Yargıtay · 13. Hukuk Dairesi

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2007/8764 E. 2008/226 K. – Alacak

Konu: Alacak

Mahkeme
Yargıtay
Daire
13. Hukuk Dairesi
Esas No
2007/8764
Karar No
2008/226
Karar Tarihi
Konu
Alacak

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, hazine adına kayıtlı 756 nolu parseli yapılan ihale ile 1.6.1994 tarihinde satın aldığını, ancak dava dışı orman işletme müdürlüğü tarafından aleyhine açılan dava sonucu taşınmazın orman arazisi olduğundan bahisle, tapusunun iptal edildiğini, ileri sürerek, taşınmazın tesbit raporu ile belirlenen değeri 33.750 YTL. aleyhine açılan dava ile ödemek zorunda kaldığı vekalet ücreti v.s. 505,00 YTL ile tesbit masrafı 264,00 YTL. toplam 34.519 YTL.nin yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı, davacının satış tarihindeki değerini talep edebileceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dava konusu taşınmazın 1969 yılında kesinleşen orman tahdit harita ve tutanakları ile orman sınırları içerisinde kaldığı, buna rağmen 1.5.1987 tarihinde kesinleşen kadastro tesbiti ile tapusuz ve vergisiz olarak hazine adına tesbit gördüğü , 1.6.1994 tarihinde de ihale ile davacıya satıldığı ve adına tapu ferağının verildiği, dava dışı orman genel müdürlüğü tarafından açılan dava ile, dava konusu taşınmazın 1969 yılında kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kaldığından davacı adına olan tapunun iptal edildiği ve kararın Yargıtay aşamasından geçerek kesinleştiği, dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Ormanlar 3402 sayılı kadastro kanunun 16.maddesinde belirtilen kamu mallarındandır. Dolayısıyla özel mülkiyete konu teşkil etmezler. 2007/8764 2008/226 Yargıtay’ın öteden beri sapma göstermeyen kararlarına göre tescile tabi olmayan bir taşınmazın her nasıl ise tapuya tescil edilerek hakkında sicil oluşturması bu yerin özde tescile tabi bulunmayan yerlerden olduğuna ilişkin hukuksal niteliğini değiştirmez. (Hukuk Genel Kurulu 22.2.1990 gün 1989/1-700 esas 1990/101 karar ve 18.10.1989 gün 1989/1-419 E 1989/528 K) Olayda medeni kanunun 931.maddesinin uygulama olanağı da bulunmamaktadır. Az yukarda açıklanan hükümler gözetildiğinde hiçbir kimse taşınmazın öncesinin kamu malı olmadığını bilmediğinden bahisle iyi niyetli olduğunu ileri süremez. Bu nedenle taşınmazın davacıya satıldığı tarihte onun özünde yatan özel mülkiyete konu olmayan yerlerden olduğunu alan ve satan tarafların bilmesi yasa hükmü gereğidir. Kamu mallarının özel mülk olarak devir ve temlikleri hukuken sonuç doğurmaz. Başka bir anlatımla taraflar arasında yapılan taşınmaz ile ilgili sözleşme geçersiz olup, taraflara her hangi bir hak bahşetmez. Geçersiz satışlarda Dairemizin sapma göstermeyen kararlarında herkes aldığını aynı anda iade ile mükelleftir. Taşınmazın tapu kaydı açılan dava sonucu iptal ettirildiğine göre, davacının iade borcu ortadan kalkmıştır. Ne var ki, davacı satış sırasında ödediği satış bedelini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre davalıdan isteyebilir. Bunun kapsamının belirlenmesinde ise, aşağıda belirtilen denkleştirici adalet kuralları gözden ırak tutulmaması gerekir. Taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu taşınmazın özel mülkiyete konu olamaması nedeniyle, satış geçersizdir.O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler. Ne var ki, hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tesbitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır. Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder. Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır. Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K.nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır. Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır. Yukarda açıklanan ilke ve esaslara göre; mahkemece, taşınmazın davacıya satıldığı 1.6.1994 tarihinde davacının ödediği 240,00 YTL. satış bedelinin, davacı adına olan tapuyu iptal eden mahkeme kararının kesinleştiği 23.6.2003 tarihi itibariyle ulaştığı alım gücü, çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artış, maaş artışları vs.gibi) ortalamaları alınarak, açıklamalı gerekçeli, taraf ve yargıtay denetimine elverişli bilirkişi raporu alınarak belirlenmeli ve sonucuna uygun karar verilmelidir. Açıklanan bu hususlar göz ardı edilerek, yazılı şekilde taşınmazın rayiç değerine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. 2-Kabule göre davacı tarafından yaptırılan delil tesibiti giderlerinin yargılama giderleri içinde değerlendirilmesi gerekirken dava değeri içinde tahsile karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, 14.1.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2007/8764, K. 2008/226, T. 14.01.2008, www.arakarar.com/karar/yargitay-13-hukuk-dairesi-2007-8764-e-2008-226-k-b133f817b00e