Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/1824 E. 2025/6584 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/1824
- Karar No
- 2025/6584
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1660 Esas, 2024/1956 Karar HÜKÜM: Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/251 E., 2022/168 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin 31.03.2006 tarihinde mevcut ticaret unvanı ile kurulduğunu, o tarihten beri faaliyetlerini sürdürdüğünü, müvekkilinin ayrıca "..." ibaresini içeren 2006/38599, 2011/97691, 2015/31510, 2017/78695 sayılı markalarının da bulunduğunu, davalı tarafından müvekkili ticaret unvanı ile iltibas oluşturacak şekilde "..." ibaresi altında faaliyette bulunulduğunun tespit edildiğini, bu durumun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca haksız rekabet oluşturduğunu, müvekkili markalarının seri marka niteliğinde olduğunu ve bu ibarenin başka bir kişi tarafından kullanılmasının, müvekkili markalarının tanınmışlığına zarar vereceğini, müvekkilinin 2006 yılında kurulmuş iken, davalının 2013 yılında kurulduğunu, davalının kötüniyetli olduğunu, TTK'nın 50. ve 52. maddelerine göre iltibasa yol açan bu durumun giderilmesi için davalının ticaret unvanından "..." ibaresinin terkin edilmesi gerektiğini ileri sürerek haksız rekabetin önlenmesine, davalının ticaret unvanından "....." ibaresinin terkinine, "www....com" adlı web sitesinin davalı adına sicilden silinmesine ve müvekkili adına kaydedilmesine ve hükmün ilânına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili Şirketin 2013 yılında kurulduğunu, davanın ise 2021 yılında açıldığını, dolayısıyla haksız rekabet davasının TTK'nın 60. maddesi uyarınca zaman aşımı nedeniyle usulden reddinin gerektiğini, müvekkilinin 2013 yılından bu yana "..." ibaresini kullandığını, ticaret unvanlarının ticaret siciline tescil edilmek zorunda olmaları ve tescilin olumlu etkisi nedeniyle davacı tarafın tescil ve ilan edilmiş ticaret unvanını bilmediğine ve yeni öğrendiğine dair iddiasının dinlenmeyeceğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26.02.2020 tarihli ve 2017/11-27 E. ve 2020/225 K. sayılı ilamında ticaret unvanlarının korunmasına ilişkin davalarda da sessiz kalma yoluyla hak kaybı uygulamasının kabul edildiğini, haksız rekabeti bilen ve bilebilecek durumda olan hak sahibinin, haklı bir sebep olmaksızın bu duruma uzun süreler sessiz kalmışsa, artık haksız rekabete dayalı dava haklarını kullanamayacağını (İÜHF Ticaret Hukuku Anabilim Dalı, Yürürlüğünün 5. Yılında ve Yargıtay Kararları Işığında Türk Ticaret Hukuku Sempozyumu, ‘’Haksız Rekabet ve Yargıtay Kararları’’, İstanbul 2018, s.23.), 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 25/6 hükmünde yer alan 5 yıllık hak düşürücü süreden sonra açılmış olan bu davada, sessiz kalma sebebiyle hak kaybının gerçekleştiğini, tarafların müşteri kitlelerinin de farklı olduğunu, davacının ayırdediciliğine zarar gelmediğini, davacının tanınmış olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, tarafların ticaret unvanları arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak ayniyet oluştuğu, faaliyet alanlarının da benzer olduğu, bu nedenle tarafların ticaret unvanlarının arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, davalıya ait dava konusu ticaret unvanının, 21.05.2013 tarihinde tescil edildiği, tür değişikliğinin ise 29.01.2014 tarihinde tescil edildiği, davanın ise 09.02.2021 tarihinde açıldığı, tescil tarihi ile dava tarihi arasında yaklaşık 7 yılın bulunduğu, Yargıtay Hukuk genel Kurulu’nun 26.02.2020 tarihli ve 2017/11-27 E. 2020/225 K. sayılı kararında sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin ticaret unvanları yönünden açılacak davalarda da söz konusu olduğunun belirtildiği, aynı zamanda SMK'nın 29. maddesi uyarınca davacıya ait markalar ile davalıya ait ticaret unvanı arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, burada da ticaret unvanının tescil tarihi ile dava tarihi arasındaki 7 yıllık sürenin sessiz kalma yoluyla hak kaybı oluşması için yeterli olduğu, davalıya ait www.....com internet alan adının 04.12.2013 tarihinde tescil edildiği, internet alan adının tescil tarihi ile dava tarihi arasındaki 7 yıldan fazla sürenin sessiz kalma yoluyla hak kaybı oluşması için yeterli olduğu, sessiz kalma yoluyla hak kaybı nedeniyle davanın reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, TTK'nın 50, 52... vd maddeleri uyarınca haksız rekabetin önlenmesine, davalının ticaret unvanından "...." ibaresinin terkinine, "www.....com" adlı web sitesinin davalı adına sicilden silinmesine ve müvekkili adına kaydedilmesine, hükmün ilânına karar verilmesi istemlerine ilişkin olup; uyuşmazlık, dava konusu talepler bakımından davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 04.11.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.