Yargıtay · 4. Ceza Dairesi

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2012/28125 E. 2013/15954 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Ceza Dairesi
Esas No
2012/28125
Karar No
2013/15954
Karar Tarihi

İmar kirliliğine neden olma suçundan sanık ... ... hakkında yapılan yargılama sonunda kamu davasının düşmesine dair, Çeşme Asliye Ceza Mahkemesince verilen 11/05/2007 tarih ve 2007/39 esas, 2007/345 sayılı hükmün müşteki kurum vekili tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 20/06/2011 tarih ve 2009/12180 esas, 2011/8570 sayılı kararıyla; "Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; Mahallinde 30.04.2007 tarihinde yapılan keşifte, imar kirliliğine neden olduğu iddia edilen yerin yıkılarak eski haline ve projesine uygun duruma getirilmiş olduğunun anlaşılması, sanığın da imar planına aykırı olduğu iddia edilen yeri 2003 yılında yaptırdığını savunması karşısında; davaya konu yerin yapım tarihi ve yıkımın sanık ya da belediye tarafından yaptırılıp yaptırılmadığı araştırılarak, 5237 sayılı TCK'nun 184 maddesinin yürürlük tarihi olan 12.10.2004 ten önce yapıldığının saptanması halinde beraat kararı, aksi halde ise iddianame ile kamu davasın açılmasından sonra davaya konu yeri yıktırmış olması ya da belediyenin yıktırdığının saptanması halinde, kendi kusuru ile dava açılmasına sebebiyet veren sanık hakkında vekalet ücretine hükmolunması gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme sonucu duruşmaları vekil ile takip eden katılan yararına sadece dilekçe yazım ücretine hükmolunması, Yasaya aykırı ve katılan Çeşme Belediyesi vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, " karar verilmiştir. I- İTİRAZ NEDENLERİ Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/07/2012 tarihli kararı ile Dairemize gönderilen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 31/10/2011 gün ve 2007/212947 sayılı yazısı ile; "Yerel Mahkeme dosyası incelendiğinde, sanık hakkında 5237 Sayılı TCK nun 184. maddesi uyarınca imar kirliliğine neden olma suçundan kamu davası açıldığı, dava açılmasından sonraki bir tarihte davaya konu edilen ruhsata aykırılığın yıkım yoluyla giderildiği, yıkımın kimin tarafından giderildiğinin araştırılmadığı ve yerel mahkemece TCK nun 184/5. maddesinde yer alan “ Kişi, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı ya da yaptırdığı binayı imar planına veya ruhsatına uygun hale getirmesi halinde …açılmış olan kamu davası düşer” düzenlemesi uyarınca açılmış bulunan kamu davasının düşürülmesine, yapılan yargılama giderinin hazine üzerinde bırakılmasına ve katılan lehine 120.-YTL dilekçe yazım ücretinin sanıktan tahsiline karar verildiği, soruşturma ve kovuşturma evresine ilişkin tutanak ve belgeler incelendiğinde ise, şikayetçi Çeşme Belediye Başkanlığı’nın soruşturma aşamasında, sanığın cezalandırılması yönünde istemi bulunduğu, şikayetçi kuruma duruşma gününü bildirir davetiye çıkarıldığı, kurumun duruşmalarda şikayetçi vekili tarafından temsil edildiği,şikayetçi vekilinin yargılama aşamasına ilişkin ilk oturumda herhangi bir beyanının alınmadığı ve ilk oturumda hakkında katılma kararı verilmediği halde, müdahil vekili olarak tutanaklara geçtiği anlaşılmaktadır. Tartışılması ve açıklığa kavuşturulması gereken birinci sorun, şikayetçi Çeşme Belediye Başkanlığı’nın temyize hak ve yetkisinin olup olmadığı hususuna ilişin bulunmaktadır. Konu ile ilgili yasal düzenlemelere bakıldığında; CMK’nun 233. maddesinde şikayetçinin çağrı kağıdı ile çağrılıp dinlenmesi gerektiği belirtilmiş, aynı kanunun 234. maddesinde mağdur ve şikayetçinin hakları teker teker sayılmış ve maddenin 3. fıkrasında, davaya katılma hakkını da içeren bu hakların şikayetçiye anlatılıp açıklanacağı yolunda düzenleme yapılmıştır. Aynı kanunun 237 ve 238. maddelerinde ise kamu davasına katılma ve usulü gösterilmiştir. CMK’nun 238. maddesinin ikinci fıkrasında mahkemeye pozitif bir yükümlülük yüklenerek, duruşma sırasında şikayeti belirten ifade üzerine suçtan zarar görenden davaya katılmak isteyip istemediğinin sorulması zorunluluğu hükme bağlanmıştır. Bu bağlamda mahkemelerce gözden kaçırılmaması gereken husus, suçtan zarar gören, mağdur veya şikayetçinin duruşmaya usulüne göre çağrılması, duruşma sırasında, mağdur, suçtan zarar gören veya soruşturma aşamasında şikayetçi olmuş ise şikayetçi sıfatıyla dinlenmesi, dinlenmesi sırasında şikayeti belirten ifadede bulunmuş ise davaya katılmak isteyip istemediği konusunda beyanının alınması yönündeki gerekliliktir. Somut olaya bakıldığında, Çeşme Belediye Başkanlığı’nın soruşturma aşamasında, sanıktan şikayetçi olup cezalandırılması yönünde dilekçesinin bulunması nedeniyle şikayetçi sıfatını aldığı konusunda kuşku bulunmamaktadır. Mahkemece şikayetçi kovuşturma aşamasındaki ilk duruşmaya usulüne uygun olarak çağrılmış ve bir tüzelkişi olan kurum kendisini duruşmada vekil olan gerçek kişi ile temsil ettirmiştir. Ancak yerel mahkeme yapılan ilk duruşmada şikayetçi kurum vekilinin beyanına hiç başvurmamış ve bir sonraki oturumda da şikayetçi kurum vekili, sanki hakkında katılma kararı verilmiş gibi, tutanaklara müdahil vekili olarak geçmiştir. Mahkemece CMK’nun 233. maddesine aykırı davranılmış, şikayetçi kurum vekili dinlenmemiş, sanık hakkında şikayeti ile ilgili olarak da ifadesi alınamamıştır. Devam eden oturumlarda ise şikayetçi kurum katılan sıfatı aldığı kabul edilerek duruşmalara kabul edilmiştir. Bu nedenle şikayetçi vekiline ayrıca yazılı veya sözlü olarak kamu davasına katılma talebinde bulunması yükümlülüğünün yüklenmesi mümkün bulunmamaktadır. Dolayısıyla, CMK’nun 260. maddesi hükmü de gözetilerek, şikayetçi Çeşme Belediye Başkanlığı’nın hükmü temyiz etme yetkisinin bulunmadığından söz edilemeyecektir. Somut olayda Çeşme Belediye Başkanlığı’nın kararı temyiz etmeye hakkı ve yetkisi olduğu kabul edildiğine göre, çözülmesi gereken ikinci sorun, Yargıtay 4. Ceza Dairesi tarafından yapılan temyiz incelemesi sonunda, şikayetçi kurum vekilinin temyiz istemine ilişkin esastan inceleme yapılıp yapılamayacağıdır. Bu konuda ise CMK’nun 234. maddesinin 1. fkrasının 6. bendi açıktır. Davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurulabilmesinin ön koşulu kamu davasına katılmış olmaktır. Kamu davasına usulüne göre katılmayan tarafın hükmün esasına ilişkin temyiz istemi konusunda inceleme yapılmamalıdır. Dolayısıyla, şikayetçi sıfatıyla dinlenmeyen ve davaya katılma hususunda beyanı alınmayan şikayetçi Çeşme Belediye Başkanlığı’nın CMK’nun 260. maddesi hükmüne göre kabul edilen temyiz istemi sonunda, karar öncelikle usul hükümlerine aykırılığa ilişkin olarak bozulmalıdır. Şikayetçi vekilinin suçtan zarar gören sıfatıyla temyiz isteminin inceleyebileceğinin kabul edilmesi durumunda ise; tartışılması gereken husus, mahkemece gerekli araştırmalar yapılıp düşme kararının verilebileceğinin anlaşılması halinde, TCK nun 184/5. maddesinde yer alan düzenlemenin niteliği, düşme kararı verilmesi halinde sanığın yargılama giderinden sorumlu tutulup tutulamayacağı, vekalet ücretinin yargılama giderinden sayılıp sayılamayacağı ve CMK’nun 327. maddesi ile 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 312.( Mülga HUMK’nun 94.) maddesi hükmünün olaya kıyas yoluyla uygulanıp uygulanamayacağı noktalarında toplanmaktadır. CMK'nun duruşmanın sona ermesi ve hüküm başlıklı 223. maddesinin 4. fıkrasında, “İşlenen fiilin suç olma özelliğini devam ettirmesine rağmen; etkin pişmanlık dolayısıyla faile ceza verilmemesi hallerinde, ceza verilmesine yer olmadığı kararı verileceği,” 8. fıkrada ise Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı… halinde, davanın düşmesine karar verileceği düzenlenmesine yer verilmiştir. Bu bağlamda TCK nun 184/5. maddesinde yer alan düzenlemenin bir etkin pişmanlık niteliği taşıdığı ileri sürülebilir ise de, kanun koyucunun anılan durumda verilecek kararı “ ceza verilmesine yer olmadığı kararı” yerine “düşme kararı ” olarak tercih etmekle ruhsata aykırılığın giderilmesini, tipik bir etkin pişmanlık durumu olarak nitelendirmediği, daha ziyade bir soruşturma ve kovuşturma şartı olarak düzenlediği anlaşılmaktadır. CMK’nun 324. maddesinde ise yargılama giderlerinin kapsamı belirlenmiştir. Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama gideridir. Bu hükme göre, vekalet ücretinin de yargılama gideri kapsamında bulunduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır. Ancak bu durum onun şahsi hak niteliğini de ortadan kaldırmamaktadır. Durumun bu şekilde tespit edilmesi karşısında, mahkemece sanık hakkında açılan kamu davası sonunda düşme kararı verilmesi halinde, yargılama giderinin ne şekilde tahsil edileceğine ilişkin olarak CMK’nun 324 ve devamı maddeleri ile TCK nun 74. maddesinin irdelenmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunun anılan hükümlerine bakıldığında düşme kararı verilmesi halinde yargılama giderinin sanıktan tahsil edilip edilmeyeceği yönünde açık bir hüküm bulunmadığı, ancak, sanığın yükümlülüğü başlıklı 325. maddesinde, cezaya veya güvenlik tedbirine hükmedilmesi halinde, bütün yargılama giderlerinin sanığa yükletileceği, 327. maddesinde ise hakkında beraat ya da ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen kişinin sadece kendi kusurundan ileri gelen giderleri ödemeye mahkum edileceği şeklinde düzenleme yapıldığı görülmektedir. Türk Ceza Kanunun “dava veya cezanın düşmesinin etkisi” başlıklı 74. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında ise şöyle bir düzenleme yer almaktadır: (2) Kamu davasının düşmesi, malların geri alınması ve uğranılan zararın tazmin edilmesi için açılan şahsi hak davasını etkilemez. (3) Cezanın düşmesi şahsi haklar, tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin hükümleri etkilemez. Ancak genel af halinde yargılama giderleri de istenemez. Hükümde yer alan düzenlemeden de açıkça anlaşıldığı gibi, kamu davasının düşmesi halinde, bu durumdan sadece malların geri alınması hali ile davaya konu olay nedeniyle uğranılan bir zarar varsa bunun tazmini için açılan hukuk davası etkilenmeyecek, yani davaya devam edilebilecek, ancak mahkumiyet kararı verildikten sonraki bir tarihte cezanın düşmesine karar verilmiş ise bu takdirde düşme kararı verilmiş olması şahsi hakkın istenmesine ve yargılama giderinin tahsiline engel bir durum oluşturmayacaktır. Başka bir deyişle yargılama gideri ve şahsi hak ancak cezanın düşmesine karar verilmesi halinde istenebilecektir. O halde, anılan hükümlerin mevhumu muhalifinden kanun koyucunun kamu davasının düşmesine karar verilmesi halinde sadece açılan hukuk davası ve malların geri istenmesi ile sınırlı düzenleme yaptığını, şahsi hak ve yargılama giderinin sanıktan tahsiline karar verileceği yönünde somut bir düzenleme yapmayarak bu yöndeki iradesini ortaya koyduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Düzenlemenin Türk Ceza Kanunu hükümleri arasında yer alması da bu hükmün aynı zamanda bir usul hükmü olması niteliğini de ortadan kaldırmamaktadır. Başka bir deyişle kanunda bu konuda bir boşluk olduğu ve kıyas yoluyla bu boşluğun doldurulmasının gerektiğinden söz edilemeyecektir. Somut olayla ilgili olarak yasal bir boşluk olduğu kabul edilirse, CMK’nun 327. maddesi ile HMK’nun 312.( mülga HUMK'nun 94.) maddesinin kıyas yolu ile uygulanabilirliğinin ve sonuçlarının da ayrıca tartışılması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Hukukunda kıyas kural olarak serbesttir, ancak sınırlayıcı düzenleme yapan hükümler ile istisnai düzenleme yapan hükümler kıyas yolu ile genişletilemez. Kanımızca, yargılama giderinin ne olduğunu, kime, hangi hallerde ve ne şekilde yükletileceğine ilişkin CMK’nun 324 ve devamı maddeleri istisnai hükümler olup kıyas yolu ile genişletilmesi mümkün değildir. CMK’nun 327. maddesi, başlığında hükmü, beraat ve ceza verilmesine yer olmadığına dair verilen kararlar yönünden istisnai olarak saymış ve sınırlamıştır. 5237 Sayılı TCK nun 184/5. maddesinin hükmün uygulanması koşulu halinde verilmesini öngördüğü karar düşme kararı olduğuna göre, düşme kararı verilmesi halinde CMK’nun 327. maddesinin kıyas yolu ile uygulama olanağı da bulunmamaktadır. Kaldı ki, hükmün gerekçesine bakıldığında, sanığın kusurluluk durumunun da kamu davası açıldıktan sonraki bir dönemde gerçekleşmesi haline özgü olmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Gerekçede “ …, hakkında kamu davası açılmış olan kişi, savsama ve kusuruyla bilirkişi ve tanıkların dinleneceği veya yüzleştirme yapılacak duruşmaya katılmaması ve bu işlemlerin yenilenmesinin gerekmesi, kendisini suçlama gibi nedenlerden kaynaklanan giderlerden sorumludur.” denilmektedir. O halde suça konu ruhsatsız binayı dava açılmazdan önce ruhsata uygun hale getirmemenin bu madde kapsamında sanığa bir kusur olarak izafe edilmesi de kanunun ruhuna aykırı olacaktır. Aksi durumun düşünülmesi ve yapılan düzenlemenin HMK'nun 312. ( mülga HUMK’nun 94.) maddesine paralel bir düzenleme getirildiğinin savunulması da mümkün görülmemektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre, yargılama giderleri kural olarak davada haksız çıkan ( aleyhine hüküm verilen) tarafa yükletilir. HMK’nun 312. ( mülga HUMK'nun 94.) maddesinde ise davanın feragat veya kabul ile sonuçlanması hallerinde durum özel olarak düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında davadan feragat eden veya davayı kabul eden tarafın mahkum olmuş gibi yargılama giderini ödemekle yükümlü olduğu hususunda genel bir düzenleme yapıldıktan sonra, ikinci fıkrasında hakkaniyet kuralları gözetilerek bu genel kuralın istisnası getirilmiş ve hal ve durumu ile aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermemiş ve ilk oturumda davayı kabul etmiş olan davalının yargılama giderine mahkum edilemeyeceği kabul edilmiştir. Anılan düzenlemede davasından feragat eden davacının aslında dava açmakta haksız olduğu karinesinden hareket edilmiş, davayı kabul eden davalının ise aslında haksız çıktığı anlaşılsa bile dava açılmasaydı da edimini yerine getireceği karinesinden hareketle eğer dava açılmasına kendi hal ve hareketleri ile sebebiyet vermemiş ve hiç bir işlem yapılmadan davayı ilk oturumda kabul etmiş ise yargılama giderinden sorumlu olmaması gerektiği düşünülmüştür. Dolayısıyla bu düzenlemeden aksi bir çıkarım yapılarak kendi kusuru ile dava açılmasına sebebiyet veren sanık hakkında yasada öngörülen koşul gerçekleştiğinde verilen düşme kararı nedeniyle yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumluluğunun bulunduğunu kabul etmek de mümkün görünmemektedir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi tarafından verilen vekalet ücretine ilişkin bozma kararı ile ilgili irdelenmesi gereken başka bir husus da, vekalet ücretinin şahsi hak niteliği baki kalmak üzere yargılama gideri olmasına karşın, yerel mahkemece verilen kararda yargılama giderinin hazine üzerinde bırakılmasına kısımla ilgili olarak bir bozma yapılmamasıdır. Zira eğer sanığın somut olayda CMK’nun 327. maddesine göre yargılama giderinden sorumluluğu kabul ediliyorsa, yargılama giderinin Devlet Hazinesi tarafından yapılanlar ile davaya katılan tarafın vekil tutması nedeniyle yaptığı gider olarak ayrılmadan tüm giderlerin sanıktan tahsil edilmesine karar verilmesi gerekir. Aksi bir durum CMK’nun 324. maddesine aykırı olacaktır. Anılan değerlendirmelerin ışığında Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 20/06/2011 tarih ve 2009/12180 Esas-2011/8570 Karar sayılı ilâmında yerel mahkemece 5237 sayılı TCK nun 184/5. maddesi uyarınca verilen düşme kararı nedeniyle katılan lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği noktasına ilişen bozma kararında isabet bulunmamaktadır. Yukarıda açıklanan nedenlerle, İTİRAZIN KABULÜ ile Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 20/06/2011 tarih ve 2009/12180 Esas-2011/8570 Karar sayılı ilâmı ile verilen “ BOZMA” kararının kaldırılarak, Çeşme Asliye Ceza Mahkemesi’nin 11/05/2007 tarih ve 2007/13 esas 2007/344 karar sayılı kararının, öncelikle CMK’nun 233, 234 ve 237. maddelerine aykırı olarak şikayetçi Çeşme Belediye Başkanlığı vekilinin şikayetçi vekili sıfatıyla dinlenerek sanıktan şikayetçi olduklarını bildirmesi halinde davaya katılmak isteyip istemediği sorulmadan yargılamaya devamla hüküm kurulması isabetsizliğinden “değişik gerekçeyle BOZULMASINA” karar verilmesi, bu nedenden bozma kararı verilmemesi halinde, bozma kararının katılan lehine vekalet ücreti hükmedilmesi gerekliliğine ilişen kısmının çıkartılmasına karar verilmesi itirazen arz ve talep olunur. " isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: II- KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz gerekçeleri yerinde görülmekle, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle eklenen 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İTİRAZIN KABULÜNE, Dairemizce verilen 20/06/2011 tarih ve 2009/12180 esas, 2011/8570 karar sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, Çeşme Asliye Ceza Mahkemesince verilen 11/05/2007 tarih ve 2007/39 esas, 2007/345 sayılı hükmün yeniden incelenmesi sonucu: Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Şikâyetçi Çeşme Belediye Başkanlığı vekiline CMK’nın 234. maddesindeki hakları hatırlatılmadan, sanıktan şikayetçi olup olmadığı, şikayetçi olduğunu bildirmesi halinde ise davaya katılmak isteyip istemediği sorulup sonucuna göre katılma hususunda karar verilmeden, yargılamaya devamla hüküm kurulmak suretiyle CMK'nın 234. maddesine aykırı davranılması, Kanuna aykırı ve şikâyetçi Çeşme Belediye Başkanlığı vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN başkaca yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 23.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2012/28125, K. 2013/15954, T. 23.05.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-ceza-dairesi-2012-28125-e-2013-15954-k-02d96a41e4f4