Yargıtay · 2. Hukuk Dairesi
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2025/8414 E. 2025/11104 K. – Ortak Çocukla
Konu: Ortak Çocukla Kişisel İlişki Kurulması
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 2. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/8414
- Karar No
- 2025/11104
- Karar Tarihi
- Konu
- Ortak Çocukla Kişisel İlişki Kurulması
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1448 E., 2025/1791 K. DAVA TÜRÜ : Çocukla Kişisel İlişki Kurulması İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 12. Aile Mahkemesi SAYISI : 2024/491 E., 2025/213 K.
Taraflar arasındaki ortak çocukla kişisel ilişki kurulması davasının yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Kişisel ilişki düzenlenirken göz önünde bulundurulması gereken temel ilke, “Çocuğun üstün yararı"dır (Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme md.3; Çocuk Haklarının Kullanılmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi md.l; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu md. 339/1, 343/1, 346/1; Çocuk Koruma Kanunu md.4/b). Çocuğun üstün yararı belirlenirken onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Ana ve babanın yararları, ahlaki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur. Yine, 4721 sayılı Kanun'un 324 üncü maddesinin ikinci fıkrasında; "Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir" hükmü yer almaktadır. Anne ve babasından veya bunlardan birinden ayrılan çocuğun anne veya babasıyla düzenli kişisel ilişki kurması ve sürdürmesi, çocuk için bir hak olduğu gibi anne veya baba için de bir haktır. Kişisel ilişkinin düzenlenmesinde çocuğun bedeni ve fikri gelişimi yanında annelik veya babalık duygularının tatmini de önemlidir. Tüm dosya kapsamından davacı annenin kişisel ilişki konusunda istekli olduğu, çocuğun anneye yoğun bir tepkisellik gösterdiği ve görüşmek istemediğini ifade ettiği, ebeveynler arasında yaşanan problemlerin çocuklara yansıyabildiği, çocuğun düzenli iletişim kuramadığı ebeveynle güvenli bağlanmanın bozulabileceği, güvenli ilişkinin bozulması ve sonrasında da bu eksik ya da bozulmuş bağlanma sürecine etki eden etkenlerin devam etmesinin çocuğun sonraki gelişim basamaklarına da etki edeceği, bu durumun da alınan raporda belirtilenin aksine çocukta ruhsal sorunlara neden olabileceği, çocuğun tepkiselliği nedeniyle kişisel ilişkinin sonlandırılmasının da bu problemleri tetikleyebileceği ve çözümsüz bırakabileceği, çocukla ilişkilerinin geliştirilmesi, öfkenin azaltılması amacıyla birlikte desteklenmeleri gerektiği anlaşılmaktadır. Davacı annenin çocuğu doğru ve yaşına uygun şekilde destekleyebilmesinin çocuğa yararlı olacağı, çocuğun annesi ile kişisel ilişkisinin kaldırılması veya kısıtlanmasının çocuğun ebeveyne yabancılaşma sürecini tetikleyebileceği, ebeveyne yabancılaşmanın da çocuğu duygusal, ruhsal ve manevî olmak üzere her düzeyde etkileyebileceği, çocuğun genç erişkinliğe sağlıklı geçişi için hem anne hem de babanın önemli bir kaynak olduğu düşünüldüğünde, kendisine yabancılaştırılan ebeveynin düşman gibi algılanmaya devam etmesinin ve kişisel ilişkisinin sonlandırılmasının çocukta önemli bir eksikliğe yol açabilecek olduğu değerlendirilmemiştir. Çocuğun yaşadığı öfke ve olumsuz duyguların (bu sürece davalı da mutlaka dahil edilerek) desteklenerek çözülmesinin sorunu çözmeye yardımcı olabileceği, davacının da süreci desteklemesinin ve tarafların bu konuda iş birliği içerisinde hareket etmelerinin önemli olduğu, çocuğun anne ile görüşmesinin engellenmesinin ileri dönemlerde farklı psikolojik problemlere yol açacağı düşüncesiyle kişisel ilişkinin kaldırılmasının uygun olmayacağı, davacının da çocuğun kendisine yabancılaşma sürecinde etkisinin olduğu, çocukluk dönemi boyunca çocukla aktif şekilde iletişim kurmadığı, davalı ile yapılan görüşmede ise çocuğun anne ile görüşmek istemediğini beyan etmiş olması her iki ebeveynin de çözüm odaklı davranma konusunda yetersiz kalmış olduğu, her iki tarafın da çocuğun üstün yararını düşünerek hareket etmelerinin uygun olacağı, çocuğun ileri dönem yaşantısında her iki ebeveynin varlığının çocuğun psikososyal gelişimi üzerindeki önemi ve çocuğun mevcut durumu kıyaslandığında anne ile iletişiminin tamamen sonlandırılmasının çocuk üzerinde daha büyük zararlara yol açabileceği bu nedenle kişisel ilişkinin kaldırılmasının uygun olmayacağı ancak çocuğun mevcut durumu da göz önüne alındığında çocuğun sürece adapte olması ve anne ile ilişkilerinin geliştirilmesi sürecinde kişisel ilişkinin yatısız olacak şekilde kurulmasının, danışmanlık tedbiri uygulanması hususunun da dikkate alınmasının gerektiği açıktır. Açıklanan sebeplerle yukarıda belirtilen ilkeler dikkate alınarak davanın kabulü ile saatlik dahi olsa kişisel ilişki kurulması gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesinin esastan ret kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Temyiz peşin harcının istek halinde yatırana iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.