Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/12801 E. 2026/135 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/12801
- Karar No
- 2026/135
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/684 E., 2024/1220 K. İLK DERECE MAHKEMESİ: Denizli 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2018/6 E., 2023/396 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmek ve de davalı ...Kim. Teks. San. ve Tic. A.Ş. vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 13.05.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü murafaalı temyiz eden davalı ...Kimya Tekstil San. ve Tic. A.Ş. adına Av. ... ile davacı adına Av. ... ve davalı ...Tekstli San. ve Tic. A.Ş. adına Av.... fer'i müdahil ...Sigorta A.Ş. adına Av. ... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmiştir. Dosyanın tekrar Dairemize gönderilmesinden sonra Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın davalıların kusurlarından ileri geldiğinden bahisle 2.260.068,05 TL maddi, 200.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekilleri özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle davacının iş kazası nedeniyle %66,00 oranında iş göremezliğe uğradığı, kazanın oluşumunda davacının %10, üçüncü kişi olarak nitelendirilen davalı ...şirketinin %20, davalı işveren ...şirketinin %70 oranında kusurlu oldukları kabulünden hareketle davacının maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 125.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, maddi tazminat hesaplamalarının yeni asgari ücrete göre yapılması ve bu yöndeki istinaf taleplerinin kabulü gerekirken Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince istinaf taleplerinin reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek Denizli 1. İş Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı ...şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle, müvekkiline atfedilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığını, davacı işçinin sigortalı olarak çalıştığı ...firmasının tanker üzerindeki kimyasal madde dolum ve boşaltım ekipmanlarının test ve kontrollerini yaptırmaması nedeniyle delik hortumdan fışkıran kimyasal maddenin davacı işçinin gözünde uzuv kaybına neden olduğunu, dava konusu olayın meydana gelmesinde davacı işçinin ağır kusurlu olduğunu ve asli kusurlu kabul edilmesi gerektiğini, kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olmasının tek başına sorumluluk için yeterli olmadığını, eylem ile zarar arasında uygun illiyet bağının işçinin veya üçüncü kişinin tam kusuru ile kesilmemiş olmasının da zorunlu bulunduğunu, ayrıca kaçınılmazlık ilkesinin dikkate alınması gerektiğini, 18.04.2019 tarihli duruşmada tanık olarak dinlenen davacı işçinin eşi ...’nin sonradan sunduğu dilekçede davacının maluliyet raporu alabilmek amacıyla muayene öncesinde gözüne sıvı sabun sürerek doktorlara görmediğini söylediğini beyan ettiğini, buna rağmen bu beyanların Mahkemece dikkate alınmadığını, yeni bir bilirkişi raporu alınarak şüphelerin giderilmediğini ve maluliyet oranının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespit edilmediğini, bu husustaki istinaf itirazlarının da Bölge Adliye Mahkemesince değerlendirilmediğini, faiz başlangıç tarihinin kaza tarihi olarak belirlenmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili şirket aleyhine karar verilecek olsa dahi faiz başlangıç tarihinin dava tarihi veya ıslah/talep artırım tarihi olması gerektiğini, buna rağmen Mahkemece kaza tarihinden faiz yürütülmesinin hukuka aykırı bulunduğunu ve İstinaf Mahkemesince bu hususta gerekçe gösterilmeksizin istinaf başvurularının reddedildiğini, ayrıca davacı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca vekâlet ücretine hükmedilmesinin de hukuka aykırı olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davanın kabulüne karar verilecek olsa dahi vekâlet ücretinin dava tarihindeki tarife esas alınarak hesaplanması gerektiğini, aksi durumun davacı vekili lehine sebepsiz zenginleşme oluşturduğunu, İstinaf Mahkemesince tarafların ileri sürdüğü itiraz ve açıklamalar değerlendirilmeden Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarının hukuka uygun kabul edildiğini ve bilirkişi raporlarına yönelik itirazlar karşılanmadan hüküm kurulmasının Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı ...şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle, müvekkili şirketin işyerinde iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin gerekli tüm önlemlerin alındığını, diğer davalı ...Tekstil San. Tic. A.Ş.’ye ait tanker üzerindeki kimyasal madde dolum ve boşaltım ekipmanlarının test ve kontrollerinin yaptırılmaması nedeniyle hortumun delik olduğunu, ayrıca müvekkili şirketin kimyasal madde depo sorumlusu tarafından kişisel koruyucu ekipman kullanılması yönünde uyarı yapılmasına rağmen davacı işçinin göz koruyucu ekipmanı kullanmadığını, bu nedenle olayın kaçınılmazlık kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, buna rağmen kaçınılmazlık ilkesini değerlendirmeyen bilirkişi raporlarının hükme esas alındığını ve yeni bilirkişi heyetinden rapor alınması taleplerinin gerekçesiz şekilde reddedildiğini, dava konusu kazanın müvekkili şirketin sorumluluk alanında meydana gelmediğini, davacının diğer davalı şirketin iş sahasında ve diğer davalının gözetimi altında çalışırken kazayı geçirdiğini, kazanın diğer davalının fabrikasında meydana geldiğini ve dolum-boşaltım işlemleri sırasında diğer davalının da çalışanlarının bulunduğunu, kazanın sebebinin borulardaki sızıntı değil davacının görevi olmadığı halde sızıntıya müdahale etmesi olduğunu, davacının tanker şoförü olduğunu, görev tanımı kapsamında sızıntıya müdahale görevinin bulunmadığını, aracın bakım, temizlik ve kontrolünden kendisinin sorumlu olduğunu, kaza öncesinde herhangi bir sızıntı tespit ve bildiriminin yapılmadığını, sızıntının neden meydana geldiğinin ancak davacı tarafından bilinebileceğini, davacının talimatlara uygun davranarak müdahalede bulunmaması halinde kazanın meydana gelmeyeceğini, müvekkilinin bu olayda herhangi bir kusurunun bulunmadığını, müvekkili şirket tarafından davacıya gerekli tüm kişisel koruyucu ekipmanların teslim edildiğini, buna rağmen davacının özellikle gözünü korumaya yönelik ekipmanı kullanmadan müdahalede bulunduğunu, davacı tanığı ve davacının eşi ...’nin daha sonra sunduğu dilekçede davacının maluliyet oranını artırmak amacıyla hukuka aykırı yöntemlere başvurduğunu, psikolojik sorununun bulunmadığını ve gözlerinin iyi gördüğünü beyan ettiğini, buna rağmen bu dilekçenin ve iddiaların dikkate alınmadığını, yeniden rapor alınmadığını ve davacının bilinçli şekilde maluliyet oranını artırdığını, Üst Kurulda ruh sağlığı uzmanı bulunmamasına rağmen travma sonrası stres bozukluğu nedeniyle maluliyet oranı belirlenmesinin ve uzmanı bulunmayan Adli Tıp Kurulu raporuna dayanılarak hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca olay nedeniyle yürütülen ceza soruşturmasında Denizli Cumhuriyet Başsavcılığınca olayın davacının dikkatsizlik ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı sonucu meydana geldiği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini ve bu karara yapılan itirazın da Denizli 1. Sulh Ceza Hakimliğince reddedildiğini, buna rağmen bu hususların değerlendirilmediğini, karar gerekçesinde dosyaya özgü somut değerlendirmelere yer verilmediğini, kusur, beden gücü kaybı ve tazminat hesabına ilişkin tüm verilerin hatalı ve hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Dosya kapsamından, Mahkemece alınan kök ve ek kusur raporlarında kazanın oluşumunda davacının %10, üçüncü kişi olarak nitelendirilen davalı ...şirketinin %20, davalı işveren ...şirketinin %70 oranında kusurlu oldukları yönünde görüş bildirildiği, Kurum tarafından yapılan iş kazası tahkikatı sonucunda düzelenen inceleme raporunda sigortalının %10, işveren ...şirketinin %90 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, Denizli 6. İş Mahkemesinin 2022/259 Esas sayılı rücuan tazminat dava dosyasında Mahkemece sigortalının kusursuz, işveren ...şirketinin %80, üçüncü kişi ...şirketinin %20 oranında kusurlu olduğu kabulünden hareketle sonuca gidildiği, ceza soruşmasında kusurun kazalıda olduğundan bahisle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, itiraz üzerine Sulh Ceza Hakimliğince itirazın reddedilmesi üzerine kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleştiği, Mahkemece bir adet kök, 2 adet ek hesap raporu alındığı, ikinci ek hesap raporuna itibar edildiği, 14.10.2020 tarihli kök hesap raporunda davacının sürekli iş göremezlik oranının Kurum’un belirlediği gibi %48,20 olarak kabul edildiği, bakiye ömür tablosu olarak PMF-1931 tablosunun, ücret olarak asgari ücretin 1,4960400 katına isabet eden ücretin kullanıldığı ve sonuç olarak davacının maddi zararının 246.476,69 TL olarak belirlendiği, taraflarca rapora süresinde itiraz edildiği ancak davacı vekilinin itirazları arasında sürekli iş göremezlik oranı ve PMF-1931 tablosu yönünden bir itiraz olmadığı, Mahkemenin kök hesap raporundan sonra davalıların itirazları nedeniyle Adli Tıp Kurumundan sürekli iş göremezlik oranını tespit eden raporları aldığı ve oranın %66,00 olarak belirlendiği, Mahkemece Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurul raporundan sonra alınan 09.06.2023 tarihli birinci ek hesap raporunda davacının sürekli iş göremezlik oranının %66,00 olarak kabul edildiği, bakiye ömür tablosu olarak TRH-2010 tablosunun kullanıldığı, ücret olarak asgari ücretin 1,50 katına isabet eden ücret üzerinden hesaplama yapıldığı, davacının maddi zararının birinci ek hesap raporunda 1.706.785,25 TL olarak belirlendiği, taraf vekillerince birinci ek raporuna süresinde itiraz edildiği, davacı vekilinin asgari ücretlerin de değiştiği bu nedenle güncel ücretler üzerinden rapor alınması gerektiğini beyan ettiği, Mahkemenin hem itirazların değerlendirilmesi hem de asgari ücret değişiklerinin yansıtılması için 25.09.2023 tarihli ikinci ek hesap raporunu aldığı, bu son raporda davacının sürekli iş göremezlik oranının %66,00 olarak kabul edildiği, bakiye ömür tablosu olarak TRH-2010 tablosunun kullanıldığı, ücret olarak asgari ücretin 1,50 katına isabet eden ücret üzerinden hesaplama yapıldığı, davacının maddi zararının birinci ek hesap raporunda 2.260.068,05 TL olarak belirlendiği, davacı vekilinin bu hesap raporuna göre maddi tazminat talebini bu tutara arttırdığı, takip eden 10.11.2023 tarihli 26. Celsede davacı vekilinin "artırım dilekçesini sunduk, dosya tekemmül etmiştir, davalı ...şirketi vekilinin mazeretinin reddini talep ediyoruz ... önceki beyanlarımızı, bedel artırım dilekçelerimizi tekrarla davamızın kabulüne karar verilsin ... Davamızın kabulüne karar verilsin." şeklinde beyanda bulunduğu, İlk Derece Mahkemesince davacının maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 125.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği, davacı vekilinin bu İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvururken yalnızca manevi tazminat yönünden istinaf itirazları ileri sürdüğü anlaşılmaktadır. İş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zararlandırıcı olaya neden oldukları ileri sürülen kişi veya kişilerin kusur oranlarının kesin olarak tespiti önem taşımaktadır. Zira maddi tazminat davalarında sigortalının kazanç kaybının hesaplanmasında davacının kendi kusuru oranında tespit olunan kazanç kaybından indirim yapılacağı gibi yine manevi tazminat davalarında hükmedilecek manevi tazminat miktarının takdirinde tarafların kusur durumu Mahkemece öncelikle dikkate alınacaktır. Bunun yanında meydana gelen zarardan müteselsilen sorumlu olanların kendi aralarındaki kusur dağılımı, kendi payına düşenden fazla ödeme yapan müteselsil borçlunun diğer müteselsil borçlu veya borçlulara karşı yönelteceği rücu alacağının miktarını da etkilemektedir. Öte yandan Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan Mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir Kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (HGK'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E., 2006/527 K., 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.19 59... /5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı) Somut olayda, kusur raporları arasındaki çelişki giderilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur. Kabul ve uygulamaya göre de davacı vekilinin kök hesap raporuna itirazlarının kapsamı nedeniyle davalı lehine oluşan usuli kazanılmış haklar dikkate alınmadan sonuca gidilmesi isabetsizdir. Mahkemece yapılacak iş; rücuan tazminat dava dosyasında alınan tüm kusur raporlarını, ceza dava dosyasının hazırlık aşamasında alınan kusur raporunu celp etmek, iş güvenliği uzmanı bilirkişilerden oluşan üç kişiklik farklı bir bilirkişi kurulundan eldeki dosyada alınan kusur raporlarını, rücuan tazminat dava dosyasına alınan kusur raporlarını, Kurum inceleme raporunu, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanan hazırlık dosyasında alınan kusur raporunu irdeleyip mevcut çelişkileri gideren rapor almak, yeniden alınacak hesap raporunda 25.09.2023 tarihli hesap raporunun bilinen (iskontosuz), bilinmeyen (iskontolu) dönemlerin başlangıç ve bitiş tarihlerinin değiştirilmemesi gerektiğini, sürekli iş göremezlik oranı olarak %48,20 oranı, bakiye ömür tablosu olarak PMF-1931 tablosu, ücret olarak asgari ücretin 1.4960400 katına isabet eden ücret, tenzil edilecek ilk peşin sermaye değerinin %48,20 sürekli iş göremezlik oranı üzerinden bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri olması gerektiğini dikkate almak ve diğer usuli kazanılmış hakları da gözeterek çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Temyiz eden tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine, Davacı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine, davalılar yararına takdir edilen 40.000,00TL duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.