Yargıtay · 11. Ceza Dairesi

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2011/3325 E. 2013/3153 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Ceza Dairesi
Esas No
2011/3325
Karar No
2013/3153
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Kimliği hakkında memura yalan beyanda bulunmak, resmi belgede sahtecilik HÜKÜM : Sahtecilik suçu için; TCK'nun 204/1, 62, 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin. -Yalan Beyan suçu için;TCK'nun 206/1, 62, 53. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılması ve hak yoksunluğuna ilişkin. I- Sanığın "kimliği hakkında memura yalan beyanda bulunmak" suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında, 5237 sayılı TCK.nun 58/7. maddesi gereğince mükerrirler hakkındaki infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmemesi isabetsizliği aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin, cezayı azaltıcı sebebin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, hükmün açıklanmasının geri bırakılmama nedenleri gösterilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde eleştirilen husus dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA, II- Sanığın "resmi belgede sahtecilik, suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; 1- Dosyada mevcut 13.11.2006 tarihli Cumhuriyet savcısı ve Cezaevi müdürü tarafından tutulan dosya inceleme tutanağında suça konu sürücü belgesi üzerine yapıştırılmış fotoğrafın damgasız olduğu ve sahteliği hususunda şüphe uyandırdığının belirtildiği ancak 27.12.2006 tarihli İzmir Kriminal Polis Laboratuvarının düzenlediği ekspertiz raporunda ise tümden sahte olarak tanzim edilen belgenin düzenli bir yapıda olması ve fotoğraf üzerinde soğuk mühür izinin bulunması nedeniyle ilk nazarda dikkati çekmeyeceğinden iğfal kabiliyetini haiz olduğunun ifade edilmiş olması karşısında; belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdir ve tayini mahkemeye ait olup, suça konusahte sürücü belgesinin getirtilip incelenmek suretiyle özellikleri duruşma tutanağına yazıldıktan ve denetime olanak verecek şekilde dosyada bulundurulduktan sonra belgenin aldatma yeteneğinin ne şekilde gerçekleştiği belirlenerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiğinin gözetilmemesi, 2- Kabule göre de; tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında, 5237 sayılı TCK.nun 58/7. maddesi gereğince mükerrirler hakkındaki infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmemesi, Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, 26.02.2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Tartışma konusu olan şey acaba kişinin üzerinde kendisine ait olduğunu iddia ettiği ancak hayali bir kişiye ait kimlik bilgilerini taşıyan bir kimlik belgesi bulunması ve kişinin bu belgedeki kimlik bilgilerinin kendisine ait olduğunu söyleyerek memurun tutanağının bu kimlik bilgilerine göre tutulmasını sağlaması halinde bunun sahte kimlik belgesi düzenleyerek kullanma suçu yanında ayrıca memura yalan beyanda bulunma suçunuda oluşturup oluşturmayacağıdır. Bilindiği gibi resmi belgede sahtecilik suçu belgenin düzenlenmesi ile tamamlanır. Sahte resmi belgenin düzenlenmesinden sonra işlenen diğer suçlar ayrı suç oluştururlar. Bu durumda gerçek içtima kuralları uygulanır. Bu konuda bir tereddüt yoktur. Kanaatimizce sahte kimlik belgesi kullanarak buna bağlı olarak memura kimlik bilgileri konusunda yalan beyanda bulunan kişinin eyleminin sahte kimlik belgesi düzenleyip kullanma olarak tek suç kabul edilmesi gerekir. Burada 5237 sayılı TCK'nun 212. maddesi üzerinde durmak gerekmiştir. Çünkü: Sayın Yüksek Dairenin çoğunluğu esas itibari ile kimlik belgesinde sahtecilik eylemi ile (bu sahte kimlikteki bilgilerin memura söylenerek sahte belge düzenlenmesi halinde) memura yalan beyanda bulunma suçunun birlikte oluşacağını kabul ederken 5237 sayılı TCK’nun 212. maddesine dayanmaktadır. 5237 sayılı Kanunun 212. maddesinde “sahte resmi ve özel belgenin bir başka suçun işlenilmesi sırasında kullanılması halinde hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur.” denilmek suretiyle sahte resmi veya özel belgenin sahtecilik suçunu oluşturmayan bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili diğer suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağı belirtilmiştir. Yani 5237 sayılı Kanunun 212. maddesinin uygulaması sahte belge kullanılarak belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçu veya sahte belge düzenleyerek zimmet suçunun birlikte işlenmesi gibi durumlarda söz konusu olacaktır. 765 sayılı Kanun döneminde sahtecilik suçları daha ağır olan dolandırıcılık, zimmet vs. gibi suçlar içerisinde eridiğinden 5237 sayılı TCK'nun düzenlenmesinde temel alınan, ne kadar eylem var ise o kadar da suç var ne kadar suç varsa o kadar da ceza verilmesi gerekir kuralı gereğince 5237 sayılı Kanunun 212. maddesinde yapılan özel düzenleme ile sahtecilik suçları başka suçlarla birlikte işlendiğinde sanığa hem sahtecilikten hem de buna bağlı işlenen suçtan dolayı ceza verilmesi gerektiği vurgulanmak istenmiştir. Yoksa sahte kimlik belgesi düzenlenmesi ve kullanılması suçuna bağlı olarak resmi belgenin düzenlenmesi esnasında memura kimliği hakkında yalan beyanda bulunma suçu nedeniyle kişiye ayrı ayrı ceza verilemez. Çünkü yalan beyan eylemi sahte kimlik belgesinin kullanılmasının doğal sonucu olan kimliğin kendisine ait olduğunu söylemesi olduğundan kişiye TCK'nun 206. maddesi gereğince ayrıca ceza verilmesi ceza adaletiyle bağdaşmaz. Burada resmi belgenin düzenlenmekle oluştuğu ve tamamlandığı yeni bir eylem olan yalan beyanın ayrıca cezalandırılması gerektiği düşünceside resmi belgenin düzenlenme tarihinin kullanma tarihine kadar taşınması nedeniyle geçerliliğini kaybetmektedir. Çünkü resmi belgenin düzenlenmesi tarihini kullanma tarihine kadar taşıdığınızda-ki resmi belgenin ne zaman düzenlendiği tespit edilemediğinden dolayı bu suç tarihini taşıma düşüncesi doğrudur-belgenin kullanımı sırasında belgedeki kimlik bilgilerinin doğrulanması halin icabı olup burada bir kesintiden bahsedilemeyeceğinden kimlikteki bilgilerin kendisine ait olduğunun söylenmesi ayrı bir suç oluşturmayıp resmi belgede sahtecilik suçunun devamı ve belgenin kullanımı mahiyetindedir. Yani resmi belgede sahtecilik eyleminin yalan beyanıda kapsayacak şekilde tutanağın düzenlendiği ana kadar taşınması gerekir. Çünkü hukuki ve iradi kesinti bu aşamada gerçekleşmektedir. Nitekim Dairemizin bir kararında “5237 sayılı TCK’nun 206. maddesinde yaptırıma bağlanan memura yalan beyanda bulunmak suçunun oluşabilmesi için, sanığın resmi belgeyi düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yalan beyanda bulunması gerekli olup, 22.08.2006 günlü olay yakalama muhafaza ve savcı görüşme tutunağı, Emniyet Müdürlüğünün aynı tarihli aranan şahıslar büro amirliğine hitaben yazılan müzekkere ve dosyadaki belgelerden … yapılan üst araması sırasında H.A adına tanzim edilmiş, sahte sürücü belgesi ve hüviyet çıkması üzerine … üzerinde çıkan sahte kimlik belgesine uyan biçimde beyanda bulunmasında ayrıca memura yalan beyanda bulunmak suçunu oluşturmayacağı gözetilmeden delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek unsurları yönünden oluşmayan bu suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyete karar verilmesi” bozma sebebi yapılarak bir yerde bu ayırıma dikkat çekilmiştir. (11. CD. 25.09.2007 tarih ve 6660/5847 E.K ) Açıklanan nedenlerle sahte kimlik belgeleri düzenleyip veya düzenletip taşıyan kişilerin memurlarca yapılan bir soruşturmada veya yapılan yol araması sırasında kimlik bilgileri hakkındaki sorulara üzerlerinde taşıdıkları ve sahte olan nüfus cüzdanı, pasaport veya sürücü belgesindeki kimlik bilgilerini söyleyerek tutanak tutturmaları eylemi resmi belgede sahtecilik suçunun devamı ve bunların kullanımı niteliğinde olup 5237 sayılı TCK'nun 204 kapsamında kalmaktadır. Ayrı bir suç olarak cezalandırılamaz. Çünkü bu konuda ki yalan beyan sahte kimlik kullanımın doğal sonucudur. Ancak kişinin üzerinde hiçbir sahte kimlik belgesi olmaması halinde yalan beyanla kimlik bilgileri hakkında tutanak tutulmasını sağlarsa ancak o zaman 5237 sayılı TCK’nun206. maddesinin uygulanması gündeme gelecektir. Yani sahte kimlik taşıyanlar buna uygun beyanda bulunursa bu eylem sahte belgeyi kullanma olacaktır. Veya en aleyhe kabulle aynı suçu işleme kararının icrası kapsamında yeni bir sahte belge düzenlenmesine sebebiyet verdiği için hakkında 5237 sayılı TCK'nun 43. maddesi uygulanmalıdır. Bu nedenle üzerinde kendisi adına düzenlenmiş veya kendisine ait olduğunu iddia ettiği sahte kimlik belgesi bulunan kişi hakkında ayrıca kimlik bilgileri hakkında yalan beyanda bulunmak eyleminden dolayı ayrı ceza verilemez. Çünkü kişinin iradesi zaten üzerindeki sahte kimlik belgesini kullanmaktır irade de bir kesinti yoktur. Bir kişiye aynı eylemden dolayıda iki kez ceza verilemez. Aksine düşünce ceza hukukunun temel kuralı ile bağdaşmaz. Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere sahte kimlik belgesi kullanıp buna bağlı olarak bu kimlikteki kişinin kendisi olduğu yönünde bu konuda tutanak tutmaya, memur olan kişiye beyanda bulunulması halinde 5237 sayılı TCK'nun 206. maddesinin ayrıca uygulanamayacağı kanaatiyle sayın çoğunluğun aksi yönündeki görüşüne katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2011/3325, K. 2013/3153, T. 26.02.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-ceza-dairesi-2011-3325-e-2013-3153-k-db498c777331