Yargıtay · 4. Ceza Dairesi
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2012/28168 E. 2013/22067 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2012/28168
- Karar No
- 2013/22067
- Karar Tarihi
Başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma suçundan sanık ... hakkında yapılan yargılama sonunda mahkumiyetine dair, Ankara 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 20.03.2008 gün ve 2006/878 esas, 2008/357 karar sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 02.05.2012 gün ve 2010/10468 esas, 2012/10198 sayılı kararıyla; "Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre, dosya kapsamı itibariyle sanığın gerçek kimliğinin parmak izi incelemesi sonucu belirlenmesi karşısında, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma olanağının bulunmadığı anlaşılmakla, yapılan incelemede ; Sanığa yükletilen başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Yasaya uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı; böylece olaylara ilişkin sorunlarda gerekçenin yeterli bulunduğu, Hukuksal tanı: Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Yasada öngörülen suç tipine uyduğu, Yaptırım: Cezanın yasal bağlamda uygulandığı, Anlaşıldığından sanık ... müdafiinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye aykırı olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA, " karar verilmiştir. I- İTİRAZ NEDENLERİ Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/07/2012 tarihli kararı ile Dairemize gönderilen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18/06/2012 gün ve 2008/115007 sayılı yazısı ile; “1) Öncelikle, yargılama konusu olayda, dikkati çeken husus; sanık hakkında, işlenen yeni bir suç ile ilgili olarak soruşturma ya da kovuşturma yapılmasını gerektirir bir durumun ortada bulunmamasıdır. Madde metni ve düzenlenişi itibariyle; TCK.nın 267. maddesinde düzenlenen iftira suçunun hemen ardından hüküm altına alınan ve kanun madde gerekçesinde "iftira suçunun özel bir işleniş biçimi olarak düzenlendiği" belirtilen, "başkasına ait kimlik ya da kimlik bilgilerini kullanmak" suçunun sübutu için, aranan şartlar; a) İşlenen bir suçun olması, b )Bu suç nedeniyle, suçun asıl faili hakkında soruşturma ya da kovuşturma yapılması ihtimal ya da tehlikesinin bulunması, c)Bunun engellenmesi amacıyla gerçek bir kişiye ait kimlik ya da kimlik bilgilerinin kullanılması, d)Bu durumun doğal sonucu olarak da, kimliği ya da kimlik bilgileri kullanılan kişi hakkında, olayın asıl failinin yerine soruşturma ya da kovuşturma yapılması ya da yapılma tehlikesinin bulunması, şeklinde yorumlanabilir. Nitekim, M.E. ..., A. ... ve A. C. ... da "şüpheliya da sanığın kendisine isnat edilen fiili işlemiş olmasının, 268. maddede aranan bir koşul olduğu, işlemediği bir suç dolayısıyla ifadesine müracaat edilirken kimliği konusunda yalan söyleyen ve başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini veren şüpheli ya da sanığın 268. madde çerçevesinde cezalandırılmayacağı, bu takdirde uygulanacak hükmün Kanunun 206. maddesi olduğu" görüşündedirler. (Ceza Hukuku Özel Hükümler, 10. Baskı, Turhan Kitabevi, Ankara 2010, s. 1004) Yine, bu konuyla ilgili olarak O. ..., ..., M. ... ise "bu suçta failin amacının, işlediği suç nedeniyle soruşturma veya kovuşturmayı kendi üzerinden uzaklaştırmak olduğu, fiilin de bu doğrultuda işlenmesi gerekeceği, başka bir deyişle, failin eyleminin, hakkında başlayacak veya başlatılmış olan soruşturmayı saptıracak biçimde işlenmesi gerektiği, bunun yanında, suçsuz bir kişinin kimliği veya kimlik bilgileri kullanılarak, soruşturmanın bu kişi aleyhine yürütülmesi tehlikesine neden olunması gerekeceği" açıklamasını yapmışlardır. (Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Cilt IV, Adalet Yayınevi, Ankara 2010, s. 7883-7884) Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 21.11.2007 gün ve 2006/4634 E.-2007/9761 sayılı kararının gerekçe kısmında da; "İftira suçunun özel bir halini düzenleyen 268. maddesindeki başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşabilmesi için, kişinin, işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanması koşulunun arandığı, başka bir anlatımla, bu maddede öngörülen suçta failin sadece kimliği hakkında yalan beyanda bulunmadığı, aynı zamanda başkasının kimliğini ya da kimlik bilgilerini kullanarak kendisini suçsuz ve bir başkasını da işlemediği bir suçun faili olarak göstermek suretiyle iftirada bulunduğu" hususu vurgulanmıştır. Bu durumda, yargılama konusu olayda, bu şartların bulunmadığı ve yüklenen bu suçun unsurları itibariyle oluşmadığı sonucu çıkmaktadır. Zira, dosya içinde mevcut ... İl Emniyet Müdürlüğü'nün 13.10.2006 gün ve 06/22013 sayılı yazısı içeriğinden; "sanığın, sahtecilik suçu nedeniyle, Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nden verilip kesinleşen 2 yıl 4 ay hapis cezasının bulunduğu ve bu nedenle 05.01.2004 gün ve 03/1-2080 İlam-Yakalama müzekkeresi nedeniyle arandığı ve yapılan çalışmalar neticesi olarak, olay tarihinde .../.../... adresinde olduğunun tespiti üzerine adrese gidildiğinde, sanığın, üzerinde bulunan ... adına düzenlenmiş B sınıfı sürücü belgesini de gösterip, kendisini bu isimle tanıtmasına rağmen yakalanarak kimlik tespiti için Kimlik Tespit ve Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü'ne götürüldüğü" anlaşılmaktadır. Olayın gelişimine göre, ortada, gerek sanık gerekse kimliği kullanılan ... isimli kişi hakkında işlenen yeni bir suç ile ilgili olarak soruşturma ya da kovuşturma yapılması tehlikesi ya da ihtimali bulunmamaktadır. Çünkü, sanık suç şüphesi ile değil, kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla aranmaktayken yakalanmıştır. Tespit edilen adrese giden güvenlik görevlileri tarafından, sanığın beyanına ve gösterdiği sürücü belgesine itibar edilip ... olarak kabul edilmesi halinde, sanık serbest bırakılacağı gibi, kimliği kullanılan ... isimli kişi hakkında da adli soruşturma ya da kovuşturmayı gerektirecek bir durumun doğmayacağı açıktır. 2) Hatta, yargılama konusu olayda, TCK'nın 206. maddesinin uygulanma ihtimali dahi, bu maddenin gerekçesinde "Beyanın doğruluğu düzenlenen resmi belgeyle ispat edilecek ise, madde uygulanacaktır; buna karşılık beyanı alan memur, beyanın doğruluğunu tahkik edip, buna kanaat getirdikten sonra resmi belgeyi düzenlemek durumunda ise yani resmi belge sadece kişinin beyanı üzerine değil de, memurca yapılacak inceleme sonucuna göre meydana getirilmekte ise, bu maddedeki suç oluşmaz." şeklindeki açıklama da gözetildiğinde, tartışmalıdır. Bu nedenlerle, Ankara 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 20.03.2008 gün ve 2006/878-357 E.-K. sayılı kararının, temyiz kapsamı itibariyle bozulması gerekeceği değerlendirilmekle. Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin bu konudaki aksi kabulünün hukuka aykırı olduğu kanaati oluşmuştur. Açıklanan nedenlerle, Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 02.05.2012 gün ve 2010/10468 Esas, 2012/10198 sayılı Kararının, sanık lehine olmak üzere kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi, İtirazen arz ve talep olunur." isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: II- KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itiraz gerekçeleri yerinde görülmekle, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle eklenen 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İTİRAZIN KABULÜNE, Dairemizce verilen 02.05.2012 gün ve 2010/10468 esas, 2012/10198 karar sayılı onama-kararının KALDIRILMASINA, Ankara 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 20.03.2008 gün ve 2006/878 esas, 2008/357 karar sayılı hükmün yeniden incelenmesi sonucu: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; İftira suçunun özel bir işleniş biçimi olarak düzenlenen başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma suçunun oluşması için faiin, işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanması gerekmektedir. Somut olayda sanığın işlediği bir suç nedeniyle aranmadığı, Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/04/2003 kesinleşme tarihli, 2000/227 esas, 2001/239 karar sayılı ilamı ile verilen 2 yıl 4 ay hapis cezasının infazı amacıyla hakkında çıkarılan yakalama müzekkeresine istinaden evinde yakalandığında, kardeşi ... adına düzenlenmiş gerçek sürücü belgesini polislere ibraz ettiği buna ilişkin olarak tutanak düzenlenmesi sırasında da ısrarla bu kimliğe sahip olduğunu beyan ettiği gerçek kimlik bilgilerinin ise ancak parmak izi incelemesi sonucu belirlendiği anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, sanığın eyleminin TCK'nın 206. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturup oluşturmadığı tartışılarak, sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, unsurları oluşmayan başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma suçundan hükümlülük kararı verilmesi, Kanuna aykırı, sanık ... müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 12.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.