Yargıtay · 11. Ceza Dairesi
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2009/207 E. 2009/5047 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2009/207
- Karar No
- 2009/5047
- Karar Tarihi
Resmi belgede sahtecilik suçundan hükümlü ...’ın yapılan yargılaması sonunda: Mahkumiyetine dair OSMANİYE 1. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 28.12.1992 gün ve 1984/111 Esas, 1992/190 Karar sayılı kesinleşmiş hükmün, 5237 Sayılı Yasanın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesini müteakip yeniden değerlendirilmesi sonucu aynı mahkemece duruşma yapılmadan dosya üzerinden verilen 13.06.2005 gün ve 1984/111 Esas, 1992/190 sayılı ek karara karşı hükümlü müdafii tarafından süresi içinde 30.06.2005 tarihinde sunulan dilekçe ile itiraz üzerine Ceyhan Ağır Ceza Mahkemesince 04.10.2005 tarihinde itirazın reddine karar verildiği hükmün Yargıtay’ca incelenmesi hükümlü müdafii ve O yer Cumhuriyet Savcısı tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığının bozma isteyen 16.01.2009 tarihli tebliğnamesi ile daireye gönderilmekle, incelenerek gereği görüşüldü:
I-C.savcısının temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Cumhuriyet savcısının 13.06.2005 günlü hükmü karar tarihinde yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 310. maddesinde belirlenen yasal süre geçtikten sonra 18.09.2008 tarihinde temyiz ettiği anlaşıldığından vaki temyiz isteminin 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 317. maddesi uyarınca REDDİNE;
II- Hükümlü müdafiinin mahkümiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Ayrıntıları CGK.nun 27.05.2008 tarih ve 2008/6-132-2008/152 kararında açıklandığı üzere 5252 Sayılı Yasanın 9. maddesi uyarınca yapılan uyarlama yargılamasında verilen kararlar hüküm niteliğinde olup 1412 sayılı CMUK.nun 305. maddesinde belirtilen istisnalar dışında bu hükümlere karşı temyiz yoluna başvurulabileceğinden somut olayda temyizi mümkün nitelikteki bu karara yönelik başvuru üzerine itiraz mercii olan Ceyhan Ağır Ceza Mahkemesinin 04.10.2005 gün ve 2005/629 D.İş nolu red kararı da hukuken geçerli olmadığından itirazın temyiz olarak kabulü ile yapılan inceleme de;
765 Sayılı Türk Ceza Yasasının 2/2 maddesi ile bu yasa yerine yürürlüğe giren 5237 Sayılı Türk Ceza Yasasının 7/2. maddesinde suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise fail lehine olan kanunun uygulanarak infaz olunacağı hüküm altına alınmıştır. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlüğe konulmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla 5252 Sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun kabul edilerek yürürlüğe girmiştir.
Bu itibarla 5237 Sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden önce verilen kararlarda, ortaya çıkan uyum sorunlarının giderilmesi, uygulanması gereken lehe hükmün tespiti, 5237 Sayılı Yasanın uygulanma ilkeleri geçici nitelikte bulunan 5252 Sayılı Yasaya göre belirlenecektir. Anılan yasanın 9. maddesinde “lehe yasanın derhal uygulanabileceği hallerde duruşma yapılmaksızın dosya üzerinde karar verilebileceği” kabul edilerek asıl olanın duruşma yapılması olduğu hükme bağlanmıştır. Maddede sözü edilen haller eylemin, tartışmasız olarak suç olmaktan çıkarılması, ceza sorumluluğunun kaldırılması veya belirlenen cezanın bir değerlendirme ve takdir gerektirmemesi gibi hallerdir. Mahkemece bir değerlendirme yapılarak suçun unsurlarının tayini takdir hakkı kullanılarak cezanın belirlenmesi veya kişiselleştirilmesinin gerektiği durumlarda, davaya katılan veya şikayetçiye de haber verilerek duruşma açılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. Evrak üzerinde yapılan incelemede, suçun unsurlarının tartışılması, yeni yasanın verdiği takdir hakkı kullanılarak ceza tayini veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi, hükmün niteliğinin değiştirilmesi ve bu kararın sınırlı inceleme yapması gereken itiraz merciince incelenerek talebin yerinde olduğuna veya olmadığına karar verilmesi mümkün değildir. Ayrıca Ceza Genel Kurulunun 11.5.1999 gün 104/113 ve 6.10.1998 gün 224/297 sayılı kararlarında duruşma yapılarak verilip kesinleşen bir hükmün zat ve mahiyetinde değişiklik yapılması aksine bir düzenleme olmadığı takdirde ancak duruşma yapılarak verilecek yeni bir hükümle mümkün olduğu kabul edilmiştir.
Hükümlünün, "resmi evrakta sahtecilik" suçundan mahkümiyetine karar verilen 765 Sayılı TCK.nun 339/1 maddesi 1.fıkrasının 1.cümlesinde öngörülen ceza 3 yıldan 10 yıla kadar ağır hapis cezasıdır. Bu maddenin karşılığı 5237 sayılı TCK. nun 204/2 maddesi ise 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası şeklinde sanıklar lehine düzenleme yapılmıştır. 765 Sayılı TCK.nun 29. maddesinde yer alan ölçütlerin 5237 Sayılı TCK.nun 61. maddesinde bu suçla ilgili olarak değişmediği, mahkemece 765 Sayılı Yasa uygulanırken 3 yıldan 10 yıla kadar olan ceza içinden 8 yılın tercih edildiği, 5237 Sayılı Yasa ile üst sınırın aşağıya çekilmesi nedeniyle yasa koyucunun lehe yaptığı düzenleme de gözetilerek temel cezanın tayinindeki ölçütlerin değişmemesi nedeniyle önceki cezadan daha az bir cezanın takdir ve tayin olunması ve 5252 Sayılı Yasanın 9/3. maddesi uyarınca suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Yasa ile sonradan yürürlüğe giren 5237 Sayılı Yasanın olaya ilişkin hükümleri uygulanıp karşılaştırılarak lehe yasanın tespiti gerektiği gözetilmeden evrak üzerinde yazılı şekilde ceza tayini,
Yasaya aykırı, hükümlü müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321 nci maddesi uyarınca BOZULMASINA, 30.04.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.