Yargıtay · 21. Hukuk Dairesi

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2012/12289 E. 2012/16802 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
21. Hukuk Dairesi
Esas No
2012/12289
Karar No
2012/16802
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Davacı, kesilen yaşlılık aylığının yeniden bağlanmasına, davalı kurumun sataşmalarının önlenmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir. Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi. K A R A R Dava 1479 sayılı Yasa kapsamındaki yurt içi çalışmaları ile 3201 sayılı yasaya göre borçlandığı yurt dışı çalışmalarının birlikte değerlendirilmesi sonucu 01.11.2008 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanan davacının, SGDP'ne tabi olarak çalışmaya devam etmesi nedeniyle yaşlılık aylığının aynı tarihte kesilerek yersiz ödemelerin iadesi istemine yönelik Kurum işleminin iptali ile kesildiği tarihten itibaren yaşlılık aylığının ödenmeye devam edilmesi gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de bozma ilamına uyulmasına karar verilmesine karşın; bozma gereğince işlem yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesi yerinde değildir. Mahkemenin,Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 6.3.2002 gün ve 1/119-135 sayılı kararında da belirtildiği üzere; bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak doğar ve mahkemenin bozma kararı doğrultusunda işlem yapma ve hüküm verme yükümlüğü vardır. Bu ilke Usul Kanunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeni ile ilgilidir. Yargıtayın bozma kararına uymuş olan mahkeme, bu uyma kararı ile bağlı olup, bozma gereğince inceleme yaparak yeni bir hüküm kurmak zorundadır. Dairemize ait 19.12.2011 gün ve 2010/8848 Esas - 2011/13873 Karar sayılı bozma ilamında "Sigortalı iken yurt dışı hizmetinin borçlanarak emekli olanların çalışmalarına devam edenlerin 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunla değişik 3201 sayılı Kanuna göre, gerekse 5510 sayılı Kanunun 4.maddesine göre 3201 sayılı Kanuna göre yapılan borçlanmaya istinaden aylık bağlananların 01.10.2008 tarihinden sonra sosyal güvenlik destek primine tabi çalışmalarının mümkün olmadığı, çalışmalarını sona erdirmeleri ya da işten ayrılmadan aylık bağlanamayacağı, bağlanmış aylıkların çalışmaya başladıkları tarihten itibaren kesileceği hükmü getirilmiştir.19.06.2010 tarihinde yürürlüğe giren 5997 sayılı Yasayla değişik 3201 sayılı Kanunun 6. maddesinin (B) bendinde "3201 sayılı Kanundan yararlanmak suretiyle aylık bağlananlardan tekrar yurt dışında yabancı ülke mevzuatına tabi çalışanlar, ikamete dayalı bir sosyal sigorta ya da sosyal yardım ödeneği alanların aylıkları, tekrar çalışmaya başladıkları veya ikamete dayalı bir ödenek almaya başladıkları tarihten itibaren kesileceği, Türkiye de sigortalı olarak çalışmaya başlayanlar hakkında 5510 sayılı ... Kanunun sosyal güvenlik destek primine tabi olarak çalışmaya ilişkin hükümlerinin uygulanacağı bildirilmiştir. Mahkemece bu yasal düzenlemelere göre değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.Ancak mahkemece bozma kararına uyulmasına rağmen bozmanın gereği yapılmamıştır. Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının 11.06.1974-01.08.1986 tarihleri arasında ... tabi 826 gün 04.12.1982-16.05.1985 tarihleri arasında ... da ... işveren, 02.11.1986-11.07.1989 tarihleri arasında ...'da Türk işverene ait işyerinde yurt dışı çalışmasının olduğu, 01.10.1989 tarihinde nakliyecilik faaliyetinden 1479 sayılı Kanuna tabi zorunlu ... sigortalısı olarak 19 yıl, 2 ay, 9 gün hizmeti bulunduğu, yurt dışı hizmetini 10.12.2007 tarihinde 3201 sayılı Kanuna göre 1193 gün borçlanıp ödediği ve 01.11.2008 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığı, davacının bu tarihten sonra sosyal güvenlik destek primi ödeyerek çalışmasına devam ettiği, davalı Kurumca 3201 sayılı Kanuna göre yapılan borçlanmaya istinaden aylık bağlananların 01.10.2008 tarihinden sonra sosyal güvenlik destek primine tabi olarak çalışmalarının mümkün olmadığı, çalışmalarının sona erdirmeleri gerektiği davacının ticari faaliyetinin halen devam ettiğinden emekli aylığının 01.02.2009 tarihinden itibaren kesilerek 01.11.2008 tarihinden itibaren almış olduğu aylıkların ödenmesinin istendiği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık 3201 sayılı Yasa gereği yurt dışı borçlanması ile birlikte yaşlılık aylığına hak kazanan davacının yurt içinde SGDP tabi olarak çalışması halinde, yaşlılık aylığının kesilip kesilemeyeceğine ilişkindir. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı 3201 sayılı Yasanın 6/B maddesidir. Anılan maddenin ilk düzenlemesinde 3201 sayılı yasa hükümlerinden yararlanarak aylık bağlananlar bakımından yalnızca yurt dışında tekrar çalışma durumu aylığın kesilme nedeni olarak düzenlendiği halde, 5754 sayılı yasanın 79. Maddesi ile 3201 sayıl yasanın 6/B maddesi değiştirilerek 3201 sayılı yasadan yararlanarak aylık bağlananlar bakımından, yurt içinde veya dışında tekrar çalışmaya başlanması ile Yurt dışında ikamete dayalı bir sosyal sigorta ya da sosyal yardım ödeneği alınması hali, çalışmanın başladığı ya da ikamete dayalı ödeneğin alınmaya başladığı tarihten itibaren aylığın kesilme nedeni olacağı ve 5510 sayılı yasanın sosyal güvenlik destek primi hakkındaki hükümlerinin 3201 sayılı yasadan yararlanarak aylık bağlananlar bakımından uygulanmayacağı düzenlenmiştir. 5754 sayılı yasa 08.05.2008 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. Somut olayda 3201 sayılı yasadan yararlanarak yaşlılık aylığı bağlanan davacının sosyal güvenlik destek primine tabi olarak yurt içinde çalışmaya devam ettiği belli bulunmasına göre, yaşlılık aylığının kesilmesi işleminin yasaya uygun bulunduğu ortadadır. Davacı aylık bağlandığı tarihte aylık koşullarına sahip olmadığından Mahkemenin Kurum işlemini iptal etmesi usul ve yasaya aykırıdır. 6111 sayılı Yasanın 44.maddesi ile değişik 5510 sayılı Yasanın “Yersiz Ödemelerin Geri Alınması” başlıklı 96. maddesinde; "Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır. Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır. Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır. Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” hükmü yer almaktadır. Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında 5510 sayılı Kanunun 96. maddesinin değerlendirilmesi suretiyle karar verilmesi gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. (Hukuk Genel Kurulunun 15.6.2011 gün ve 2011/21-196-396 E.K. sayılı kararı da aynı yöndedir) Açıklanan nedenlerle, mahkemece öncelikle, 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi kapsamında araştırma ve inceleme yapılarak, yersiz ödemenin davacı sigortalının kasıtlı ve kusurlu davranışından mı, davalı ... Kurumunun hatalı işleminden mi kaynaklandığı; eş söyleyişle davacının sebepsiz zenginleşmede iyiniyetli olup olmadığı hususlarının belirlenmesi; ardından da yine 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi hükmü gözetilerek yapılacak değerlendirme ve varılacak sonuç ile iade yükümünün kapsamı konusunda bir karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 08/10/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2012/12289, K. 2012/16802, T. 08.05.2008, www.arakarar.com/karar/yargitay-21-hukuk-dairesi-2012-12289-e-2012-16802-k-b6b818ff5474