Yargıtay · 12. Hukuk Dairesi

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2026/421 E. 2026/1495 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
12. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/421
Karar No
2026/1495
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 64. Hukuk Dairesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Alacaklının temyiz itirazlarının borçlu ...Danışmanlık Pazarlama ve Tic.Ltd.Şti. yönünden incelenmesinde; Alacaklı tarafından borçlular aleyhine genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatıldığı, takip dayanağının kira sözleşmesi olduğu, borçluların yasal süresinde icra dairesine verdiği itiraz dilekçesinde takipten önce ödeme iddiası ile borca ve ferilerine itiraz ettiği, alacaklının itirazın kaldırılması istemi ile icra mahkemesine başvurduğu ve İlk Derece Mahkemesince şikayetin reddine hükmedildiği, alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince tarafların istinaf başvurusunun, kira sözleşmesi ciro kirası olup aylık kira miktarı belirsiz olup, borçlu tarafından ikrar edilmiş bir bedel bulunmadığından alacağın varlığı ve miktarı yargılamayı gerektirir gerekçesi ile esastan reddine karar verildiği, kararın alacaklı tarafından temyiz edildiği görülmüştür. İİK'nın 68/1. maddesi gereğince, talebine itiraz edilen alacaklının takibi, imzası ikrar ve noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren bir senede yahut resmi dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenit ise, alacaklı icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyebilir. Ancak, borçlu, borç doğuran ilişkiyi kabul etmişse, alacaklının artık İİK'nın 68/1. maddesinde belirtilen belgelere dayanmasına gerek yoktur. Borçlu tarafından imzası inkar edilmeyen kira sözleşmesinin, yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre İİK'nın 68/1. maddesinde sayılan takibe itirazın kaldırılmasını sağlayan belgelerden olduğu (HGK’nın 22.06.2016 tarih ve 2014/6-1170 E.-2016/840 K. Sayılı kararı) kabul edilmektedir. Somut olayda, kira sözleşmesindeki imzanın borçlu tarafından açıkça inkar edilmediği görülmüş, borçluların 26.04.2023 tarihli itiraz dilekçesinde "...dayanak kira sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar ve tüm kalemler süresi içerisinde yatırılmıştır...alacaklı şirkete bakiye cari hesap da dahil olmak üzere eksik ödemesi bulunmamaktadır." şeklindeki beyan ile alacaklı ile aralarındaki hukuki ilişki kabul edilip ödeme olgusuna dayandırıldığına göre artık takip dayanağı belgenin İİK'nın 68/1. maddesindeki belgelerden olması aranmaz. Çünkü, anılan maddede yazılı belgelerle ispatlanacak olan hukuki ilişki borç olup, bu husus da kabul edildiğine göre ayrıca ispatına gerek bulunmamaktadır. Bu ilke HGK'nın 01/12/1985 tarih ve 1984/12-257 E.-984 K. sayılı kararında da aynen benimsenmiştir. O halde, Mahkemece borçlunun kabulünde olan ödeme olgusu ve yine ispat yükünün borçluya geçtiği, borçlunun ödeme iddiasını ispat etmesi gerektiği hususları dikkate alınarak, borçlunun ödeme iddiasına ilişkin belge sunmadığı gözönünde bulundurularak borçlu ...Danışmanlık Pazarlama ve Tic.Ltd.Şti. yönünden itirazın kaldırılması talebi kabul edilmesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. 2-Alacaklının temyiz itirazlarının borçlu ... yönünden incelenmesinde; Takip dayanağı kira sözleşmesini davalı borçlu ... müteselsil kefil olarak imzalamıştır. Ne var ki, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK’nun 583. maddesinde “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz” düzenlemesi bulunmakta olup, anılan yasa az önce yukarıda belirtildiği üzere kefaletin geçerli olması için kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumumda bu sıfatla ve bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğunu öngörmüştür. Öte yandan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.05.2006 tarih ve 2006/6-346 E., 2006/300 Karar sayılı ilamından anlaşıldığı üzere kira süresinin, TBK 347. maddesi gereğince uzadığı hallerde, uzayan kira süresi bakımından kefilin sorumluluğunun devam edebilmesi için; kefilin sorumluluğunun uzayan dönem için devam edeceğinin sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olması yanında kefilin uzayan dönemdeki sorumluluğunun azami hangi süreyle ve hangi miktarla sınırlı olacağının sözleşmede açıkça gösterilmiş olması da şarttır Öte yandan; aynı kanunun 584. maddesinde “Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.” düzenlemesi yer almakta olup kira sözleşmesi tarihi itibariyle davalı borçlunun evli olması halinde eşin rızasının da bulunması gerektiği dikkate alınmalıdır. Borçlu ... yönünden davaya konu kira sözleşmesi, kanunun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlendiğinden, sözleşme içeriğine göre, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunun 347., 583. ve 584. maddelerinde yer alan düzenlemeye uygun bir kefalet sözleşmesinin mevcut olup olmadığı araştırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Alacaklının temyiz isteminin yukarıda açıklanan gerekçelerle kabulü ile, yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 64. Hukuk Dairesinin 10.10.2025 tarih ve 2025/421 E.-2025/394 sayılı kararının KALDIRILMASINA,

İstanbul 13. İcra Hukuk Mahkemesinin 30.01.2024 tarih ve 2023/458 E.-2024/97 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.03.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. Kira alacağına dayalı ilamsız icra talebinde takibe dayalı kira sözleşmesinin 7.maddesinde aylık kira bedeli kiracının elde edeceği günlük Z raporları dikkate alınarak yapılacak hesaplama ile belirleneceğinin yazılı olduğu, aylık kira miktarının kira sözleşmesi ile belirlenemediği görülmektedir. Alacaklının takip talebinde bakiye kira bedeli istediği, borçlunun eksik kira ödemesi olmadığını itiraz olarak ileri sürerek borca itiraz etmiş olup, alacaklı bakiye kira alacağını kira sözleşmesi ile ispat edemediğinden kira miktarı belirsizdir. Borçlu tarafından ikrar edilmiş bir bedel de bulunmadığı görülmekte olup kira alacağının varlığı ve miktarı yargılamayı gerektirdiğinden itirazın kaldırılması ve tahliye isteminin icra mahkemesince reddi ve bu karara ilişkin istinaf isteminin esastan reddi isabetlidir. Bu nedenle kararın onanması görüşünde olduğumdan bozma yönündeki çoğunluk görüşüne katılamıyorum.03.03.2026

Atıf: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2026/421, K. 2026/1495, T. 03.03.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-12-hukuk-dairesi-2026-421-e-2026-1495-k-b75a4a4fa4d8