Yargıtay · 11. Ceza Dairesi
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2026/526 E. 2026/4540 K. – Dolandırıcılık
Konu: Dolandırıcılık
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2026/526
- Karar No
- 2026/4540
- Karar Tarihi
- Konu
- Dolandırıcılık
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hakimliği SAYISI : 2024/4697 Değişik iş SUÇ : Dolandırıcılık KARAR : Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 10.05.2024 tarihli ve 2024/40450 Soruşturma, 2024/22152 Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin merci Antalya 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 10.06.2024 tarihli ve 2024/4697 Değişik İş sayılı kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 271/4. maddesi uyarınca kesin nitelikte olması sebebiyle karar tarihi olan 10.06.2024’de kesinleştiği belirlenmiştir.
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Kanun'un 309/1. maddesi uyarınca, 25.12.2025 tarihli ve 2025/1691 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 09.01.2026 tarihli ve KYB-2025/155634 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 09.01.2026 tarihli ve KYB-2025/155634 sayılı kanun yararına bozma isteminin; “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanun’un 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanun’un 173/3. maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla soruşturmanın genişletilmesine karar verebileceği yönündeki açıklamalar karşısında, Dosya kapsamına göre, müşteki vekilinin şikayet dilekçesi ile özetle, müştekinin son zamanlarda yaşadığı ekonomik sıkıntı nedeniyle şüpheli ile kredi çekilmesi konusunda anlaştığını, şüphelinin hesabına 120.000,00 TL havale yaptığını, daha sonra vaat edilen kredileri çekemediğini, şüphelinin müştekiyi dolandırdığını belirterek şikâyetçi olması üzerine yürütülen soruşturma neticesinde, Şikayet edilenlerin üzerine atılı dolandırıcılık suçunun oluşması için, failin bir kişiyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiselerle hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisi veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının gerektiği, keza Yargıtay Ceza Genel Kurulu hileye ilişkin ayrıntılı değerlendirmelere yer verdiği kararında "Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez" dediği (CGK., E. 2008/151, K. 2009/9, T. 27.1.2009). şikayetçi ile şüpheli arasındaki uyuşmazlığın finansal danışmanlık hizmetine ilişkin hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu, müştekinin varsa zararını sözleşmeye aykırılık nedeniyle hukuk mahkemeleri yoluyla tazmin edebileceği gibi icra yoluyla da giderebileceğinden bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de;
Şüphelinin müştekiye kendisine kredi çekmesini sağlayabileceğini daha önceden bir çok defa bankalardan kredi çıkartığını söylediği, bunun üzerine bu hizmet karşılığı önden 120.000 TL para istediği, müştekinin parayı şüpheliye havale ettiği, fakat daha sonra şüpheliye ulaşılamadığı, yine şüpheli ile ilgili olarak itirazın iptaline ilişkin Antalya 12. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan 2024/267 esas sayılı davada, şüphelinin müştekiye 2 ayrı bankadan milyonlarca lira kredi çıkarttığını söylemesine rağmen ilgili bankalarla yapılan yazışmalar sonucunda şüphelinin bankalardan herhangi bir kredi çıkarttığına dair işlem yapılmadığı, beyanlarının asılsız olduğunun anlaşıldığının iddia edildiği, bu halde Cumhuriyet Başsavcılığınca sözü edilen Antalya 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2024/267 esas sayılı dosyasının celp edilerek incelenmesi ve sonucuna göre şüphelinin hukuki durumunun tayini gerektiği halde; kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itiraz üzerine soruşturmanın genişletilmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.“ Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE 1. 5271 sayılı Kanun‘un 160 ıncı maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında; Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlayacağı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olduğu belirlenmiştir. 2. 5271 sayılı Kanun’un, “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” başlıklı 172 nci maddesinin birinci fıkrası; “(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir. ...“ Şeklinde düzenlenmiştir. 3. 5271 sayılı Kanun’un, “Cumhuriyet savcısının kararına itiraz” başlıklı 173 üncü maddesinin inceleme konusu ile ilgili olan birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir. (2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir.
(3)(Değişik: 18/6/2014-6545/71 md.) Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir. (4) (Değişik: 25/5/2005 - 5353/26 md.) Sulh ceza hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir. ...“ Hükümleri yer almaktadır. 4. Kanun‘da yer alan düzenlemelerden de görüleceği üzere; Cumhuriyet savcısı, suçun işlenip işlenmediğinin tespiti bakımından hemen işin gerçeğini araştırmaya başlamalı, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açmalı, aksi halde 5271 sayılı Kanun’un 172 nci maddesi gereğince kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vermelidir. 5. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı itiraz üzerine inceleyen Sulh Ceza Hakimliği, kamu davası açılması için yeterli delil bulunmaması durumunda itirazın reddine, yeterli delil bulunması durumunda itirazın kabulüne veya eksik soruşturma nedeniyle soruşturmanın genişletilmesine karar verebilecektir. 6. Bu kapsamda inceleme konusu soruşturma dosyası değerlendirildiğinde; şikâyetçinin son zamanlarda yaşadığı ekonomik zorlukları aşabilmek ve işine yatırım yapmak amacıyla bankalardan kredi çekmek istediğinin, bankalar tarafından düşük tutarlı kredi teklifleri ile karşılaşan şikayetçinin, şüpheli ile irtibata geçtiğinin, şüphelinin şikayetçiye bankalardan kredi çıkarttığını ve kendisine de milyonlarca lira kredi sağlayabileceğini söylemesi üzerine, 120.000,00 TL'nin banka yoluyla şüpheliye gönderildiğinin, buna karşın vadedilen kredinin çıkmadığı gibi şüpheli ile iletişim de kuramadığının, bu şekilde şüphelinin hileli hareketlerle haksız menfaat temin ettiğinin iddia olunması ile şüphelinin alınan ifadesinde; finansal danışmanlık şirketinin olduğunu, 17 yıl bankacı olarak çalıştığını, şikayetçiyi kendisine ... isimli ortak arkadaşının yönlendirdiğini, 2-3 banka ile işlerini yaptığını, ancak şikayetçinin danışmanlık ücretini geri istemesi yüzünden aralarında anlaşmazlık çıktığını söylemesi karşısında; şüphelinin ifadesinde bahsi geçen kişinin tanık olarak beyanına başvurulması, şüphelinin finansal danışmanlık işi yapıp yapmadığının, bu konuda şirketinin olup olmadığının, uzun yıllar bankacı olarak çalışıp çalışmadığının, şikayetçinin herhangi bir bankadan kredi kullanması sağlayıp sağlamadığının araştırılması, banka hesap hareketlerinin temin edilmesi, taraflar arasındaki itirazın iptaline konu Antalya 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2024/267 Esas sayılı dosyasının getirtilerek incelenmesi, bu dosyası ilgilendiren delillerin onaylı bir suretinin dosya arasına alınması, sonucuna göre somut olayda atılı suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının ve şüphelinin baştan itibaren dolandırıcılık kastıyla hareket edip etmediğinin takdir ve tayin edilmesi gerekirken; "...şikayetçi ile şüpheli arasındaki uyuşmazlığın finansal danışmanlık hizmetine ilişkin hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu, müştekinin varsa zararını sözleşmeye aykırılık nedeniyle hukuk mahkemeleri yoluyla tazmin edebileceği gibi icra yoluyla da giderebileceği..." şeklindeki hatalı gerekçe ve eksik soruşturma neticesinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz üzerine, soruşturmanın genişletilmesine karar verilmesi yerine itirazın reddine karar verilmesi Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.
III. KARAR 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
2. Antalya 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 10.06.2024 tarihli ve 2024/4697 Değişik İş sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
27.04.2026 tarihinde karar verildi.