Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2023/5 E. 2024/2573 K. – İtirazın İptali

Konu: İtirazın İptali

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/5
Karar No
2024/2573
Karar Tarihi
Konu
İtirazın İptali

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/682 Esas, 2022/1177 Karar DAVALILAR : 1.... 2.... 3.... 4.... 5.... 6.... 7.Agaçkakan İnşaat Turizm San ve Tic. A.Ş. 8.Ağaçkakan Yatırım Organizasyonu ve Danışmanlığı Tic. Ltd. Şti. 9.Duruhan Yatırım Organizasyon Danışmanlık ve Turizm Tic. A.Ş. vekilleri Avukat ... HÜKÜM : Kısmen kabul Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararının, davalılar vekilince adli yardım istemli ve duruşmalı olarak temyizi üzerine; Dairemizin 27.05.2014 tarih, 2014/4363 E. ve 9841 K. sayılı ilamıyla davalıların adli yardım taleplerinin reddine, davalılar tarafından maktu temyiz harcı yatırılmış olması nedeniyle eksik harcın (nispi temyiz harcı) ikmalinin sağlanması için dosyanın mahkemesine geri çevrilmesine karar verilmiştir. Belirtilen Dairemiz geri çevirme kararının ifasına yönelik yerel mahkemece usulüne uygun şekilde muhtıra ve geri çevirme kararının davalılar vekiline 21.07.2014 tarihinde tebliğ olunması üzerine, davalılar vekilince 24.07.2014 tarihli dilekçeler sunulmak suretiyle Dairemiz geri çevirme kararına itiraz edildiği ve itirazın duruşmalı olarak incelenmek suretiyle her türlü temyiz harcından muaf tutulmak istendiği bildirilmesi üzerine; Dairemizin 2014/14117 E. - 15167 K. sayılı 15.10.2014 tarihli ilamıyla “6100 sayılı HMK'nun 336/3 üncü maddesi uyarınca, temyiz yoluna başvuru sırasında adli yardım talebi Yargıtay'a yapılacağından ve aynı Yasanın 337 nci maddesi gereğince davalılar vekilinin itirazın inceleme merciinin Yargıtay 20. Hukuk Dairesi olduğundan bahisle dosyanın ilgili Hukuk Dairesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 2014/10231 E. ve 20781 K. sayılı ve 18.12.2014 tarihli ilamıyla HMK 337/2 nci maddesi uyarınca davalıların itirazlarının kesin olarak reddine karar vermiştir. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin belirtilen red kararı sonrasında yerel mahkemece usulüne uygun olarak düzenlenen muhtıra ile “11.132.766,22 TL bakiye temyiz karar harcı ile 200.000,00 TL temyiz posta giderinin” ikmali istenmiş ve davalılar vekiline usulüne uygun şekilde muhtıra tebliği üzerine davalılar vekilince muhtıradan dönülmesi talep edilmiştir. Yerel mahkemece 10.02.2015 tarihinde verilen ek karar ile davalılar vekilinin isteminin reddine karar verilmesi üzerine, bu kez de davalılar vekilince müvekkillerinin ödeme gücünde sonradan ciddi bir azalma gerçekleştiğinden bahisle yeniden adli yardım talebinde bulunulmuştur. Yerel Mahkeme tarafından 2012/115 E., 2013/355 K. sayılı 03.03.2015 tarihli ek karar ile geçen bütün aşamalar özetlenerek, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin ilgili ilamıyla davalılar vekilinin adli yardım talebinin kesin olarak reddedildiği, dosyanın temyiz edilmiş sayılması ve Yargıtay 19. Hukuk Dairesine gönderilebilmesi için davalılar vekiline çıkarılan muhtıra gereğinin yerine getirilmediği, davalılar vekilince eksik temyiz harcı yatırılmadığından bahisle davalıların temyiz isteminden vazgeçmiş sayılmalarına karar verilmiş, bu ek karar davalılar vekilince süresinde temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle davalılar vekilinin adli yardım taleplerinin daha önce Yargıtay'ca incelenip reddine dair verilen kararın derecaattan geçerek kesinleşmiş olmasına, davalılar vekilinin 13.02.2015 tarihli dilekçesi ekindeki belgelerin HMK 337/2 nci maddesi bağlamında yeni bir sebep olarak değerlendirilmesinin dosya içeriğine göre mümkün bulunmamasına, davanın niteliği itibariyle davalıların harçtan muafiyetine ilişkin yasal bir düzenleme olmamasına, hükümde yer alan karar ve ilam harcının 1/4'ünün nispi temyiz harcı olarak davalılar tarafından yatırılması ve aksi takdirde 1086 sayılı Kanun'un 434 üncü maddesinin üçüncü fıkrası gereğince hükmün temyiz edilmemiş sayılacağına dair muhtıra usulüne uygun olup, davalılarca muhtırada belirtilen süre içinde nispi temyiz harcının ikmal edilmemesi nedeniyle yazılı şekilde hüküm tesisinde isabetsizlik bulunmamasına göre, yerel mahkemenin temyize konu 03.03.2015 tarihli ek kararının onanmasına karar verilmiştir. Bu kez davalılar vekili tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yapılan başvurusu sonrasında verilen kararla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Mahkemeye Erişim Hakkı'nın güvence altına alan 6 ncı maddesinin ihlal edildiğinin tespit edildiği ve kararın kesinleştiği, davalılar vekilince yargılamanın yenilenmesi talepli olarak yapılan başvurunun, Mahkemece 2012/115 E. sayılı dava dosyasında verilen ve 24.12.2015 tarihinde kesinleşen, 24.12.2013 tarih ve 2013/155 K. sayılı karara yönelik 6100 sayılı Kanun'un 374 üncü ve devamı maddeleri kapsamında bir başvuru olmadığı, başvurunun temyiz istemine ilişkin olduğu gerekçesi ile davalıların 12.10.2022 tarihli başvurularıyla bilirlikte dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir. Mahkeme kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 05.03.2024 günü hazır bulunan davalılar vekili Av. ... Büyükmeşe ile davacı vekilleri Av. ... ve Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; bankalarınca dava dışı Ora İst....A.Ş.'ye 01.11.2010 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi ve Ek Sözleşme ile 270.000.000,00 euro kredi kullandırıldığını, davalıların bu sözleşmelerde müşterek borçlu müteselsil kefil olup borcun tamamından bankalarına karşı sorumlu olduklarını, kredi hesabı sözleşme hükümleri uyarınca kat edilmiş; firma ve kefillerine Beyoğlu 36. Noterliğinden 16.03.2012 tarihinde 11760 y.no.lu muacceliyet ihtarnamesi gönderilip 20.03.2012'de tebliğ edilip, 7 günlük süre içerisinde ödeme yapılmaması üzerine alacaklarının muaccel hale geldiğini, alacaklarının tahsili için İstanbul 25. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/149 D.İş sayılı dosyasından iht.haciz kararı alınıp ve İstanbul 32. İcra Müdürlüğü 2012/5201 E. dosyası ile takip tarihi itibariyle toplam 652.112.638,73 TL üzerinden, 04.04.2012'de haciz yoluyla,ilamsız takibe başlanıldığını, davalıların itirazlarının haksız ve dayanaksız olduğu, alacağın muaccel olacağı an,tarafların anlaşması veya bir ihbar ya da kanun hükmü veya hukuki muamelenin mahiyeti ile belirlendiğini, bunlardan birisi yoksa BK.'nın 74 üncü md. göre alacak doğduğu anda muaccel olduğunu, bankalarıyla borçlular arasında akdedilen sözleşmenin 30 uncu maddesi "işbu sözleşme süresiz akdedilmiş olup, banka dilediği anda noter aracılığı ile veya iadeli taahhütlü mektupla veya telgrafla yapacağı bir ihbar ile bu sözleşmeyi feshetmek veya krediyi azaltmak veyahut tamamen kesmek ve ihbar tarihinden itibaren belirleyeceği zaman zarfında hesabın borç bakiyesinin bir kısmının veya tamamının ödenmesini istemek hakkına sahip olduğu gibi, protesto keşidesine, ihbarname gönderilmesine, kısacası hiçbir kanuni takip ve girişimin icrasına yer vermeksizin tüm alacağını faiz,komisyon,gider vergisi ve diğer masrafları ile beraber belirleyeceği süre içinde istemek hakkına da sahip olduğunu,müşteri ve kefiller bu isteği yerine getirmeyi kabul ve taahhüt ederler" hükmünü haiz olduğunu, söz konusu hüküm ile muacceliyetin, muacceliyet ihbarı ile husule geleceği kararlaştırıldığını, buna göre,bankalarının alacağını dilediği anda kat etme yetkisinin bulunduğu da açık olduğunu, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 02.04.2009 tarih, 2009/2116 E. ve 2660 K. sayılı kararında "Kredi sözleşmesinde bankaya tanınan, alacağını dilediği zaman kat etme yetkisi geçerlidir. Bu yetkiye istinaden çekilen hesap kat ihtarnamesi üzerine alacak muaccel olur." denildiği, bankalarınca 16.03.2012 tarihinde kredi hesabının kat'ı için ihtar çekildiği, hesabın kat'ına ilişkin ihtarname ile tanınan 7 günlük süre içerisinde borçlular tarafından herhangi bir ödeme yapılmaması üzerine alacaklarının muaccel hale geldiğini, kaldı ki taraflarla akdedilen 02.11.2010 tarihli ek sözleşmenin 4.14 üncü maddesiyle "Borçlu ve müşterek borçlu müteselsil kefiller projenin toplam yatırımının yatırım tutarını aşması durumunda toplam yatırım miktarının yatırım tutarına aşan kısmının tamamının öz sermaye ile finanse edileceği ve bu tutar kadar ek öz sermaye koyacaklarını, 4.12 üncü maddesiyle "Borçlunun işbu sözleşme GKS ve diğer sözleşmeler ve taahhütnamelerde yer alan maddelere aykırı hareket etmesi durumunda kredinin tamamının muaccel hale geleceğini, 6.11 inci maddesi ile "Banka tarafından atanan teknik danışmanın inşaatın projede kararlaştırılan aşamalarda veya inşaat sözleşmelerinde belirlenen niteliklere uygun gerçekleşmediğini tespit etmesinin temerrüt sebebi kabul edileceğini, 6.5 inci maddesi ile "3 üncü şahısları olan borçları yada potansiyel borçları sebebi bankaya karşı taahhütlerini yerine getirememe tehdit yada tehlikesini oluşması "hallerinin de temerrüt hali teşkil edeceği ve borcun muaccel hale geleceğini, tarafların bunu kabul ve taahhüt ettiklerini, davalı borçlunun temerrüdün oluşmadığına ilişkin itirazlarının yerinde olmadığı, sözleşme hükümlerine aykırı olarak borçlu firmanın projenin inşasının tamamlanması için öngörülen zaman ve tutara ilişkin taahhütlerine uymadığı, toplam yatırım miktarının aşıldığı,uyarılara rağmen yatırım tutarını aşan kısmın borçlu tarafından özsermaye ile finanse edilemediği ve sözleşme hükümlerine göre temerrüt halinin oluştuğu, borçluların malvarlıklarının eksiltme yoluna giriştikleri ve diğer alacaklılar tarafından icra takipleri başlatıldığı, itiraz edenlerin müteselsil kefil olduğu bankalarının kredi borçlusu Ora İst. Gayrimenkul Yatırım ve Geliştirme A.Ş. hakkında CCM Grup Trz. Org. Rek. Ltd. Şti. tarafında İstanbul 48. Asliye Ticaret Mahkemesi, Avrasya Dağ. ve Paz. Ltd. Şti. tarafından İstanbul 49. Asliye Ticaret Mahkemesi, Bahar Aydınlatma Ltd. Şti. tarafından Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi ve İstanbul 29. Asliye Ticaret Mahkemesi, Airfel Isıtma A.Ş. tarafından İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkmesi nezdinde ihtiyati haczi talebinde bulunulduğunu, firma hakkında İstanbul 11. İcra Müdürlüğü Avrasya Dağıtım, İstanbul 36. İcra Müdürlüğü SGE Mühendislik Ltd. Şti., İstanbul 27. İcra Müdürlüğü Novatel Hab. Çözümleri A.Ş. ve Novatel Elk. Hab. Ltd. Şti., İstanbul 4. İcra Müdürlüğü Uğur Yapı Malz. Ltd. Şti. ve İstanbul 11. İcra Müdürlüğü Eko Çeviri ve Dan. tarafından icra takibine başlanıldığını, firma hakkında 2011 Aralık ayından itibaren ihtiyati haciz kararları talep edilip, takipler yapıldığı, davalı borçlular tarafından da kabul edildiğini, banka ile yapılan yazışmalarda piyasa borçları nedeni ile haklarında icra takiplerinin başladığı ve yaklaşık 26 milyon Euroluk vadesi geçmiş piyasa borçları olduğu bildirildiğini,şirket ortakları ve kefil ... ile ...'a ait dairelerin 03.03.2012'de 3 üncü şahıslara satıldığını,taraflar arasındaki sözleşme koşulları uyarınca davalıların temerrüde düştüğünü ve banka alacağının muaccel olduğu, davalılarca itiraz edilen takiplerinde, %22,10 temerrüt faizi talep edildiğini, bu oranın 28.03.2012 tarihi itibarıyle bankalarında geçerli olan cari kısa vadeli ticari kredi faiz oranı olan %17'nin %30 fazlası olup,anılan sözleşme hükmüne uygun olduğu, davalıların temerrüt faiz oranının fahiş olduğuna ilişkin itirazlarının haksız olup, temerrüt tarihinden sonra işleyen faiz takip talebinde ayrı olarak gösterilmiş ve asıl alacağa eklenmediğini, alacak miktarı yasaya, sözleşmeye ve yerleşik kararlara uygun olduğunu, davalıların kefalet limitinin aşıldığını iddia etmişlerse de örneği sunulan Genel Kredi Sözleşmesinin 12-Kefalet başlıklı maddesinin (a) bendinde "Bu sözleşmenin sonunda imzası bulunan kefil veya kefiller, bankaya müşterinin bu kredi sözleşmesinden dolayı veya her ne sebeple olursa olsun gerek yalnız olarak,gerekse diğer kişilerle birlikte ve borçlandığı/borçlanacağı tutarları, imza bölümünde belirtilen miktara kadar müşterek borçlu/müteselsil kefil olarak tekeffül eder"hükmünü havi olup, kredi sözleşmesinin davalı imzalarının bulunduğu bölümünde "Kefil olunan Miktar:310.000.000 euro Yalnız Üçyüzonmilyon EUR" açıklaması yer aldığını, Genel Kredi Sözleşmesinin 5 inci maddesinin (s) bendi "Müşteri bu faiz, kur farkı, komisyon, ücret ve masraflara ilişkin vergiyi, fon kesintisini tahakkuk etmiş veya vergi dairesine ödenmiş olup olmadığına bakmaksızın Bankaya ödemeyi kabul ve taahhüt eder." hükümünü havi olup, Banka ve Sigorta Muamele Vergisine yaptıkları itirazlar da anılan hüküm karşısında haksız olup, açıklanan nedenlerle davalıların İstanbul 32. İcra Müdürlüğünün 2012/5201 sayılı dosyasına yaptıkları itirazlarının iptaline, takibin devamına, davalıların %40'tan aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkumiyetlerine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; MK'nun 2 nci maddesi aykırı olarak, hakkın kötüye kullanılması suretiyle,müvekkilerini temerrüde düşürmeye çalışıp, gabin unsurları içeren EK 14'te sunulu sözleşmeleri imzalatmaya çalışarak projeye el koyma amacında olduklarını, 26.03.2012 tarihli Beşiktaş 6. Noterliği 13640 y.no.lu ihtarnamesinin gönderildiğini, borcun miktarında mutabakat bulunmaması nedeniyle ihtarname içeriğine hesap ekstrelerine, hesap ekstrelerinin içeriği, ana para ve faize itiraz edildiğini, davacı bankanın %10 bütçe artışı nedeniyle kredi talebine, makul süre içinde kabul ya da ret cevabı vermek yerine, talebe hiç cevap vermediği, amaçladığı sonucu alamadığı çok sayıda denetim yaptırdığını ve bu denetimlerde müvekkilerini bilgilendirmediğini, asıl borçlu ORA'nın yakın iş çevresinde gerekli gizliliğin sağlanmasına da yardımcı olmadığını, öz kaynak olarak konulan parayı sebepsiz bloke ederek, müvekkillerinin müzayakaya düşmesine yol açtığını, davacının beklenen ihtimamı sarfetmediği açıkça anlaşıldığını (BK Md.3/2) belirtilen hususların, müvekkillerinin müzayaka halinde olduğunu, edimler arasında aşırı dengesizlik bulunan, gabin unsurları içeren sözleşmelerin imzalattırılması amacını ve davacının kötü niyetini açıkça ortaya koyduğunu, davacının BK.487 nci maddesinin doğan hakkını kötüye kullanıp, taşınmaz ipotekleri varken, ipoteklerin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapmadan takip yapılması, İİK 45 inci maddesi uyarınca hukuka aykırı olup, bankanın iyi niyet kurallarına aykırı davrandığı, asıl alacağın nasıl hesaplandığı belli olmadığını, bir an için belirtilen hukuksal iddialarının yerinde görülmediği varsayılsa dahi,asıl alacağın miktarı konusunda müvekkillerinin mutabakatı bulunmadığını, bu konularda bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini, itiraza konu takip müvekkilerinin kefalet limitini aştığını, asıl alacağa uygulanan faizin fahiş olup, GKS'nin 5c "Kredi Ödesinde temerrüde düşülmesi halinde cari kısa vadeli (TL) ticari kredi faiz oranının %50 fazlası üzerinden temerrüt faizi uygulanabileceği gibi bankaca bu temerrüt faizinin üzerinde bir temerrüt faizi ilan edilmiş ise, en yüksek temerrüt faizi istenebilecektir." hükmü bankanın tek taraflı iradesiyle belirlenmiş olup, borçlunun durumunu ağırlaştırıcı şekilde düzenlendiğini, bu hükmün genel işlem şartı, cezai şart niteliğinde ve geçersiz olduğunu, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecek BK'nın faize ilişkin hükümleri, Yeni BK'nın 120/maddesi uyarınca, sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık 9 temerrüt faizi birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının belirlenen yıllık faiz oranlarının yüzde yüz fazlasını aşamayacağını, bankanın icra takibi sırasında talep ettiği banka ve sigorta muameleleri vergisinden müvekkillerinin sorumluluğunun bulunmadığını, açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi talep etmiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında ticari ilişkiye dayanan genel ticari kredi sözleşmesi, yine bunun devamı olan ek sözleşmeler olup, davalıların ayrı ayrı müşterek borçlu ve müteselsil kefalet durumlarının bulunduğu, genel kredi ve ek sözleşme gereğince kefalet miktarının 310.000.000,00 euro (üçyüz on milyon) miktarında olduğu, takip miktarının kredi limitinin bir hayli altında bulunup kredinin davalılarca kullanıldığı, herhangi bir ödemenin oluşmadığı, ödeme yapılmadığı konusunda zaten bir ihtilaf olmadığı gibi iddia da olmadığı, bankalarda kredi faiz oranları 01.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 30.06.1987 tarih ve 87/11921 sayılı kararname ve bu kararnameye ilişkin 19.02.1991 tarih ve 20791 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 91/1 no.lu TCMB tebliğinin 2 nci ve 4 üncü maddelerinde bankaların mevduat ve kredilere uygulayacakları azami faiz oranlarını vade ve türlerine göre serbestçe tespit etmeleri,bu şekilde tespit edilen mevduat ve kredi faiz oranlarını ve bunların yürürlük tarihlerini banka şubelerinde ilan etmeleri, ayrıca bu faiz oranlarını TCMB'na bildirmeleri esası getirildiği, bu yeni düzenlemeye göre, belirli istisnalar haricinde (Kredi kartı faizleri, TCMB Reeskont kredileri gibi), kredi işlemlerinde alınacak faiz oranları vade ve türlerine göre bankalarca serbestçe tespit edilebileceği, sözleşmenin 5. m(c) fıkrası,göre TL kredilerinde; "..Temerrüt tarihinde yürürlükte olan cari kısa vadeli ticari kredi faiz oranının %50 fazlası üzerinden temerrüt faizini, gider vergisini ve KKDF-Fon kesintisi ile birlikte ödemeyi kabul ederler." denildiği, davacı bankanın 20.05.2008 tarih ve 8085 sayılı ile 13.03.2013 ve 9357 sayılı faiz oranları genelgeleri ile deklere edilen (2/a.m göre) akdi faiz oranının %30 fazlası üzerinden gecikme/temerrüt faizi alınacağının deklere edildiği, buna göre faiz genelgesinin l/a m. 2. fıkrasına ve ekindeki faiz oranları tablosunun 1.1 bendine göre yıllık %17 oranındaki akdi faizin %30 fazlası % 22,10 (17x1,30=) oranında temerrüt faiz hesaplandığı, ipotek akit tablosunun 12.m. göre o gün kararlaştırılan temerrüt faizi oranının da yıllık %22,10 oranında olduğu ve değişken olduğu vurgulandığı, o halde tespit edilen temerrüt oranı yıllık %22,10 iken, ödeme emrinde talep edilen temerrüt faizi de %22,10 olduğu, tespit edilen temerrüt faizi ile talep edilen temerrüt faizinin aynı seviyede olduğunun görüldüğü, dolayısıyla, talep edilen %22,10 oranındaki temerrüt faizinin piyasa ve sözleşme koşullarına göre uygun ve yerinde olduğu ve hatta düşük sayılabilecek oranda olduğu, (Y.19.HD.10.11.2003T.2002/9329 E.ve 2003/11272 S.K), TMK 1 m.(3) bendi kapsamına göre; (başka bir olaydaki emsal Yargıtay Kararı: 19. Hukuk Dairesine 01.10.2012 tarih, 2012/5456 E. ve 2012/13988 sayılı kararında olduğu üzere talep edilen %126 faiz oranının taraflar arasındaki genel kredi sözleşmesi hükümlerine uygun olduğu, davacının sözleşmeden kaynaklanan alacakla ilgili olarak sözleşmede kararlaştırılan faiz oranının uygulanmasını istemesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığının tespit edilmesi karşısında) dava konusu olayımızda %22,10 oranın istenilmesinin Emsal Yargıtay Kararları muvacehesinde de değerlendirildiğinde yerinde olduğu, yine bu 01.10.2012 tarihli Yargıtay Yüksek 19. Hukuk Dairesinin 2012/5456 E. ve 2012/13988 sayılı kararında bu yeni Yargıtay kararına göre tacirler arasındaki ticari nitelikli işlerde ve kredilerde bu emsal kararda olduğu üzere genel işlem koşulu aranmadığı ve tacirler arasındaki ticari işlerde aranamayacağının mahkememizin yukardaki gerekçesine binaen de açık olduğu yönünde bu ve bu benzer birçok kararda olduğu üzere emsallerin olduğu, kaldı ki dava konusu ihtilafta geri ödeme olmadığı gibi böyle bir iddia da bulunmayıp, yargılama konusu olamayacağı, taraflar arasındaki genel kredi ve ek sözleşmelerdeki 6.5, 30, 32 ek sözleşme 2/6, 4.12, 4.14, 6.6, 6.11 maddelerindeki kat etme şartlarının oluşup oluşmadığı hususlarının yargılama konusu olup, zaten bu hususlarında değerlendirmesinde içeriklerine göre işlem şartlarının uygulanma şartları ve gereği oluşmadığı, zira sözleşme ve ek sözleşme içeriklerine göre hesap katına ilişkin hükümlerin makul ve kredinin geri dönüşünü tehlikeye atacak hususlara yönelik olup, böylesine ticari bir ilişkide bu şekilde düzenleme yapılmasının makul bir düzenleme olduğu, olağanüstü ve zorlama sayılamayacak makul bir durum olduğu ve dolayısıyla işlem şartı şeklinde bir uygulamayı gerektirecek ihtilaf oluşmadığı, temerrüt tarihi itibariyle asıl alacağın tespitinde; davalı/kefillerin sorumlu olduğu asıl alacağın belirlenmesinde; davacı tarafın hesap katına ilişkin Beyoğlu 36. Noterliğinin 16.03.2012 tarih ve 11760 y.sayılı ihtarının tüm davalılara 20.03.2012 tarihinde tebliğ olunduğu, buna göre tüm davalılar için aynı hesaplamanın yapılabileceği, en son faiz öd.tarihi...03.11.2011 (Ek Sözleşmenin 2.4.1 m. göre), temerrüt tarihi: 28.03.2012, akdi faiz:% Euribor+4 (Ek Sözleşmenin 2.4.1 m. Göre) (Euribor1,776+4=5,776),istenilen alacağın 266.969.778. euro olup, yapılan hesaplamaya göre 03.11.2011 en son faiz öd.tarihi itibariyle asıl alacak 266.969.778, 03.11.2011-28.03.2012 dönemi, 266.969.778x144x5,776/360 x 100 6.168.069,75 ve 6.168.069,75 euro işlemiş faizin %5 gider vergisi (BSMV) 308.403,48 olup, 28.03.2012 temerrüt tarihindeki toplam asıl alacak tutarının 273.446.251,23 EURO olduğu, davacının dosya içeriğinde bulunan kendi dahili hesaplama tablosuna göre ise 273.536.202,26 euro asıl alacak hesaplandığı, bu durumda 89.951,03 euro fazla talebin yerinde olmadığı, (asıl alacak; TTK 8 inci ve 96 ncı maddeye göre hesaplanması gerektiği), Yargıtay 19. Hukuk Dairesi Başkanlığının 97/5055 E., 97/10599 K. sayılı emsal kararında; "Bankanın kullandırmış olduğu krediye temerrüt gerektiği,temerrüt tarihine kadar kullandırılan kredinin aslı ile bunun akdi faizi asıl borcu oluşturduğu,bunun sonucu olarak da temerrüt tarihinden itibaren bu toplam borç üzerinden temerrüt faizi uygulaması BK'nun 104/son maddesine aykırılık teşkil etmez..." görüşü de nazara alınarak bu asıl alacağın hesaplamasının yapıldığı, takip tarihi itibariyle toplam alacağın tespitinde; davalı/kefillerin sorumlu olduğu alacağın belirlenmesinde; davalı/kefillerin tamamı aynı günde temerrüde düşürülmüş olmaları nedeniyle, tek bir ortak hesaplama yapıldığı, her davalı/kefil bazında ayrı ayrı hesaplama yapılacak olsa bile sonuç yine aynı seviyede olacağı,alacağın TL karşılığının belirlenmesinde: temerrüt tarihi itibariyle hesaplanan anapara alacağının 273.446.251,23 euro olduğu, sözleşmenin 38 inci madde" alacaklı olduğu tutarların tahsili hususunda icra takibine başvurması ve/veya dava açması hallerinde, bu tutarları döviz olarak talep edebileceği gibi, banka dilerse, dövizin fiili ödeme tarihindeki bankaca veya sadece TC. Merkez Bankasının yetkili olması halinde bu bankaca belirlenen döviz alış kuru üzerinden TL'da isteyebilir." denildiği, sözleşmenin amir hükmü ve TBK 99.m (mülga B.K 83.m) göre döviz kredisinden doğan alacağın TL cinsi üzerinden talep edilebileceği, buna göre davacının 28.03.2012 temerrüt tarihinde geçerli olan euro döviz satış kuru 2,37330 TL nazara alınarak alacağın TL karşılığı: 273.446.251,23 Eurox2.37330TL (Cari kur)=648.969.988,04 TL hesaplandığı, asıl alacak miktarı: 648.969.988,04 TL, temerrüt tarihi: 28.03.2012 takip tarihi: 04.04.2012 temerrüt faizi: %22,10 olup, 28.03.2012 temerrüt tarihi itibariyle asıl alacak tutarı (alacağın TL karşılığı) 648.969.988,04,28.03.2012-04.04.2012 dönemi, 648.969.988,04x7x22,10/360x100 2.788.768,25, işlemiş faizin %5 gider vergisi (BSMV)139.438,41,04.04,2012 takip talep tarihi itibariyle toplam alacak tutarı (TL) 651.898,194,70 TL olduğu, ödeme emrinde ise 652.112.638,73 TL alacak talep edildiği, 214.444,03 TL fazla talebin yerinde olmadığı,sözleşmenin 33.mad."...müşteri, banka ile arasında çıkacak her türlü anlaşmazlıkta banka defter ve belgelerindeki kayıtların kesin delil olacağını,bunlara itiraz etmeyeceğini kabul eder." denildiği, gerek sözleşme ile gerekse de yerleşik Yargıtay Kararlarına göre,davacı bankanın defter ve kayıtları ele alınarak hesap ve değerlendirme yapılabileceği (Y:19.HD.23.02.2000 T, 1999/7576 E ve 2000/1284 S.K/11.HD 09.12.2004 T, 2004/903 E ve 2004/12097 S.K), kaldı ki dava konusu olayda herhangi bir ödeme bulunmadığı gibi böyle bir ödeme iddiasında olmayıp yargılama konusu olmadığı, yargılamada esas çözümlenmesi gereken konunun ana sözleşme ile ek sözleşme hükümlerine göre davacı bankaya bu sözleşmeler gereğince birden fazla sebebe dayalı hesabın kat edilme şartları gereğince davacı bankanın hesap kat ihtarnamesinin sözleşme ve ek sözleşmeler hükümlerine göre yerinde olup olmadığı hususu olduğu, bu bakımdan taraf defterlerinin ödemeye ilişkin bir ihtilaf ve iddia bulunmadığından ve geri ödemede zaten hiç olmadığından incelenmesinin sonuca hiç etkili olmayacağı ve bu nedenle işlem koşulu olup olmadığının da zaten bu davada hiçbir şekilde kullanılacak bir durum olmadığı,alacağın muacceliyet koşullarının oluşup oluşmadığı:Ek Sözleşmenin 6.maddesi ile muacceliyet,temerrüt ve sözleşmenin fesih koşulları ayrıntılı olarak düzenlendiği,yine sözleşmenin 30 uncu maddesi ile de düzenlendiği,buna göre 6 ncı maddenin 6.5m."3 üncü şahıslara olan borçları ya da potansiyel sebebiyle,bankaya karşı taahhütlerini yerine getirememe tehdit ya da tehlikesinin oluşması"; dosya içeriğindeki belgelere göre İstanbul 25. İcra Müdürlüğü 2012/10799 E. sayılı dosyası ile iflas yoluyla 08.03.2012 tarihinde takip başlatılmış olması, İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2012/106 E. sayılı dosyası iflas talebiyle dava açılmış olması, öte yandan İstanbul 50. Asliye Ticaret Mahkemesi 2012/157 E. sayılı dosya ile iflas erteleme talebinde bulunulmuş olması nedenleri nazara alındığında, davacı bankanın kredi hesaplarını kat etme koşullarının kendiliğinden oluştuğu, kredininin geri dönüşünün esaslı ve evveliyattan beri tehlikeye girdiği, zira İstanbul 25. İcra Müdürlüğü 2012/10799 E. sayılı takip dosyasında takip talebinin 08.03.2012 tarihli ve iflas talepli bir icra takibi olduğu, dava dosyamızın hesap kat tarihi olan 16.03.2012 tarihinden önce yapılmış bir iflas ve alacak yollu takip olduğu, buna ilişkin takibe itirazın İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/106 E. sayılı dosyasında iflas talebiyle dava açıldığı, yine dosyaya celp olunan birçok takip suretlerine göre davalılar ile birlikte asıl borçlu hakkında birçok takipler ve davalar olduğu, mahkememiz dahil tüm İstanbul Mahkemelerinde asıl borçlu ve davalılar hakkında pekçok takip ve davalar olduğu devam ettiği, daha önemlisi asıl borçlu İstanbul 50. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/157 E. sayılı dosyasında iflas erteleme davası açtığı gibi bu davanın devamında iflasına dahi karar verildiği, bu durumun dahi ek sözleşmenin 6.6 maddesince düzenlenen aleyhe iflas yolu ile takip yapılması veya iflasın ertelenmesi talebiyle mahkemeye müracaat edilmesi şartının davalılarca ihlal edildiği ve hesap kat şartlarının açıkça oluştuğu, kredinin geri ödemesinin bir bütün halinde evveliyatından beri tehlikeye girdiği, ilgili dosyada çok miktarda alacaklı müdahiller bulunduğu, yine celp olunan diğer dosyalar içeriğinden de aynı sonuca ulaşılabileceği, dosya ve takipleri birlikte değerlendirildiğinde yine ek sözleşmenin 6.5 ile 6.6 maddeleri gereğince 3 üncü şahıslara olan borçları yada potansiyel borçları sebebiyle bankaya karşı taahhütlerin yerine getirememe, tehdit yada tehlikesinin oluşması ile "aleyhine iflas yolu ile takip yapılması veya iflasın ertelenmesi talebiyle mahkemeye müracaat edilmesi" şeklindeki her iki tarafın da tacir olduğu ve üstelik TTK Hükümlerine göre ticari kredi sözleşmesine imza koydukları,bu sözleşmenin bu maddeleri gereğince açıkça davacı bankanın kredi hesaplarının kat etme koşullarının kendiliğinden oluştuğu, kaldı ki davaya konu hesap kat tarihinden önce dava dışı başka alacaklı tarafından İstanbul 25. İcra Müdürlüğü 2012/10799 E. sayılı dosyası ile borçlu hakkında iflas yolu ile alacak için 08.03.2012 tarihinde takip başlatılıp, aynı tarafça İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/106 E. sayılı dosyasında iflas yoluyla dava ve alacağa ilişkin itirazın iptali açıldığı, hesap katının tüm bu krediyi riske sokacak takiplerden sonra yapıldığı ve davacı tarafın krediyi kat etme koşullarının açıkça oluştuğu, ek sözleşmenin 2/6 ncı m. göre yatırım dönemi süresi ve bütçe aşımının oluşması, gözetim firmasının 21.11.2011 tarihli ilerleme raporuna göre, projenin %93 seviyesine ulaştığı, bütçenin %98 kullandırılmış olmasına rağmen halen %93'ünün gerçekleştirilmiş olduğu, özsermaye konulmayıp ek kredi talebine ilişkin talepler olduğu,dolayısıyla kararlaştırılan süre içinde projenin tamamlanamamış olduğu, gözetim firması raporuna, 25.11.2011 tarihli e-mail yazışmaları ve davalıların da kabullerinde olduğu gibi 26 milyon euro tutarında piyasaya borçlarının bulunması, ek sözleşmenin 4.19 uncu maddeye göre tesisin kiralama oranları ve gerçekleştirme durumlarının gözetim firması raporunun 32. sayfasındaki açıklamaya göre ifa edilemediği,dolayısıyla kiralama taahhüdünün yerine getirilemediği, yine Ek Sözleşmenin 4.12 ve 4.14 üncü madde ile 6.6 ncı madde ile 6.11 inci göre muacceliyet şartlarının teşekkül etmiş olduğu kanısına ulaşıldığı,genel kredi sözleşmesinin 32 nci maddeye göre davacı bankanın her zaman takibe geçme ve tedbir isteme hakkının bulunduğu, 25.10.2010 tarih ve 11500 yevmiye no.lu 675.000.000. euro tutarındaki Resmi Akit Tablosu/Senedinin 1 inci maddeye göre, ipotek borçluları dava dışı Ora İstanbul Gayrimenkul Yat. ve Geliş. A.Ş.'nin doğmuş ve doğacak borçlarının teminatını teşkil etmek üzere taşınmazlarını davacı banka lehine ipotek verdikleri, dolayısıyla, ipoteğin davalı/kefillerin kefalet borçlarının teminatı olarak değil, kredinin teminatı olarak tesis edildiğinin açıkça görüldüğü, Genel Kredi Sözleşmesinin 5 inci maddenin (s) bendi: "Müşteri bu faiz,kur farkı,komisyon,ücret ve masraflara ilişkin vergiyi (BSMV), fon kesintisini, tahakkuk etmiş veya vergi dairesine ödenmiş olup olmadığına bakılmaksızın bankaya ödemeyi kabul ve taahhüt eder."; denildiği, sözleşmenin yukarıda belirtilen hükmü uyarınca, davalıların işlemiş faiz üzerinden tahakkuk ettirilen %5 Gider Vergisini (BSMV) ödemekle yükümlü oldukları, sözleşmenin kefalet akdi bölümünde, her kefil bazında kararlaştırılıp kabul edilen kefalet limiti 310.000.000,00 euro) olduğu, döviz kurunun 2,37330 olduğu nazara alındığında, takip talebinde istenilen alacağın euro cinsi tutarı 651.898.194,70/2.37330=274.680.063 euro olduğu, dolayısıyla istenilen alacağın kefalet limitinden daha düşük seviyede olduğu,buna göre davalıların akdi ve temerrüt faizine ilişkin iddiaların yerinde olmadığı, takiplerin mükerrer olup olmadıkları konusunda ise: işbu davada, davalılar (kefiller aleyhine) hakkında İstanbul 32. İcra Müdürlüğü 2012/5201 E. sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatılmış olduğu, öte yandan İstanbul 10. İcra Müdürlüğü 2012/3923 E. sayılı dosyası ile de ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi açılmış olduğu, işbu davada davanın dayanağı ilamsız icra takibinin tahsilde tekerrür etmemek kaydıyla açılmış olduğu bariz bir şekilde belirtildiği, buna göre ipotek akit tablosundan da görüleceği üzere İstanbul 10. İcra Müdürlüğü 2012/3923 E. sayılı takip dosyasında tahsilde tekerrür olmamak üzere takip yapıldığı, işbu davanın konusu olan İstanbul 32. İcra Müdürlüğü 2012/5201 E. sayılı takip dosyasında da tahsilde tekerrür olmamak şartıyla takip yapıldığı, ipotek senetlerindeki ipoteğin davalı kefillerin kefalet borçlarının teminatı için değil, kredinin teminatı olarak tesis edildiği, bu bakımdan müştereken ve müteselsilen ticari kredi sözleşmesini imzalayan davalılar açısından o takibin sonucunun beklenmesinin hukuken mümkün olmadığı, zira teminatın kefalet için değil kredinin teminatı olarak verildiğinin senedin 1 inci maddesinde açıkça belli olduğu, davalıların müştereken ve müteselsilen kefalet borçlusu oldukları, asıl borçluların dava dışı bir şirket olması karşısında ve ipoteğin de kefalet için değil kredi teminatı olarak verilmiş olması karşısında davacı tarafça tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile (ki bu şekilde takipler açılmıştır.) her iki takip yapılmasının hukuka uygun olduğu, daha özel bir düzenleme olan İcra ve İflas Kanunu 45 inci maddesindeki düzenlemenin asıl borçlular için geçerli olup, davalılar gibi müşterek ve müteselsil kefiller için kefillerin durumunu düzenleyen bir düzenleme olmadığı, bu durumda davalıların olduğu gibi müşterek ve müteselsil kefiller için tahsilde tekerrürlük olmamak üzere beklenmeksizin genel takip yolu ile takip yapılabileceği, kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını deruhte etmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden evvel kefil aleyhinde takibat icra edebilir." şeklinde kaleme alınmış bulunan (eski) BKm, 487 yeni BK. M, 586 hükmü, alacaklının müteselsil kefiller bakımından öncelikle rehini paraya çevirmek zorunda kalmaksızın takibat yapmaya yetkili kılındığı,bu sebeple müteselsil kefaletin söz konusu olduğu durumlarda alacaklı asıl borçluyu takip etmeden veya borcun teminatı olarak rehin (taşınır veya taşınmaz mal rehini gibi) alınmışsa bu rehini de nakde çevirmeden evvel müteselsil kefil/kefiller aleyhine takibe geçmekte serbest olduğu, kredinin müşterek borçlu ve müteselsil kefalet borçluları hakkında Genel Haciz Yoluyla ilamsız icra takibine geçilmiş olduğu nazara alınarak, ilgili davalılar hakkında yapılan takibin, takip hukuku kuralları yönünden yasaya uygun olduğu, (Yargıtay 11.HD 22.09.2005 T.2004/8731 E. Ve 2005/8524 S.K.olduğu gibi" kefillerin kendi kefaletlerinin teminatı olmak üzere ipotek vermedikleri, kefiller yönünden İİK'nun 45. md. gereğince önce ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapma zorunluluğu bulunmadığı, bu borçluların alacağın rehinle temin edildiğine ve borcun muaccel olmadığına ilişkin itirazlarının yerinde bulunmadığı şeklindeki pekçok emsal kararı olduğu üzere, tahsilde tekerrürlük olmamak üzere davacının kefil olan davalılar hakkında ayrıca dava konusunda olduğu üzere genel haciz yoluyla ilamsız icra takibine gidebileceği, yapılan birden fazla kefalet sözleşmelerine göre 270.000.000.-Euro'dan (ikiyüzyetmiş milyon)başlayarak en son kefalet miktarının 310.000.000.-Euro'ya (üçyüz on milyon) ulaştığı, ehil ve konusunda uzman bilirkişi heyetinin karar vermeye elverişli rapor ve hesaplamalarına göre hesaplanan asıl alacak toplamının 273.446.251,23 Euro olup, bu alacağın kefalet limitinden düşük olması nedeniyle davalı kefillerin borcun tamamından müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları,davacı bankanın takip tarihi 04.04.2012 itibariyle alacağı; asıl alacak (hesaplandığı gibi) 648.969.988,04TL, işlemiş faiz 2.788.768,25 TL ve gider vergisi (BSMV)139.438,41 TL olmak üzere toplam alacağın 651.898.194.70 olduğu, takip tarihinden itibaren asıl alacak tutarı 648.969.988,04 TL'si tamamen ödeninceye kadar yıllık %22,10 oranında temerrüt faizi ve %5 gider vergisinin (BSMV) istenilebileceği, dava konusu tarafların tacir olup dava konusu TTK. hükümlerince düzenlenen davacı banka tarafından verilen ve taraflar arasında yapıldığı açıkça anlaşılan tacirler arası genel ticari kredi sözleşmesinden kaynaklanan ticari alacak olduğu, dava konusu işin TTK.4 ve devamı maddeleri gereğince bir ticari işletmeye ilişkin ticari iş niteliğinde dava olduğu, "dava ve ihtilaf tarihindeki" geçerli mevzuat hükümlerine göre herhangi bir genel işlem koşulunun aranamayacağı, kaldı ki yeni mevzuat hükümlerine göre de tarafların tacir olup, dava konusu işlemin bir bankacılık faaliyetinden doğan ticari iş niteliğindeki ticari genel kredi işlemden kaynaklandığı ve tacirler arasındaki işlerde ve ticari işlerde genel işlem koşullarının herhalükarda aranmayacağı, TTK. 18 inci maddesi gereğince tarafların tacir olup, ticari bir iş için davacı bankadan ticari nitelikteki genel ticari sözleşmelerde ticari faaliyetlerde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği şartı arandığı, buna göre hem uygulamada ve hem de bilimsel doktrin çalışmalarında tacirler arası işlemlerde genel işlem şartlarının aranmayacağı gibi daha da önemlisi dava konusu olayda hem ihtilaf, sözleşme ve ilişki tarihi eski olup ve dava konusu olayın içeriği açısından ödeme iddiası ve herhangi bir ödeme olmayıp bu husus zaten yargılama konusu olmadığından ihtilaf konusunun hesap katı ve diğer itirazlar yönünden olup,ihtilaf konusunda ticari kredi ve ek sözleşmeler içeriği ile kat etme koşulları yönünden sözleşme hükümlerinin ve içeriğinin taraflardan beklenebilecek ve makul düzeyde bulunduğundan zaten işlem koşullarının tatbiki ihtiyacını da gerektirecek bir durumunda ihtilafın kendi içeriği açısından bulunmadığı,kaldı ki dava konusu ihtilafta herhangi bir davalı ödemesinin bulunmadığı gibi ödeme yapıldığına yönelik herhangi bir davalı iddiasıda olmayıp,bu konuda bir ihtilaf da bulunmadığına göre ödemeye yönelik herhangi bir taraf kayıtları ve defter incelenmesine de gerek olmadığı gibi zaten işlem koşulu müessesesini kullanacak bir ihtilaf söz konusu olmadığı,yine yukarda faize ilişkin açıklamalar kısmında değinildiği üzere Yargıtay Yüksek 19. Hukuk Dairesinin yeni kararlarında (19. Hukuk Dairesi 01.10.2012 tarih 2012/5456 E., 2012/13988 K.sayılı olduğu gibi) benzer konularda kararının aynı paralellikte olduğu, sözleşmede kararlaştırılan bu oranının uygulanmasını istemesinin usul ve yasaya uygun bulunmuş olup, uygulamada yol gösterici olan pekçok emsal kararlar muvacehesinde değerlendirildiğinde davalı tarafın işlem koşulu yönündeki itirazlarının hem bu yönlerden ve hemde herhangi bir ödeme olmayıp iddiasının da bulunmaması karşısında yargılama konusu olmadığından zaten işlem koşulunun bu yönden de uygulama kabiliyeti bulunmadığı, tüm dosya kapsamına göre yukarıda açıklanan gerekçelere binaen davacı bankanın taraflar arasında yapılan genel kredi sözleşmesi ve ek sözleşme hükümleri gereğince genel kredi sözleşmesinin 30 ve 32 nci maddeleri, ek sözleşme 6.5, 6.6, 2.6, 4.12, 6.11 ve 4.14 maddelerindeki tarif edilen ve birbirini takip eden tüm muacceliyet ve davacı tarafça hesabı kat etme şartlarının birden fazla ve takip eder şekilde sıralı bir şekilde açıkça oluştuğu, buna göre tüm davalı itirazlarının yerinde olmadığı ve yine genel kredi sözleşmesinin 32. maddesine göre davacı bankanın her zaman takibe geçme ve tedbir isteme hakkının bulunduğu, uygulamada bu yönde Yargıtay Yüksek 19. Hukuk Dairesinin 02.04.2009 tarih, 2009/2116 E. ve 2009/2660 K. sayılı kararında ve pek çok emsal kararında olduğu üzere kredi sözleşmelerinde bankaya tanınan alacağın dilediği zaman kat etme yetkisinin geçerli ve buna dayalı olarak çekilen hesap kat ihtarnamesi ile alacağın muaccel hale geldiği ve yine yukarda açıklanan birçok takip ve davalar nedeni ile ek sözleşme 6.5 maddesi gereğince davalıların 3 üncü şahıslara olan borçları ve potansiyel borçları nedeni ile davacı bankaya karşı taahhütlerinin yerine getirilmemesi tehdit ve tehlikesinin ve hatta hiç ödeyememe tehlikesinin yukardaki yazılan takipler, davalar, çok fazla müdahilli iflas erteleme dosyaları, iflas kararları ve çok miktardaki davalar ve takipler oluştuğu ve kredinin geri ödenmesinin dava konusu kat edilişten öncesine dayalı olarak riske ve tehlikeye girdiği gibi imkansız hale geldiği, 6.6 maddesine göre yine yukarda açıklanan takip ve mahkeme dosyaları gereğince iflas yolu ile takipler yapılıp ayrıca bizzat borçlunun iflas erteleme talebinde bulunduğu gibi bu davasının devamında da iflasına dahi karar verildiği ve tüm sözleşme maddelerindeki hesap kat şartlarının birden fazla olarak ard arda oluştuğu, buna göre davalıların davacı bankadan takibe konu edilen tüm kredileri alıp kullandığı, buna karşılık hiçbir ödeme olmadığı, zaten ödeme olmadığı gibi böyle bir iddianın dahi bulunmayıp, yargılama konusu bile olmadığı, bu bakımdan dava konusu olayda yukardaki gerekçelere ilaveten bu sebeplerle dahi işlem koşullarının uygulanma kabiliyetinin ve gereğinin de bulunmadığı, talep ve kabul edilen alacağın hesaplanabilir ve likit sayıldığı, takip tarihi ve ihtilaf tarihi itibariyle icra inkâr tazminatı oranının %40 olması gerektiği, tüm dosya kapsamı, dava dilekçesi, cevap dilekçesi, genel ticari kredi sözleşmesi, ipotek belgeleri, ek sözleşme, yeniden yapılandırma şartlı ön protokolü, önceki taahhütname ve sözleşmelerle bağlantı ve limit artışı sözleşmeleri, hesap kat ihtarnamesi, davalı itirazları, hesap ekstresi, ihtarname, İstanbul 32. İcra Müdürlüğü 2012/5201 E. sayılı takip dosyası yine bu dosya içerisinde bulunan İstanbul 38. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/58 E. sayılı dosyasından verilme 19.07.2013 tarihli davalı şirketlerden Ağaçkakan İnş. Turz. San. ve Tic. A.Ş.'nin iflas erteleme talebi üzerine verilen tedbir nitelikli ara kararı sureti, firma aleyhine iflas yoluyla başlatılan İstanbul 25. İcra Müdürlüğü 2012/10799 E. sayılı takip dosyası, İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/106 E. sayılı iflas talepli dava dosyası, İstanbul 10. İcra Müdürlüğü 2012/3923 E. sayılı ipoteğin paraya çevrilmesi dosyası, İstanbul 50. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/57 E. sayılı iflas erteleme ve iflas kararı, öz sermaye konulamayacağına ek kredi bulunmasına ilişkin talepler, mailler, diğer takip dosyaları suretleri ve dava konusu olayla örtüşen ve karar ihdas etmeye elverişli konusunda uzman ehil teknik bilirkişi heyetinin ayrıntılı heyet raporu, sözleşmeler, sözleşme 6.5, 30, 32, ek sözleşme 2/6, 4.12, 4.14, 6.6, 6.11 ve tüm dosya kapsamı karşısında tüm takip şartlarının oluştuğu gerekçesi ile davanın ipoteğin paraya çevrilmesine ilişkin İstanbul 10. İcra Müdürlüğü 2012/3923 E. sayılı dosyasından dolayı tahsilde tekerrür olmamak üzere kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; borçlu şirketin sözleşmeye aykırı davranmadığını, aksinin kabulü halinde dahi davacı bankanın iyi niyetli tutum sergileyerek ek kredi sağlayarak bu aykırılıkları giderebileceğini, genel işlem koşullarına ilişkin değerlendirmenin hatalı olduğunu, genel kredi sözleşmesi ile ek sözleşmenin çelişkili ve şaşırtıcı hükümler içerdiğini, yok hükmünde sayılması gerektiğini, ihtarnamede belirtilmeyen sebeplerle sözleşmenin kat'ının hatalı olduğunu, üçüncü kişilerin alacaklarının kredi borcunun çok küçük bir yüzdesini oluşturduğunu, haksız ihtiyati hacizlerin şirketi zora soktuğunu, bilirkişinin tayini ve rapor hazırlanma sürecinde kanuna aykırı davranıldığını, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, asli müdahale talebinin incelenmeden reddedildiğini, reddi hakim prosedürünün gereği gibi işletilmediğini, bankanın kötü niyetli davrandığını, bunun korunamayacağını, dava dışı şirket temerrüde düşmeden müvekkillerinin borcunun muaccel olmayacağını, asıl alacak doğamadığından faiz alacağından da bahsedilemeyeceğini, faizin fahiş olduğunu, alacak likit olmadığından icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemi ile başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 4072 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 20 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme Dosyadaki yazılara, mahkemece delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalılar vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 28.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/5, K. 2024/2573, T. 28.03.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2023-5-e-2024-2573-k-657b54a4bf4d