davacıya teslim edildiğini, davacının dönmeyeceğini bildirmesi üzerine diğer eşyasının da kargo ile gönderildiği, bir tekstil firmasında ücretli olarak çalıştığını, ticaret ile uğraşmadığını, davacı ile mutlu bir aile kurmak amacı ile evlendiğini ancak, davacı ile ailesinin davranışları nedeniyle resmi nikah yapma fırsatı kalmadan ayrıldıklarını ileri sürerek istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Yerel mahkemece, olay gününde ergin olan davacının, kendi isteği ile davalıyla resmi nikah yapılmadan evlendiğinden ve her hangi bir tehdit, baskı ve zorlama olmadan evine döndüğünden kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu kanıtlayamadığı; ziynet eşyasının beraberinde götürdüğü karine olarak kabul edilerek kanıtlanamayan maddi ve manevi tazminat istemi reddedilmiş; karar, davacı tarafından temyiz olunmuştur. Toplumumuzun geleneksel yapısı ve tarafların yaşadıkları sosyal çevre gözetildiğinde; resmi nikah yapılacağı inancı ile davacının davalı ile 3 ay karı koca hayatı yaşaması, resmi nikah yapılmamasını fırsat bilerek hiçbir yasal hakkı olmaksızın ailesinin evine bırakılması, toplumda dul damgasını taşıması, davacının yeni bir evlilik yapmasını zorlaştıracağı gibi ileride yapacağı evliliklerde de böyle bir durumun varlığının aleyhine kullanılabileceği kaçınılmaz bir gerçektir. Tüm bu olgular birlikte ele alındığında davacının, davalı tarafından resmi nikah yapma vaadi ile kandırıldığı ve bunun etkisi altında, fiziksel ve ruhsal olarak zarara uğratıldığı, bundan elem ve üzüntü duyduğunun kabulü gerekir. Davacının isteğinin olması, yeniden evlenmesi ve varsa kusurlu davranışları takdir edilecek manevi tazminat tutarının belirlenmesinde etkili olabilir. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacı yararına uygun bir tutarda manevi tazminat takdir edilmesi gerekirken, isteminin tümden reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) sayılı bentte gösterilen nedenlerle BOZULMASINA; öteki temyiz itirazlarının ilk bentteki nedenlerle reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 10/03/2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (M) KARŞI OY YAZISI Dava, ayırt etme gücüne sahip (eski tabirle farik ve mümeyyiz) aynı zamanda reşit olan davacının evlenme vaadi ile kızlığının bozulması nedeniyle davalı hakkında açtığı manevi tazminat davasıdır. Öncelikle, “evlenme vaadi ile kızlık bozma” ismi altında gerek hukuk ve gerekse ceza yasalarımızda herhangi bir müessese ve düzenleme yoktur. Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra 5237 sayılı yasa gereğince evlenme vaadi ile kızlık bozma suçu suç olmaktan çıkarılmıştır. Uyuşmazlık, reşit ve mümeyyiz olan bir kişinin (kadının) bir süre birlikte yaşama veya ileride evleneceğiz sözü nedeniyle kızlığının bozulmasından dolayı manevi tazminat isteyip istemeyeceğinden kaynaklanmaktadır. Uyuşmazlıkla ilgili sonuca varabilmek için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemelerden bahsetmek gerekir. TMK’nun (8) nci maddesine göre, “Her insanın hak ehliyeti vardır. Buna göre bütün insanlar hukuk düzeninin sınırları içinde haklara ve borçlara ehil olmada eşittir.” TMK’nun (9) ncu maddesine göre, “Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleri ile hak edinebilir ve borç altına girebilir.” TMK’nun (10) ncu maddesine göre, “Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. TMK’nun (11) nci maddesine göre, “Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı sarhoşluk ve bunlara benzer sebeplerden biri ile akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” TMK’nun (3/2) maddesine göre, “Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz.” TMK’nun (2) nci maddesine göre, “Herkes, haklarını kullanırken borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” TMK’nun (24/1) maddesine göre, “Hukuka aykırı olarak kişilik haklarına saldırılan kimse hakimden saldırılara karşı korunmasını isteyebilir.” BK’nun (23) ncü maddesine göre, “Akit yapılırken esaslı bir hataya duçar olan taraf o akit ile ilzam olunamaz.” BK’nun (25) nci maddesine göre, “Hataya duçar olan taraf hüsnüniyet kaidelerine muhalif bir surette ona istinat edemez.” BK’nun (28) nci maddesine göre, “Diğer tarafın hilesi ile akit icrasına mecbur olan tarafın hatası esaslı olmasa bile o akit ile ilzam olunmaz.” BK’nun (29) ncu maddesine göre, “Eğer iki taraftan biri diğer tarafın yahut üçüncü bir şahsın ikrahiyle (zoruyla) bir akit yapmış olursa, kendi hakkında lüzum ifade etmez. BK’nun (47) nci maddesine göre, “Hakim hususi halleri nazara alarak cismani zarara düçar olan kimseye manevi zarar namı ile adalete muvafık tazminat verilmesine karar verebilir.” BK’nun (49/1) maddesine göre, “Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namı ile bir miktar para ödenmesini dava edebilir. Yukarıda belirttiğim yasal düzenlemelerden yola çıkarak, Kadın ile erkek arasında birinin diğerine karşı hak ve borçlar yönünden eksiklik ve üstünlüğü yoktur. Erkek ve kadın haklara ve borçlara ehil olmada, şehirli, taşralı, doğulu, batılı ayırımı yapılmaksızın yasalar önünde eşittir. Onsekiz yaşını bitirip ergin olan akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan dolayısıyla ayırt etme gücüne sahip olan her kadın ve erkek eşit olarak fiil ehliyetine sahiptir. Fiil ehliyetine sahip ve eşit olan her kadın ve erkek kendi fiilleri ile hak edinebilir ve borç altına girebilir. İradeyi fesat’a uğratan hata, hile ve ikrah sonucu eylemde bulunmak zorunda kalan kadın ve erkek bu eylemlerinden sorumlu olmazlar. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kadın ve erkek iyi niyet iddiasında bulunamaz. Kötü niyetli kadın veya erkeği hukuk düzeni korumaz. Kadın olsun erkek olsun kendisine karşı bir eylem yapılması nedeniyle manevi tazminat isteyebilmesi için ya cismani zarara uğradığını ya da hukuka aykırı bir şekilde kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu kanıtlaması gerekir. Tespitleri sonucuna varılır. Bu tespitlerden sonra somut olayımıza döndüğümüzde olayımız, reşit ve mümeyyiz olan kadın ve erkek kendi rızaları ile sonuçlarını da bilerek ve düşünerek arkadaşlık kurmuşlar (evlilik düşüncesi ile de olabilir) bir kadının rızası ile kızlığı bozulmuş ama ne var ki bu birliktelik evlilikle sonuçlanmadan ayrılma ile son bulma şeklinde gerçekleşmiştir. Anlatılan olayımız nedeniyle davacı kadın tarafından manevi tazminat istenebilmesi için yukarıda tek tek yazdığım düzenlemelerden TMK’nun 24/1, BK’nun 47 ve 49 ncu maddelerindeki koşulların oluşması gerekir. Olayımızda, davacı kadın cismani zarara uğramadığı gibi ve bu konuda iddiada olmadığından BK’nun 47 nci maddesinin uygulanmasının koşulları yoktur. TMK’nun 24/1 maddesi ile BK’nun 49 ncu maddesinin uygulanarak tazminata karar verilebilmesi için davacının kişilik haklarına HUKUKA AYKIRI bir şekilde saldırıldığının kesinleşmesi gerekir. Olayla ilgili davalının eylemi ceza kanunlarına göre suç değildir. Erkeklerle eşit haklara sahip, onsekiz yaşını bitirip ergin ve ayırt etme gücüne sahip olan davacı kadın kendisine zor (cebir-şiddet) kullanıldığını, hile yapıldığını da iddia ve ispat etmediğine, hatalı davrandı ise, TMK’nun (3/2) maddesine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyetli sayılamayacağına göre, ortada davalının eyleminin hukuka aykırı olduğunu söylemek mümkün değildir. Ortada hukuka aykırı bir eylem yoksa TMK’nun 24/1 ve BK’nun 49 ncu maddelerinin uygulanma koşulları da dolayısıyla tazminat verilmesi koşullarıda gerçekleşmemiştir. Ergin ve ayırt etme gücüne sahip kadınların erkeklerle eşit olduğunu, seçimlerde iktidarları belirleyecek oy verme hakkının bulunduğunu, evlenme veya evlenmeme veya evlilik harici moda tabirle düzeyli (seviyeli) birlikte yaşama kararını verme hakkının bulunduğunu kabul ettiğimiz kadının somut olayımızda olduğu gibi, cinsel ilişkiye girerken karar vermekten aciz kandırılmış olabileceğini kabul etmek, yukarıda belirttiğim yasal düzenlemelere aykırı olduğu gibi, kendi içinde çelişkili olan tazminat verilmesine ilişkin gerekçeleri de anlayabilmiş değilim. Her şey bir tarafa ortada hatalı kabul edilebilecek bir davranış varsa bu hata, tamamen erkeklerle eşit olan reşit ayırt etme ve karar verme güç ve yetkisine sahip olan iradesinin hile ve zorla değiştirildiğini iddia ve ispat etmeyen davacı kadına aittir. Ve yukarıda belirttiğim gibi, TMK’nun (3/2) maddesine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamayacağı gibi, TMK’nun (2/2) maddesine göre de böyle bir kimseyi hukuk düzeni korumaz. Bu nedenlerle evlenme vaadi ile kızlık bozulduğu iddiası ile davacı kadın lehine manevi tazminata karar verilmesinin yasal dayanağı ve koşulları bulunmadığından sayın çoğunluğun görüşlerine katılmıyorum. 10/03/2010

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2009/6603, K. 2010/2563, T. 10.03.2010, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2009-6603-e-2010-2563-k-46dfc9ca089b