Yargıtay · 11. Ceza Dairesi
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2021/30544 E. 2026/3830 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2021/30544
- Karar No
- 2026/3830
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2015/358 E., 2016/44 K. SUÇ : Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık HÜKÜMLER : Beraat TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Katılanlar ..., ... ve ... yönünden 20.02.2014; ... yönünden 13.05.2014 tarihli celselerde katılma hususunda karar verildiği belirlenmiştir.
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir oldukları, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz isteklerinin süresinde olduğu, temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
Sanığın, "... Tatil Merkezi ... ve ..." adlı iş yeri sahibi olduğu, devre mülk maliki olup bunları satmak isteyen müşterileri araştırıp bulduğu, katılanların kendilerine ait devre mülkleri satmak için internet üzerinden veya komisyoncular vasıtasıyla satışa çıkardıkları, sanığın bu ilanlar üzerinden katılanlarla irtibat kurduğu, katılanlara devre mülklerine müşteri çıktığını söyleyerek her birinden ayrı ayrı satış bedeli üzerinden % 10 kadar parayı kendi hesabına aktarmalarını istediği, bu meblağı şimdilik masraf kaydıyla alıp satım gerçekleştiğinde satış bedeline ekleyerek iade edeceğini söylediği, katılanların her birinin farklı tarihlerde söz konusu miktarları havale ve EFT yoluyla sanığın banka hesabına gönderikleri, bu kapsamda katılan ...’ın 10.780,00 TL; ...’nın 5.390,00 TL; ...’ın 5.290,00 TL; ...’nın 400,00 TL gönderdiği, ancak sanığa bir daha ulaşamadıkları iddia olunan olayda;
Banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinin ya da bu faaliyeti yürüten sujelerin veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların, hilenin sergilenmesinde mağdura karşı araç olarak kullanılması, bu şekilde tesis edilen güven ile haksız menfaat elde edilmesinin gerektiği; bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması hâlinde 5237 sayılı TCK'nın 158/1-(f) maddesinin unsurlarının oluşmayacağı; ayrıca 5237 sayılı TCK’nın 158/1-(i) bendinde, dolandırıcılık suçunun serbest meslek sahibi kişiler tarafından mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi hâlinin nitelikli hâl olarak kabul edildiği, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 65/2 maddesinde serbest meslek faaliyetinin tanımına yer verilerek; “Serbest meslek faaliyeti sermayeden ziyade şahsi mesaiye ilmi veya meslek bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.” şeklinde düzenlendiği, aynı Kanun'un 66. maddesi ise “Serbest meslek faaliyetini mutat meslek halinde ifa edenler serbest meslek erbabıdır.” hükmünün bulunduğu, yasada kendi nam ve hesabına mesleğin gerektirdiği etik kurallara uygun olarak çalışması gereken kişilerin toplumda kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlemeleri hâli nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlenmiş ise de bu bendin uygulanabilmesi için failin serbest meslek mensubu olması ve dolandırıcılık suçunu da mesleği gereği kendisine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle işlemesi gerekte olup bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; devre mülk alım satımı ile iştigal eden sanığın bu görevinin serbest meslek olarak nitelendirilemeyeceği, devre mülk alım satımıyla iştigal eden sanığın banka hesabın katılanlar tarafından havale veya EFT yoluyla para gönderilmesi durumunun, eylemlerin sübutu hâlinde, 5237 sayılı TCK'nın 157/1 maddesinde öngörülen basit dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarını taşıyacağı anlaşılmakla,
Değişen suç vasfı itibarıyla sanığın üzerine atılı suç için 5237 sayılı TCK’nın 157/1 maddesi uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre aynı Kanun’un 66/1-(e) maddesi gereği 8 yıllık olağan dava zamanaşımı süresinin öngörüldüğü, 5237 sayılı TCK’nın 67/2-(a) maddesi uyarınca zamanaşımı süresini kesen son işlemin, 13.05.2014 tarihli sorgu olduğu, bu tarihten itibaren zamanaşımını durduran bir nedenin bulunmadığı da gözetildiğinde, son kesen işlem tarihinde temyiz inceleme tarihine kadar 8 yıllık olağan dava zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmekle, Cumhuriyet savcısı ve katılan ... vekilinin temyiz talepleri bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı CMUK’un 321/1 maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322/1-1 maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davalarının 5271 sayılı CMK’nın 223/8 maddesi gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,
13.04.2026 tarihinde karar verildi.