Yargıtay · 20. Hukuk Dairesi
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 2010/9883 E. 2010/13584 K. – Tescil
Konu: Tescil
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 20. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2010/9883
- Karar No
- 2010/13584
- Karar Tarihi
- Konu
- Tescil
MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacılar vekili, tapu kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine tutunarak dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği .Köyü .mevkiinde bulunan taşınmazın Medeni Yasanın 713. maddesi hükmüne göre müvekkilleri adlarına tescili istemiyle dava açmıştır. Hazine, 4721 Sayılı Medeni Yasanın 713/6 maddesi uyarınca taşınmazın orman niteliği ile Hazine adına tapuya tescilini istemiştir.Mahkemece, dayanak tapu kaydının üç sınırı itibariyle ... bilirkişi tarafından düzenlenen krokili raporda (A) ile işaretlenen taşınmazı kapsadığı, (B) ile işaretlenen taşınmaz üzerinde ise davacı kişiler yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle (A) ve (B) ile işaretlenen sırasıyla 3.000 m2 - 6.262,42 m2 yüzölçümündeki taşınmazların davacılar adlarına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm Hazine ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir. Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tescil istemine ilişkindir. Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yörede 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre 1939 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu, daha sonra 6831 Sayılı Yasanın 1744 Sayılı Yasa ile değişik hükümlerine göre yapılıp 27.09.1978 tarihinde ilan edilerek kesinleşen aplikasyon ve 2. madde uygulaması, 6831 Sayılı Yasanın 3302 Sayılı Yasa ile değişik hükümlerine göre yapılıp 21.02.1991 tarihinde ilan edilerek kesinleşen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması vardır. Taşınmazların bulunduğu yerde genel arazi kadastrosu işlemi 1972 yılında yapılmış ve sonuçları 15.08.1972 - 13.09.1972 tarihleri arasında ilan edilmiş ve kesinleşmiştir. Kesinleşme tarihi ile davanın açıldığı tarih arasında 20 yıllık süre geçmiştir. Mahkemece yapılan inceleme sonucunda dayanak tapu kaydının ... bilirkişi tarafından düzenlenen krokili raporda (A) ile işaretlenen taşınmazı kapsadığı, (B) ile işaretlenen taşınmaz üzerinde ise Medeni Yasanın 713 ve 3402 Sayılı Yasanın 14 ve 17. maddelerinde yazılı imar - ihya ve kazandırıcı zamanaşımı yolu ile taşınmaz edinme koşullarının davacılar yararına oluştuğu kabul edilerek davanın kabulü yolunda hüküm kurulmuştur.Ne var ki; keşifte ... bilirkişi marifeti ve yerel bilirkişi ile tanıklar aracılığıyla yapılan uygulama sonucu dayanak tapu kaydının güneyinde okunan “... ...” tarlasının 629 parsel olduğu, doğusunda okunan “Alçak ...”’nin ise 628 parselin doğusundan geçtiği belirlendiğinden 3402 Sayılı Yasanın 20. maddesi uyarınca tapu kaydında okunan sabit sınırlardan “Alçak ...” ve “... ...” sınırları esas alınarak tapu kaydının kapsamı belirlendiğinde 3 dönüm yüzölçümlü tapu kaydının dava dışı 3.590 m2 yüzölçümlü 628 parseli kapsadığı, çekişmeli taşınmazın tapu kaydının kapsamı dışında kaldığı sonucuna varılmaktadır. Diğer taraftan 1972 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sonucunda düzenlenen ve bir örneği dava dosyasına getirtilen orijinalinden fotokopisi çıkarılmış kadastro pafta örneğinden, çekişmeli taşınmazın bulunduğu alanın, bu yerde 1972 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında Devlet Ormanı niteliğiyle tespit dışı bırakıldığı anlaşılmaktadır. H.G.K.’nun 21.01.2004 gün 2004/8-15-7 ve 12/05/2004 gün 2004/8-242-292 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede arazi kadastrosu 1972 yılında yapıldığı ve davaya konu taşınmazın tesbit dışı bırakıldığı tartışmasızdır. Burada halledilmesi gereken sorun, kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın hangi nitelikte tesbit dışı bırakıldığı konusudur.3402 Sayılı Kadastro Yasasının uygulanmaya başladığı 10/10/1987 tarihten önce 2613, 5602 ve 766 sayılı Yasaların hükümlerine göre, kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmışlardır. Bir diğer anlatımla; arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamış, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen ormanlara ait kayıtlar, o birliğin çalışma alanının tapu kütüğüne aktarılmıştır (766 Sayılı Yasanın madde 46/3). Bölgede orman kadastrosu yapılmamışsa, arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılması Orman İdaresinden istenmiş, İdarenin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekipleri bu sınırlamayı esas almak suretiyle, belirlenen orman sınırına girmeden arazi kadastro çalışmalarını yürütmüşlerdir. Bu uygulama, 3402 Sayılı Kadastro Yasasının yürürlüğe girdiği 10/10/1987 tarihine kadar sürdürülmüş, 3402 Sayılı Yasanın yürürlüğünden sonra ise anılan Yasanın 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekir..1972 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazla birlikte bu taşınmazların bitişiğinde bulunan arazi bölümlerinin tesbit dışı bırakıldığı, çekişmeli taşınmazın bitişiğindeki ya da yakınındaki arazi bölümünün ise ... arazisi niteliğiyle hak sahipleri adına tesbit ve tescil edildikleri anlaşılmaktadır. Bu yerde 1939 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazın da içerisinde yer aldığı arazinin orman tahdit hattı dışında kaldığı, yapılan uygulama ile belirlenmiştir. Arazinin konumu ve davalı taşınmaz ile orman arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri gözönünde bulundurulduğunda, davaya konu taşınmazın yer aldığı arazi bölümünün de orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü zorunlu bulunmaktadır. Her ne kadar bilirkişi ve tanıklar taşınmazın öncesinin orman olmadığını, üzerinde imar- ihyayı gerektirecek nitelikte maki veya benzeri bitki örtüsünün bulunmadığını, taşınmazın davacılar tarafından 35 - 40 yıldır kullanıldığını ifade etmişlerse de, kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, araziye ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemez. Mevcut deliller karşısında taşınmazın öncesinin orman olmadığı, bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerekir. Davacı taraf, taşınmazın öncesinin orman olmadığını kesin delillerle kanıtlayamamıştır. 6831 Sayılı Orman Yasasının 1. maddesi gereğince, "Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır." zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmez. Toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlikle iktisabı da mümkün değildir. Yine, H.G.K.’nun 24/10/2001 gün ve 2001/8-964-751 sayılı ve 13/02/2002 gün ve 2002/8 - 183- 187 sayılı kararları ile kadastro (tapulama) komisyonlarınca orman sayılarak tesbit harici bırakılan yerlerde, yukarıda yazılı gerekçelerle orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar orman sayılacağından, sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceği kabul edilmiştir.Bu nedenlerle; davaya konu taşınmazın öncesi orman olup bu niteliğini koruduğu sıradaki zilyetliğe değer verilemez. Zilyetlikle mülk edinme koşulları oluşmadığı gibi, dava konusu taşınmaz 6831 Sayılı Yasanın 05/11/2003 gün ve 4999 Sayılı Yasa ile değişik 7. maddesi gereğince "herhangi bir nedenle orman sınırı dışında bırakılan orman" olması nedeniyle yeniden orman sınırları içine de alınabilir. Hazine, Medeni Yasanın 713/6 maddesi uyarınca çekişmeli taşınmazın orman niteliği ile Hazine adına tescilini istediğine göre Hazinenin davasının kabulüne, davacı gerçek kişilerin davasının reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ve gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hazine ve Orman Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde Orman Yönetimine iadesine 03.11.2010. gününde oybirliği ile karar verildi.