Yargıtay · 23. Hukuk Dairesi

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2014/9744 E. 2015/8077 K. – İtirazın İptali

Konu: İtirazın İptali

Mahkeme
Yargıtay
Daire
23. Hukuk Dairesi
Esas No
2014/9744
Karar No
2015/8077
Karar Tarihi
Konu
İtirazın İptali

MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hüküm süresi içinde davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmiştir. 5219 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu HUMK'nın 438/I. maddesindeki parasal sınır, 5236 sayılı Kanun'un 19. maddesiyle HUMK’na eklenen Ek-Madde 4’te öngörülen yeniden değerleme oranı da dikkate alındığında 2014 yılı için 19.280,00 TL’dir. Temyize konu 13.05.2014 tarihli kararda kabul edilen miktarın 7.018,55 TL olması nedeniyle, duruşma isteğinin miktar yönünden reddiyle incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı vekili, müvekkili kooperatif tarafından, 4.295,00 TL aidat ve 5.230,00 TL işlemiş faizi olmak üzere 9.525,00 TL tutarındaki alacağın tahsili amacıyla davalı hakkında icra takibi başlatıldığını, davalının icra takibine karşı haksız olarak itirazda bulunduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile %40 icra inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkili ile dava dışı .............'in kur'ada kendilerine tahsis edilen daireleri takas ettiklerini, bu durumun 16.08.2012 tarihli yönetim kurulu karar defterine yazıldığını, ...........'in kooperatife yaptığı fayans işi karşılığında daire aldığını, 13.09.2001 tarihli yönetim kurulu kararıyla adı geçen kişinin başkaca bir aidat ödemeyeceğinin kararlaştırıldığını, dolayısıyla bu kişiden hisse ve daire devralan müvekkilinin de aidat ödeme yükümlülüğünün bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davalının dairesini takas ettiği dava dışı ............in üye aidatı ödemeyeceğine ilişkin alınan 13.09.2001 tarihli yönetim kurulu kararının genel kurul onayına sunulmadıkça sonuç doğurmayacağı, davalının aidat ödemekle yükümlü olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karar, davalı vekilinin temyiz istemi üzerine, ......, 15.09.2011 tarih ve 285 E., 296 K. sayılı ilamıyla, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilerek, icra takip talepnamesi ve dava dilekçesi ile davalının 2003 yılı 4. ay ve sonrasında aidat ödemediği iddiasıyla takip başlatıldığı, davacı tarafın bu istemine göre, aidatın hangi dönemlerde ne kadar olduğunun belirlenmesi için davacı kooperatif genel kurulunun 2003 yılı 4. ay ve sonrasına ilişkin toplantı tutanaklarının getirtilmesi, bunlara göre davalının varsa ödemediği aidat borç miktarının belirlenmesi amacıyla ek bilirkişi raporu veya konusunda uzman yeni bir bilirkişiden rapor alınarak oluşacak uygun sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuş, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, bozma ilamında belirtilen genel kurul kararları uyarınca davalının toplam 13.674,77 TL borcu bulunduğu, ancak icra takibinde talep edilen miktarın daha düşük olduğu, bu kapsamda davalının 4.295,00 TL aidat ve 2.723,55 TL gecikme zammı borcu bulunduğu sonucuna varılarak, davanın kabulü ile itirazın iptaline ve takibin devamına karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1-Dava, kooperatif aidat alacağının işlemiş faizi ile birlikte tahsili için başlatılan icra takibine vaki iitirazın iptali istemine ilişkindir, 6100 sayılı HMK'nın 297/1-c maddesinde hükmün gerekçe bölümünün, 2. fıkrada ise hükmün sonuç bölümünün kapsayacağı hususlar düzenlenmiştir. Anılan 297/1-c maddesinde, hükmün, iki tarafın iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri de kapsaması gerektiği, 297/2. maddesinde ise, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden herbiri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu öngörülmüştür. Kararın hüküm fıkrası ile gerekçesi birbirine sıkı sıkıya bağlı olup, arasında çelişki bulunmaması gerekmektedir. Mahkeme kararının gerekçe bölümü ile hüküm sonucunun çelişkili olması, mahkeme kararlarının tereddüt doğurmayacak şekilde açık olması kuralına aykırılık oluşturur. Somut olayda, davacı tarafça 4.295,00 TL asıl alacak, 5.230,00 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 9.525,00 TL tutarındaki alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine karşı davalı tarafın vaki itirazı üzerine açılan davada, dava dilekçesinde dava değeri 9.525,00 TL gösterilerek bu miktar üzerinden harcın yatırıldığı anlaşılmış olup, hükmün gerekçe bölümünde, davalının 4.295,00 TL aidat ve 2.723,55 TL işlemiş faiz borcu olmak üzere toplam 7.018,55 TL borcu bulunduğu belirtilmesine rağmen, hüküm fıkrasında bu gerekçeyle çelişecek şekilde davanın kabulü ile itirazın iptaline karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. 2) Bozma nedenine göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. 3) Kabule göre, bozma ilam tarihinden sonra, ancak bozma sonrası verilen karar tarihinden önce, 01.07.2012 tarihinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu yürürlüğe girmiş olup, Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 sayılı Kanun'un 7. maddesinde, "Türk Borçlar Kanunu'nun kamu düzenine ve genel ahlâka ilişkin kuralları ile geçici ödemelere ilişkin 76., faize ilişkin 88., temerrüt faizine ilişkin 120. ve aşırı ifa güçlüğüne ilişkin 138. maddesi görülmekte olan davalarda da uygulanır." hükmüne yer verilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 88. maddesinin, "Faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranını yüzde elli fazlasını aşamaz." hükmünü içermesinin yanı sıra, temerrüt faizine ilişkin 120. maddesinde de, "Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur." düzenlemesine yer verilmiştir. Kooperatif genel kurullarında kararlaştırılan faiz oranının anılan yasal düzenlemedeki yerine gelince; para borçları açısından borçlu temerrüdüne bağlanan sonuçlardan birisi, temerrüt faizi ödeme yükümlülüğüdür. Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle, zamanında ifa etmeme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içindedir. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 42. maddesine göre genel kurul bütün üyeleri temsil eden en yetkili organ olup, kanun veya anasözleşme ile genel kurula tanınmış olan konular hakkında karar verme yetkisini haizdir. Konut Yapı Kooperatifi Tip Anasözleşmesi'nin 23/1. maddesinin 6. bendi uyarınca ortaklardan tahsil edilecek taksit miktar ve ödeme şartları ile gecikme halinde uygulanacak esasları tespit etmek genel kurulun yetkisi dahilindedir. Genel kurulca, ödeme günü belirlenerek, (belirlenmemişse ayın sonu ödeme günü olup) aidatın veya şerefiye bedelinin süresinde ödenmesine, süresinde ödenmemesi halinde ise temerrüt faizi uygulanmasına ilişkin alınan kararın kesinleşmesi halinde, bu kararın tüm ortakları bağlayacağı açıktır. Genel kurul kararları, üyeler ile kooperatif arasında yapılmış bir sözleşme niteliğinde olup, kooperatif ve üyeler arasında ayrıca faiz oranları ile ilgili sözleşme yapılmasına gerek yoktur. Ayrıca genel kurullarca kararlaştırılan faiz oranları daha sonraki yıllarda değiştirilmediği ve iptal edilmediği sürece genel kurula katılmasa dahi tüm üyeleri bağlar. Bu durumda, 818 sayılı BK'nın 101/2. ( 6098 sayılı TBK'nın 117.) maddesi hükmü karşısında, genel kurulun belirlediği tarih kesin vade olup, üyenin bir ihtarla ayrıca temerrüde düşürülmesine gerek kalmadan, borcun ifasının istenebileceği kuşkusuzdur. Anapara faizi ise, borçlunun henüz temerrüde düşmeden ödemesi gereken sözleşmeyle kararlaştırılan faizdir. Bu durumda, kooperatif genel kurullarında kararlaştırılan faiz oranı, TBK' nın 88. maddesinde düzenlenen anapara faizi olmayıp, 120. maddede düzenlenen temerrüt faizine ilişkindir. Kooperatif ile üyesi arasında ticari ilişki bulunmadığından yasal oranda temerrüt faizi uygulanmalıdır. 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 2/1. maddesi gereğince, bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1. maddede belirlenen yasal faiz oranına göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. Maddenin açık ifadesinden de anlaşılacağı üzere temerrüt faizinin, yasal faiz oranından fazla alınması taraflarca kararlaştırılabilir. Anılan maddeler birlikte değerlendirildiğinde kooperatif genel kurulunca belirlenen aidatların ödenmesinde gecikme durumunda alınacak temerrüt faizinin yasal temerrüt faiz oranından daha fazla miktarda kararlaştırılabileceği anlamı çıkmaktadır. Ancak taraflar, uygulanacak temerrüt faizi oranını belirlerken, yukarıdaki paragrafta belirtilen 6098 sayılı TBK’nın 120/2. maddesinde öngörülmüş olan sınırlamayı dikkate almak zorundadır. YHGK'nın 15.04.2015 tarih ve 23-1758 E., 2015/1190 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere, bu düzenleme ile kanun koyucu sözleşme ile kararlaştırılsa dahi aşırı oranlarla belirlenen faizin önüne geçmek istemiş ve bunu kamu yararı gerekçesiyle sınırlamak yoluna gitmiştir. Kooperatif genel kurullarında aidat ödemelerinin geciktirilmesi halinde alınması kararlaştırılan gecikme zammı, temerrüt faizi niteliğindedir. Kooperatif genel kurullarında belirlenen gecikme zammı oranlarının da anılan düzenleme kapsamında olduğu tartışmasızdır. Bu düzenleme ile kanun koyucu açıkça aşırı faizin önüne geçmek yönündeki iradesini, derdest davalara da yansıtmıştır. Somut olayda, hükme esas alınan bilirkişi raporunda hesaplanan işlemiş ve işleyecek faiz oranı kooperatif genel kurul kararlarıyla belirlendiğinden ve genel kurul kararları da sözleşme niteliğinde olduğundan davacının takip konusu alacak kalemlerine uygulanması gereken azami faiz oranı, 6098 sayılı TBK'nın 120/2. maddesinde düzenlenmiş yıllık temerrüt faiz oranı olup, davacı kooperatifin genel kurullarında kabul edilmiş temerrüt faiz oranı, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuata yani 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 2/1. maddesine göre belirlenen yasal faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamayacaktır. Öte yandan, mahkemece bozma ilamına uyulmasından sonra geçmişe etkili yeni bir kanunun yürürlüğe girmesi halinde, bozma ilamına uyulmakla oluşan usuli kazanılmış hak, hukuki değer taşımayacaktır. (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK ile YHGK'nın 07.03.2012 tarih ve 2011/19 - 799 E., 2012/128 K. sayılı ilamı bu yöndedir.) Bu durumda mahkemece, karar tarihinden önce yürürlüğe giren anılan yasal düzenleme bu açıklamalar çerçevesinde somut olay bakımından değerlendirilerek, bilirkişiden davalının sorumlu olduğu işlemiş faiz oranı ve miktarı ile, işleyecek faiz oranı yönünden ek rapor alınıp, sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yasa değişikliği gözden kaçırılarak, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, hükmün, (re'sen) BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 11.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2014/9744, K. 2015/8077, T. 11.12.2015, www.arakarar.com/karar/yargitay-23-hukuk-dairesi-2014-9744-e-2015-8077-k-4beefb231c33