Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/5880 E. 2025/5432 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/5880
Karar No
2025/5432
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1277 Esas, 2024/1348 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/1129 E., 2021/369 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 09.09.2025 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkiline ait tesisteki makinaların davalı tarafından sigortalandığını, sigortalanan makinalar arasında yer alan 20 06... çap boru profil hattı (poliçe teminatı 500.000,00 USD) ile 20 06... çap boru profil hattının (poliçe teminatı 1.100.000,00 USD) arızalandığını, üretimin durması üzerine 76 çap boru profil makinası yerine 06.04.2018 tarihinde 106.200,00 USD, 127 çap boru profil makinası yerine 25.05.2018 tarihinde 129.800,00 USD bedelle yenilerinin satın alındığını, davalıya yapılan başvurunun, 127 çap boru profil makinası yönünden makinanın 20 yaş üstü olduğu gerekçesiyle reddedildiğini, 76 çap boru profil makinası yönünden ise 30.10.2019 tarihinde 23.000,00 USD ödeme yapılarak kısmen karşıladığını, oluşan zararın tamamının poliçe teminatı içerisinde olduğu ileri sürülerek fazlaya ilişkin haklar saklı olmak üzere 10.000,00 USD’nin 22.05.2018 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca uygulanacak faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

2.Davacı vekili 18.01.2021 tarihli dilekçesi ile; talebini toplam 170.000,00 USD'ye çıkardığını ve tazminatın 10.000,00 USD'lik kısmına 22.05.2018, 160.000,00 USD'lik kısmına ise 18.01.2021 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun uyarınca yabancı para alacakları için faiz uygulanmasını talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; öncelikle davaya konu makineye ilişkin teminat verilmediğini, zaten işbu makinenin 20 yaşından büyük model olması sebebi ile teminat dışında kalacağını ayrıca dava dilekçesinde de belirtildiği üzere ‘’söz konusu makinenin sık sık arıza verdiği ve söz konusu makinenin toplama bir makine olması sebebiyle’’ mutad olarak değiştirildiği bilindiğinden mutad kullanım sonucu meydana gelen hasarlarının da teminat dışında olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla poliçe mal sigortası türü olduğundan sigortacının gerçek zararı ödeme yükümlülüğü bulunmadığını, davacının talep etmiş olduğu miktar fahiş olup öncelikle gerçek zararın tespiti gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile poliçede 76’lık boru profil makinasının 2006 yılı üretimi olduğunun belirtildiği, poliçedeki bu tespitin aksinin sigorta şirketi tarafından ispatlanması gerektiği, sigorta şirketinin makine üzerindeki yüzlerce parçadan biri olan İtalyan yapımı ... marka redüktörün 1975-1985 arası üretildiği gerekçesiyle makine yaşının da 20 üzeri olduğunu savunmuş ve sigorta tazminatını ödemeyi reddetmiş ise de redüktörün, boru profil hattı içerisinde ana motordan bağımsız, ana motor ile aynı marka olması gerekmeyen, bozulduğunda her an değiştirilebilen (sarf malzemesi) yardımcı bir eleman olduğu, redüktörün değişebilen sarf malzemesi olması dikkate alınarak boru profil makinesinin yaşının tespitinde tek başına delil olmayacağı, poliçedeki kaydın aksinin ispatlanamadığı ve hasarlanan makinenin 2006 üretim yılı yaşında olduğu, bu hasar nedeniyle 92.828,69 USD sigorta tazminatının davacıya ödenmesi gerektiği, 127’lik Boru Profil Makinesinde meydana gelen hasar yönünden makineye ait kaynak grubunun 90.000,00 USD+KDV ile alınan yenisi ile değiştirildiği, makinedeki hasarın 79.585,52 USD, sovtaj değerinin ise 2.751,31 USD olarak hesaplandığı, sigorta şirketi tarafından hasarlanan makinenin aynı marka ve modelinin bulunmadığı gerekçesiyle zarardan %40 teknoloji farkı indirimi yapılmış olmakla birlikte bunun makine kırılması genel şartlarının 14. maddesine aykırı olduğu, bu hasar nedeniyle bakiye 90.571,02 USD sigorta tazminatının davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesi ile davanın kabulü ile 170.000,00 USD’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, hükmedilen tutarın 10.000,00 USD kısmına 22.05.2018 tarihinden ve 160.000,00 USD'lik kısmına ise 18.01.2021 tarihinden itibaren Devlet Bankalarının USD ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranının uygulanmasına karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, sigorta bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe 1. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin karara yönelik davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan HMK’nın 107. maddesinde (7251 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki hâlinde) yer alan; "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.

(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.

(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." şeklindeki hüküm ile belirsiz alacak davası düzenlenmiştir. Hükümet tasarısında yer almayan bu madde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından esasen baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacakla ilgili hak arama durumunda olan kişinin, hukuk sisteminde karşılaştığı güçlüklerin bertaraf edilerek hak arama özgürlüğü çerçevesinde mümkün olduğunca en geniş şekilde korunmasının sağlanması gerekçesi ile ihdas edilmiş ve kanunlaşmıştır. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Bu kriterler, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacının kendisinden beklenememesi, bunun olanaksız olması ve açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir. Bir talep konusunun belirli olup olmadığının her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi ve sonuca gidilmesi daha doğru olacaktır. Mevcut durum itibariyle 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un (7251 sayılı Kanun) 7. maddesi ile HMK’nın 107. madde başlığı “Belirsiz alacak davası”; 2. fıkrası “(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.” şeklinde değiştirilmiş; maddenin 3. fıkrası ise yürürlükten kaldırılmıştır. Alacağın yalnızca bir bölümü için açılan davaya kısmi dava denir. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukukî ilişkiden doğmuş olması ve alacağın şimdilik belirli bir kesiminin dava edilmesi gerekir. Diğer bir söyleyişle, bir alacak hakkında daha fazla bir miktar için tam dava açma imkânı bulunmasına rağmen, alacağın bir kesimi için açılan davaya kısmi dava denir. Kısmi dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmi dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekmez. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu anlaşılıyor ve istem bölümünde "fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması” ya da “alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş ise, bu husus, davanın kısmi dava olarak kabulü için yeterli sayılmaktadır (Pekcanıtez, Hakan: Medeni Usul Hukuku, C. II, İstanbul 2017, s. 1000).

Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) açıkça kısmi dava düzenlenmediği hâlde, söz konusu Kanun'un yürürlükte olduğu dönemde de kısmi dava açılması mümkün bulunmaktaydı. Çünkü alacak hakkının bir bölümünün dava edilip geriye kalan kısmının ikinci bir dava ile istenmesini engelleyen bir hüküm bulunmamaktaydı. Kısmi dava, HMK'nın 109. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında; talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmının da dava yoluyla ileri sürülebileceği hükme bağlanmıştır. İkinci fıkrasında ise, talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamayacağı belirtilmişti. Ancak dava tarihinden sonra 109. maddenin ikinci fıkrası 01.04.2015 tarihli ve 6444 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığından artık talep konusunun taraflar arasında tartışmasız veya belirli olması hâlinde de kısmi dava açılması mümkün hâle gelmiştir. Mevcut durum itibariyle HMK’nın 109. maddesi “(1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.

(2) (Mülga: 1/4/2015-6644/4 md.)

(3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” şeklinde düzenleme altına alınmıştır. Davacı vekili, dava dilekçesinde konu kısmında talebini ''Belirsiz Alacak-Fazlaya dair tüm haklarımız saklı kalmak ve Mahkemenizce yapılacak inceleme sonucu belirlenecek bedel üzerinde ıslah etmek hakkımız saklı kalmak üzere; müvekkil şirketin hasarının tespiti ve söz konusu tazminatın davalı ... şirketinden alınarak ticari temerrüt faiziyle birlikte müvekkile ödenmesine karar verilmesi talebidir'' şeklinde nitelendirmiş, dava dilekçesi içeriğinde '' ..fabrikanın ana unsuru olan bu makinelerin bozulması, fabrikadaki tüm üretimin durdurulmasına neden olmuştur. Bu ise, müvekkil şirketin fiilen kapanması anlamına geleceği için, aynı işlevi görecek yeni makine arayışına derhal girişilmiştir. Müvekkil şirket, hasar uğrayan 127'lik kaynak makinesi yerine 25.05.2018 tarihinde 129.800,00 USD, hasara uğrayan 76'lık kaynak makinesi yerine 06.04.2018 tarihinde 106.200,00 USD bedelle, yenilerini/yeniden satın almak zorunda kalmıştır. '' şeklinde açıklamada bulunmuş, dilekçenin sonuç ve istem kısmında ise ''davanın kabulüne, davalıdan fazlaya dair her türlü hakkımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 USD'nin (ve ayrıca ileride ıslah edeceğimiz ilave edeceğimiz bedele kadar olan kısmının) 22.05.2018 (sonuncusunun hasar tarihi ertesi) gününden itibaren ödeme tarihine kadar, 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre hesaplanacak faizi ile ödeme tarihinde TCMB döviz satış kuru üzerinden tahsili ile müvekkile ödenmesine'' karar verilmesini talep etmiştir. Yargılama sürescinde dosyaya kazandırılan bilirkişi raporunda davacı şirketin iki yeni makineyi 236.000,00 USD bedelle satın aldığı, makineler için ödediği bu bedellerin piyasa rayicine ve olayın oluşuna, temin süresine uygun olduğu yönünde görüş bildirilmiş ve bu miktar muafiyet ve sovtaj bedeli hesaplaması yapılmıştır. Davacı vekili ''ıslah'' konulu dilekçesinde ise ''Açıklandığı üzere davalı ile imzalanan poliçeden kaynaklanan işbu belirsiz alacak davamızda, bilirkişi raporu ile dava değeri öngörülebilir bir hale gelmekle davanın değerini 160.000,00 USD (Amerikan Doları) ilavesiyle toplam 170.000,00 USD'ye yükselttiğimizi (davayı ve değerini bu surette ıslah ile artırdığımızı) ve böylece davamızın 10.000,00 USD'lik kısmına 22.05.2018 tarihinden itibaren, 160.000,00 USD'lik kısmına ise 18.01.2021 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'a göre yabancı para alacaklarına uygulanacak faizi ile tahsiline karar verilmesini talep ediyoruz'' şeklinde beyanda bulunmuştur. Dolayısıyla, davacının hasarlanan makineler yerine piyasadan temin ettiği makinelerin bedeli ile poliçe genel ve özel şartları gereğince bu miktara uygulanacak muafiyet ve sovtaj oranları açıkça belli olup davalıdan tahsili talep edilen miktarın belirlenebilir nitelikte olduğunun, yani davacının dava açarken dava konusu alacağın miktarını belirleyebilmesi için uhdesinde gerekli veri ve bilgilerin bulunduğunun kabulü zorunludur. Hâl böyle olunca dava konusu edilen alacağın belirsiz alacak olmadığı açıktır. Dava belirsiz alacak davası olarak açılmasına rağmen alacağın belirli olduğu sonucuna ulaşıldığından somut olayda belirsiz alacak davasının koşulları bulunmamakta ise de; alacağın tartışmasız veya belirli olması hâlinde kısmi dava açılamayacağına ilişkin HMK'nın 109. maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmış olması, yeni düzenleme ile dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılmasının talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmeyeceğinin belirtilmiş olması, belirli alacaklar için de artık kısmi dava açılmasının mümkün hâle gelmesi ve davacının alacağının bir kısmını dava ettiğinin dava dilekçesi içeriğinden anlaşılması karşısında davanın kısmi dava olarak görülmesi için gerekli koşulların somut olayda bulunduğu nazara alındığında davanın kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılması gerekir. Buna göre, Mahkemenin hasarlanan kaynak makinelerinin aynı marka ve modelin üretiminin bulunmadığı sabit olduğundan davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının HMK'nın 107. maddesine uygun olduğu, belirsiz alacak davasında zamanaşımı, davanın ikamesi anına göre değerlendirileceğinden ıslahla arttırılan kısım bakımından zamanaşımı def'inin bu sebeple reddi gerektiği şeklindeki gerekçesi isabetli olmayıp, davanın kısmi dava olarak kabul edilerek zamanaşımı def'inin de buna göre değerlendirilmesi gerektiğinden hükmün temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.

VI. SONUÇ: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1 hükmü uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 17.09.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

HMK.107/1. madde hükmü uyarınca, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. Somut olayda davacı dava dilekçesinde alacağını belirsiz alacak olarak açtığını açıkça belirtmiş olup, meydana gelen riziko sonucu oluşan zararın ve sovtaj bedelinin belirlenmesi gerekeceğinden ve bununda yapılan tahkikat sonucu ortaya çıkacağından davanın belirsiz alacak olarak açılmasında usul ve yasaya aykırı yön bulunmadığından İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin bulunmamasına göre, Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılmamaktayız.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/5880, K. 2025/5432, T. 17.09.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2024-5880-e-2025-5432-k-ba06b800ab3b