Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2024/1306 E. 2025/1694 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/1306
- Karar No
- 2025/1694
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1083 E., 2023/2541 K. DAVA TARİHİ : 14.12.2017 İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziantep 13. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/37 E., 2022/26 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 18.03.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat ... nın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; davalı kurum tarafından müvekkiline fatura edilmemesi gereken portör muayenesinin fatura edildiğinden bahisle, aralarındaki Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesinin (11.1.16) maddesi gereği 1.824.000 TL cezai şart uygulandığını ileri sürerek; ceza uygulamasına ilişkin muarazanın meni ile bu işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan bilirkişi raporlarında; davacı ... Hastanesinin kurum sağlık ödemelerinin ... Hastane Sistemi üzerinden kaydedilmiş muayene detayları incelendiğinde, 228 hastanın da aynı tür hastalık ve şikayetlerle muayene olduklarının tespit edilmiş olduğu, 11.06.2015 tarihli ve 2015/38 sayılı Denetim Raporunda ayrıntılı açıklandığı üzere, toplu muayene olmuş görünen şahısların, aynı gün çoğunlukla İç Hastalıkları Polikliniğine müracaat etmiş oldukları, “Burun kültürü”, “Boğaz kültürü”, “Anti Hbs” “Anti Hcv” “Akciğer Grafisi" gibi tahlil ve tetkiklerin yapıldığı, ayrıca çoğunlukla da reçete düzenlenmediği, ... hastane sistemindeki bu kayıtların faturaya dayanak oluşturduğu, çalışanlardan alınan ifadeler yapılan tetkikler birlikte değerlendirildiğinde işlemin portör kapsamında olduğunun tespit edildiği, bu durumda 228 kişinin de aynı anda aynı şikayetlerle muayene olmasının olağan bir durum olmadığı düşünüldüğü, Sağlık Uygulama Tebliği'nin (2.2.) maddesinin 14. bendinde “... Portör muayeneleri ve hastane işlemleri, tarama amaçlı muayene ve işlemler vb. özel amaçla kullanılacak durum belirtir rapor bedelleri ile bu durumların tespitine yönelik işlem bedelleri kurumca karşılanmaz.” hükmünün yer aldığı, ayrıca Tebliğin 17. maddesinde ise “Sağlık hizmeti sunucularınca gerçekleştirilecek check-up, kampanya yada tarama kapsamında yapılan işlemler Kuruma faturalandırılamaz.” hükmünün bulunduğu, Sözleşme ve mevzuat hükümleri gereği Sağlık Hizmet Sunucularının Sosyal Güvenlik Kurumuna tabi hastaların check-up, portör muayeneleri ve tarama amaçlı muayene işlemlerine ilişkin bedellerin Sosyal Güvenlik Kurumuna faturalandırılamayacağı, bu nedenle davacı hastane tarafından 228 çalışanına yapılan portör muayenelerinin davalı Kuruma fatura edilmesi nedeniyle, 2012 yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti sunucularından Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesinin yürürlük tarihi 21.06.2013 olan Zeyilname-2 ile düzenlenmiş olan (11.1.16.) maddesi "Faturanın veya faturaya dayanak oluşturan belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlendiğinin tespiti halinde 10.000,00 TL den az olmamak üzere işlem bedellerinin 5 katı, 100.000,00 TL (dahil) ye kadar olan sağlık hizmeti sunucuları için 2.000,00 TL, 100.000,00 TL-500.000,00 TL (dahil) arası olan sağlık hizmeti sunucuları için 4.000,00 TL, 500.000,00 TL-1.000.000,00 TL (dahil) arası olan sağlık hizmeti sunucuları için 6.000,00 TL, 1.000.000,00 TL-2,000.000,00 TL (dahil) arası olan sağlık hizmeti sunucuları için 8.000,00 TL, 2.000.000,00 TL ve üzeri olan sağlık hizmeti sunucuları - için 10.000,00 TL den az olmamak üzere, işlem bedellerinin 5 katı tutarında cezai şart uygulanır ve tespit edilen fiiller açıkça belirtilmek suretiyle ...'ye tebliğ edilir.” hükmü uyarınca davacı hastaneye sözleşmenin (11.1.16) maddesi gereği ilgili ...'nin hesaplanan aylık ortalama tutarının 1.924.995,765 TL olması nedeniyle 8.000,00 TL olarak her bir takip için (228 *8.000,00 TL =) uygulanan toplam 1.824.000,00 TL cezai işlemin uygun olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İlk Derece Mahkemesince yargılama sırasında iki ayrı uzman bilirkişi heyetinden alınan ve davalı Kurum tarafından yapılan işlemin sözleşme ve mevzuat hükümlerine uygun olduğu tespitini içeren gerekçeli, detaylı, taraf ve yargı denetimine elverişli bilirkişi rapor ve ek raporu esas alınarak verilen davanın reddine ilişkin kararın, yasal ve hukuksal gerekçelere ve maddi delillere dayandırılarak verilmiş olduğu gerekçesiyle, başvurunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; yapılan işlemin portör taraması olmadığını, bu hususun araştırılmadığını, gerçeğe aykırı fatura düzenlenmediğini, sözleşmenin (11.1.10) maddesinin uygulanması gerektiğini, Kurum zararının söz konusu olmadığını, cezai şartın fahiş olup, cirosunun binde dördüne tekabül ettiğini, hakimin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) gereği cezai şartta indirim yapabileceğini ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı Kurum tarafından uygulanan cezai şartın iptali istemine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunmalarına ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hakim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçeye göre, davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 6192 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) ticari işletmenin ne olduğu tanımlanmıştır. Buna göre, “Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir” (md. 11/1). Kanunda yer alan tanımdan hareketle bir işletmenin ticari işletme olarak kabul edilebilmesi için gelir sağlamayı hedeflemesi gerekir. İkinci olarak, devamlı olarak iktisadi faaliyette bulunma amacı olmalıdır. Üçüncü olarak işletmenin hem iç ilişkide hem de dış ilişkide, başka bir ticari işletmeye bağlı olmaksızın faaliyetini yürütüyor olması gereklidir. Son olarak, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşmalıdır. Cezai şart kavramına da değinmek gerekirse, sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı Kanun) [6098 sayılı Kanun'daki terimi ile ceza koşulu] aynı Kanun’un 158 i1â 161. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Cezai şart, mevcut borcun ifa edilmemesi veya eksik ifası hâlinde ödenmesi gereken malî değeri haiz ayrı bir edimdir. Cezai şartın unsurlarını bu tariften kolaylıkla çıkarmak mümkündür. Bu unsurlar; gerçekten bir asıl borcun bulunması, bunun yanında ayrı ve bağımsız bir edimin yer alması, bu ikisinin birbirine bağlı olması ve bu ayrı ve bağımsız edimin sağlıkta hüküm doğuran bir muamelede tespit olunmasından ibarettir (Kenan Tunçomağ: Türk Hukukunda Cezai Şart, İstanbul, 1963, s.6 ). Cezai şart asıl borcun fer’îsidir; ona bağlı fakat ondan ayrı bir edim niteliği taşır ve cezai şartın gerçekleşebilmesi için zararın gerçekleşmesi şart değildir. 818 sayılı Kanun'un 158. maddesi birbirinden farklı üç nevi cezai şart düzenlemektedir. Bunlar, seçimlik cezai şart, ifaya eklenen cezai şart ve ifayı engelleyen cezai şarttır. 818 sayılı Kanun'un “Cezanın butlanı ve tenkisi” başlıklı 161. maddesinde ise; “Akitler, cezanın miktarını tayinde serbesttirler. Ceza, kanuna veya ahlâka (adaba) muğayir bir borcu teyit için şart edilmiş veya hilafına mukavele olmadığı hâlde borcun ifası borçlunun mesuliyetini icap etmeyen bir hal sebebiyle gayri mümkün olmuş ise, şart olunan cezanın tediyesi talep edilemez. Hâkim, fahiş gördüğü cezaları tenkis ile mükelleftir.” hükmüne yer verilmiştir. Hâkim, cezanın aşırı olup olmadığını, hakkaniyet ölçülerini aşıp aşmadığını araştırırken, özellikle, borca aykırı davranış nedeniyle alacaklının uğradığı zararı, borçlunun kusur derecesini, alacaklının ortak kusurunu ve tarafların (özellikle borçlunun) ekonomik durumunu dikkate alır. Bu unsurlar dikkate alındığında, alacaklının uğradığı zarar ile kararlaştırılan ceza arasında hakkaniyet ölçüleri ile bağdaşmayan açık bir nispetsizlik varsa ceza indirilir. Cezai şartın aşırı olup olmadığı değerlendirilirken, cezai şartın amacının alacaklının durumunu iyileştirmek olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Cezai şartla ilgili BK’nın 161. maddesinin üçüncü fıkrası hükmü ile hâkimi, fahiş gördüğü cezayı tenkis etmekle yükümlü tutmuştur. Hâlbuki, sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olay bakımından uygulanması gereken mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı Kanun) 24. maddesi hükmü, tacir sıfatını haiz olan tarafların (cezai şart) miktarını serbestçe tayin edebilecekleri ilkesini kabul ettikten sonra, bu tayin edilen cezanın indirilmesini yani tenkisini talep edemeyeceklerini benimsemiş bulunmaktadır. 6762 sayılı Kanun'un 24. maddesi; “Tacir sıfatını haiz bir borçlu, Borçlar Kanununun 104 üncü maddesinin 2 nci fıkrasiyle 161 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında ve 409 uncu maddesinde yazılı hallerde, fahiş olduğu iddiasiyle bir ücret veya cezanın indirilmesini mahkemeden istiyemez.” hükmünü içermektedir. Taraflarca sözleşme ile tespit edilmiş olan cezai şart miktarı, borçlu durumda olan tacirin, iktisaden mahvına neden olacak ve onun eskisi gibi ticari faaliyetini devam ettirmesine imkân tanımayacak derecede ağır ve yüksek ise, o zaman, böyle bir cezai şartın kısmen veya tamamen iptali cihetine gitmek mümkündür. Bir borçlunun, iktisadi ve ticari faaliyet ve mevcudiyetinin tehlikeye girmesini veya yıkılmasını mucip olacak bir nisbete ulaşan her cezai şart kanuna aykırı kabul edilmelidir. Mahkemenin bu hususta karar verirken, kararlaştırılan cezai şartın tahsili cihetine gidilmesi hâlinde o şirketin eskisi gibi ticari hayatını devam ettirmesinin mümkün olup olmadığını gerekirse bilirkişiden de mütalâa alarak araştırması icap eder. Aynı incelemeyi gerçek kişi olan tacir için de yapması gerekir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 18.06.2019 tarihli ve 2017/19-922 E., 2019/706 K.; 14.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-943 E., 2021/984 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 2012 yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti sunucularından Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesinin yürürlük tarihi 21.06.2013 olan Zeyilname-2 ile düzenlenmiş olan (11.1.16.) maddesi ” Faturanın veya faturaya dayanak oluşturan belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlendiğinin tespiti halinde 10.000 TL den az olmamak üzere işlem bedellerinin 5 katı, 100.000,00 TL (dahil) ye kadar olan sağlık hizmeti sunucuları için 2.000,00 TL, 100.000,00 TL-500.000,00 TL (dahil) arası olan sağlık hizmeti sunucuları için 4.000,00 TL, 500.000,00 TL-1.000.000,00 TL (dahil) arası olan sağlık hizmeti sunucuları için 6.000,00 TL, 1.000.000,00 TL-2,000.000,00 TL (dahil) arası olan sağlık hizmeti sunucuları için 8.000,00 TL, 2.000.000,00 TL ve üzeri olan sağlık hizmeti sunucuları - için 10.000,00 TL den az olmamak üzere, işlem bedellerinin 5 katı tutarında cezai şart uygulanır ve tespit edilen fiiller açıkça belirtilmek suretiyle ...'ye tebliğ edilir.” hükmü uyarınca, davacı Hastaneye sözleşmenin (11.1.16) maddesi gereği ilgili ...'nin hesaplanan aylık ortalama tutarının 1.924.995,765 TL olması nedeniyle 8.000,00 TL olarak her bir takip için (228*8.000,00 TL) toplam 1.824.000,00 TL cezai işlemin uygulandığı anlaşılmıştır. Davacı ise ceza miktarının yüksekliği nedeniyle iktisaden mahvına sebep olacağından bahisle işlemin iptalini talep etmiş olup, ayrıca dava konusu portör muayenesi nedeniyle 6.894,72 TL kurum zararının, tarafından davalı Kuruma ödendiğini, ne var ki 1.824.000,00 TL cezai şartın fatura bedeline göre çok fahiş olup cirosunun binde dördüne tekabül ettiğini beyan etmişse de, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2022/(13)3-666 E., 2023/546 K. sayılı ilamı da, yukarıda açıklamalar ışığında dava konusu olaya ilişkin olarak emsal niteliktedir. Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince davacı hakkında uygulanan cezai işlemin davacının ekonomik mahvına sebep olup olmayacağı hususunun tartışılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve Kanun'a aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 3. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,28.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.