Yargıtay · 12. Hukuk Dairesi

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/2764 E. 2025/4610 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
12. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/2764
Karar No
2025/4610
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki asıl ve birleşen dava dosyasındaki davalı/alacaklı banka tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Temyiz incelemesinin murafaalı yapılmasına işin ivediliği ve niteliği nedeniyle 5311 Sayılı Kanunla değişik İİK'nın 366. maddesi hükmü uygun bulunmadığından bu yöndeki isteğin reddine oy birliği ile karar verildikten sonra işin esası incelendi: İİK’nın 363/4. maddesinde; “istinaf yoluna başvuru satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz. İİK’nın 364/3. maddesinde ise; temyiz yoluna başvurma satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz.” hükmü düzenlenmiştir. Ayrıca, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takiplerde İİK’nın 149/a-2. fıkrası hükmünde de; icra mahkemesinin icranın geri bırakılma isteminin reddine ilişkin kararına karşı istinaf yoluna başvuran borçlu veya üçüncü şahıs, takip konusu alacağın yüzde on beşi nispetinde teminat yatırmadığı takdirde satışın durmayacağı da yer almaktadır. Asıl ve birleşen dosyadaki şikâyetçi borçluların icra mahkemesinden talebi, İİK’nın 150/e maddesi gereğince takibin düştüğüne ilişkin olup, şikâyet niteliğindedir. İcra mahkemesinin bu şikâyetle ilgili olarak verdiği karara karşı istinaf yoluna başvurulması İİK’nın 363/4. maddesine göre satışı durduracağından, istinaf yoluna başvuru sonrası yapılan ihalelerin bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesince feshine karar verilmesi usul ve yasaya uygundur. Şikâyetçi borçluların takibe konu ipoteklerin fekki talebiyle icra mahkemesinde açtıkları davanın Bölge Adliye Mahkemesince görevli olmaması nedeniyle usulden reddine karar verildiği, kararın borçlular tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2023/8208 E.-2024/1101 Karar sayılı ilamı ile “Bölge Adliye mahkemesince de benimsenen istemin genel mahkemede yargılamayı gerektirdiğine dair gerekçeye göre, İİK’nın 153. maddesi kapsamında icra mahkemesinin görevine giren bir uyuşmazlık bulunmadığından şikâyetin reddi yönünden hüküm tesisi gerekirken yazılı şekilde usulden reddine karar verilmesi hatalıdır. Ancak sonuçta istem reddedildiğinden, sonucu doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekmiştir." gerekçesi ile şikayetçi borçluların temyiz itirazlarının reddi ile sonucu doğru Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verildiği görülmektedir. İİK'nın 153. maddesi hükmü ipotek alacaklısının icra takibi yapmamış olması hali içindir. Anılan hüküm ipotekle temin edilmiş ve vadesi gelmiş bir alacağın alacaklısı gaip olur veya yerleşim yeri (adresi) bilinmez veya borcu (alacağı) almaktan ve ipoteği çözmekten kaçınır ise Kanun, borçluya borcunu icra dairesine yatırmak suretiyle ipoteğin kaldırılmasını (terkinini) sağlamak imkânı vermiştir. Eğer ipotek alacaklısı banka, somut olayda olduğu gibi borçlulara karşı ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapmış ise borçlu (veya ipotekli taşınmaz maliki üçüncü kişi ) borcu (faiz ve giderleri ile birlikte) icra dairesine ödemek suretiyle, icra dairesinden ipoteğin kaldırılması için tapu sicil müdürlüğüne yazı yazılmasını isteyebilir. Takip konusu borcun (ve ferilerinin) tamamen ödenmesi halinde ipoteğin kaldırılması icra takibinin doğal sonucu olduğundan bu halde ipoteğin kaldırılması için (İİK'nın 153’üncü maddesine göre) icra mahkemesine başvurulmasına gerek yoktur. (Kuru, Baki, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013 s.1032). Şu hale göre ancak genel mahkemelerin konusuna giren bir dava sırf icra mahkemesinde açılmış olması nedeniyle şikâyet olarak nitelendirilemez. Bu taleple ilgili olarak Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz edilmiş olması, İİK’nın 364/3. maddesi uyarınca satışı durdurmayacağından borçluların bu nedenle de ihalenin feshi talebinin reddi kararı usul ve yasaya uygun olup onanmalıdır. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre asıl ve birleşen dava dosyasındaki davalı/alacaklı bankanın yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 Sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 Sayılı HMK'nın 370. maddeleri uyarınca ONANMASINA, alacaklıdan harç alınmasına yer olmadığına, 17.06.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. Sn. Üye ...'ın Karşı Oy Yazısı: İİK’nın 363/4. maddesinde; “İstinaf yoluna başvuru satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz…” İİK’nın 364/3. maddesinde; “Temyiz yoluna başvurma, satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz.” İİK’nın 149/a-1-2 maddesine; “İcranın geri bırakılması hakkında 33 üncü maddenin 1, 2 ve 4 üncü fıkraları uygulanır. İcra mahkemesinin geri bırakılma isteminin reddine ilişkin kararına karşı istinaf yoluna başvuran borçlu veya üçüncü şahıs, takip konusu alacağın yüzde onbeşi nispetinde teminat yatırmadığı takdirde satış durmaz…” şeklindedir. Somut olayda; İstanbul 27. İcra Hukuk Mahkemesinin 27.04.2023 tarih 2023/46 Esas ve 2023/262 Karar sayılı kararına konu şikayette borçluların alacaklı bankayla karşılıklı mutabakat nedeniyle taahhütte bulundukları, tüm taahhütlerini eksiksiz yerine getirmelerine rağmen banka tarafından ipoteğin kaldırılmadığını, aksine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçildiğini belirtir nedenlerle takibin ve icra emrinin iptali ile ipoteğin fekki istemiyle şikayette bulundukları, bu şikayetin aynı mahkemece tefrik kararıyla ayrılarak takibin iptali yönünden ayrı esasa kaydedildiği, ipoteğin fekkine yönelik kısım yönünden ise görevsizlik nedeniyle usulden ret kararı verildiği, bu karara karşı borçluların istinaf yoluna başvurduğu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 20. Hukuk Dairesinin 2023/2405 Esas ve 2023/2890 Karar sayılı kararıyla “…İcra mahkemesinin görevli olmaması nedeniyle usulden ret” kararı verildiği, bu kararın da aynı borçlular tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 08.02.2024 tarih, 2023/8208 Esas ve 2024/1101 Karar sayılı kararıyla “…Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, HMK’nın 114 ve 115/2. maddeleri gereğince İcra Hukuk Mahkemesinin görevli olmadığı belirtilerek talebin usulden reddine karar verilmiş ise de; Bölge Adliye Mahkemesince de benimsenen, istemin genel mahkemede yargılamayı gerektirdiğine dair gerekçeye göre, İİK’nın 153. maddesi kapsamında icra mahkemesinin görevine giren bir uyuşmazlık bulunmadığından “şikayetin reddi” yönünde hüküm tesisi gerekirken yazılı şekilde şikayetin “usulden reddine” karar verilmesi hatalıdır. Ancak sonuçta istem reddedildiğinden, sonucu itibariyle doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerektiği…” şeklinde karar verildiği görülmüştür. HMK’nın 167. maddesinde; “Mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş DAVALARIN ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir…” hükmünü içermektedir. Şikayet, hukuki niteliği itibariyle bir dava değildir. Dava, klasik tanımıyla subjektif bir hakkın ihlâli, inkârı yahut tehlikeye düşürülmesi durumunda bu ihlâlin, inkârın veya tehlikenin bertaraf edilmesi maksadıyla mahkemeye başvurmakla başlayıp hükmün kesinleşmesiyle sona eren süreçtir. Şikayet müessesinde özel hukukun tanımış olduğu bir hakkın esasına ilişkin bir tartışma yapılmamaktadır. Ayrıca dava iki taraf sistemine göre kurulur. DAVADAN bahsedilebilmesi için her şeyden önce bir karşı tarafın olması gerekir. Hâlbuki şikayete başvurulduğunda hakkın yerine getirilmesinin istenildiği bir karşı taraf esas itibariyle yoktur. Şikayet kendine özgü bir hukuki çaredir. Hukuki çare ile bir hakkın gerçekleşmesini sağlayan hukuki başvuru imkanları ifade edilmektedir. Aslında icra mahkemesinin yaptığı şey icra dairesinin yaptığı işlemleri denetlemekten ibarettir. Somut olay kısmında anlatılan öykülemeye göre şikayetçilerin ihalenin feshi sebebi olarak ileri sürdüğü hususlar niteliği itibariyle şikayettir. İcra hukukunda şikayetlerde dava niteliği olmadığından TEFRİK kararı da verilemez. Bu yönüyle şikayetin tefrik edilmesi usul ve yasaya aykırı ise de temyizin konusu bu şikayet olmadığından eleştirilmekle yetinilmiştir. Şikayetçiler belirtilen tüm bu sebeplerle İİK’nın 363/4 ve 364/3. maddeleri gereğince ihalenin feshini istemiş, İlk Derece Mahkemesince ihalenin feshi isteminin reddi ile şikayetçiler aleyhine ihale bedelinin %1’i oranında para cezasına hükmedilmiş, İstanbul 27. İcra Hukuk Mahkemesinin 2023/46 Esas ve İstanbul 19. İcra Hukuk Mahkemesinin 2023/653 Esas sayılı ile şikayette (tefrik nedeniyle) bulunduklarını, şikayet sonucu verilen İlk Derece kararlarına karşı istinaf/temyiz yoluna başvurulduğunu belirterek İİK’nın 363/4 ve 364/3. maddeleri uyarınca takibe yönelik itiraz ve şikayetler kesinleşmeden satışa gidilemeyeceğinden ve toplu ipoteğe konu taşınmazların tamamı yönünden satış istenmediğinden bahisle kararı istinaf etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince İstanbul 19. İcra Hukuk Mahkemesinin 2023/653 Esas sayılı dosya şikayeti (tefrik) nedeniyle dosya istinafta iken ihalenin yapıldığı gerekçesiyle İİK’nın 363/4. maddesi uyarınca ihalenin feshine karar verilmiş, İstanbul 27. İcra Hukuk Mahkemesinin 2023/46 Esas sayılı ipoteğin fekkine yönelik şikayet (tefrik) sonucu verilen kararın temyiz incelemesinin ise ihalenin yapılmasına engel oluşturmayacağı gerekçesiyle bu yöndeki ihalenin feshi istemini kabule değer bulmamıştır. İİK’nın 153. maddesine dayalı olarak icra mahkemesinden ipoteğin kaldırılması istemi şikayet olarak nitelendirilmiş olup Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin öteden beri istikrarlı içtihatlarında da “ŞİKAYET” tabiri ve vurgusu yapılarak hüküm tesis edilmiştir (Zira İİK Şerhi 3. Cilt M.Oskay, A.Deynekli, C.Koçak, A. ... s.3745-3749 arasında bahsi geçen içtihatlar da benzer niteliktedir.). İpotekli takiplerde İİK’nın 149/a maddesinde sayılan istisnai hal dışında İİK’nın 363/4 ve 364/3. maddeleri uyarınca takip hukuku nedeniyle yapılan tüm itiraz ve şikayetlerde istinaf ve temyiz yoluna başvuru satış işlemleri kanunen durur. Bu husus kanunun emredici bir hükmü olup kamu düzeni nedeniyle yargılamanın her aşamasında re’sen dikkate alınır. Yukarıda belirtilen nedenlerle; İstanbul 27. İcra Hukuk Mahkemesinin 2023/46 Esas sayılı kararına konu şikayetle ilgili karar temyiz aşamasında iken ihalenin yapılması İİK’nın 364/3. maddesi kapsamında değerlendirilerek bu nedenle de ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken özünde tek şikayet olduğu halde tefrik kararıyla sadece İstanbul 19. Hukuk Mahkemesinin 2023/653 Esas sayılı dosyasında bulunan satış avansının peşin olarak yatırılmaması nedeniyle İİK’nın 150/e maddesine dayalı takibin iptaline yönelik şikayetin istinaf incelemesi devam ettiğinden İİK’nın 363/4. maddesi uyarınca satış duracağından bu nedenle ihalenin feshine karar verilmesi ile yetinilmesi isabetsiz ise de temyiz edenin sıfatı dikkate alındığında; "Aleyhe bozma yasağı" ilkesi de gözetilerek bu husus bozma nedeni olarak görülmemiştir. "Aleyhe bozma yasağını" açıklamak gerekirse; taraflardan yalnız birinin temyiz etmiş olduğu hükmün temyiz eden tarafın aleyhine bozulamayacağını ifade eden aleyhe bozma yasağı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 307/4 üncü maddesinde açıkça hükme bağlanmış ise de hukuk yargılaması yönünden bu hususa ilişkin açık bir mevzuat hükmü bulunmamaktadır. Bununla birlikte, Yargıtayın yerleşik uygulamasında hükmün temyiz edenin aleyhine bozulması hâlinde, hükmü temyiz etmemiş olan diğer taraf lehine karar verilmiş olacağı, bu durumun hâkimin tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı olduğu, talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar veremeyeceği ilkesine aykırı düşeceği (6100 sayılı Kanun md. 25 ve 26) ve usulî kazanılmış hakların zedeleneceği yaklaşımı ile aleyhe bozma yasağının hukuk usulünde de geçerli olacağı, kamu düzenine ilişkin hususlar hakkında aleyhe bozma yasağından, hüküm bakımından ise aleyhe hüküm verme yasağından bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir. "Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 Sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 Sayılı HMK'nın 370. maddeleri uyarınca ONANMASINA..." şeklindeki çoğunluğun görüşüne sonucu itibariyle katılıyorum. Lakin "Temyiz edenin sıfatına göre" açıklaması yazılmak suretiyle karar oluşturulması gerektiğinden, bu ibarenin yazılmamasından ötürü Dairemizin sayın çoğunluğunun kararına katılamıyorum.17.06.2025

Atıf: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2025/2764, K. 2025/4610, T. 17.06.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-12-hukuk-dairesi-2025-2764-e-2025-4610-k-e8f1a21f2269