Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/2929 E. 2025/1730 K. – Rücuen Tazminat

Konu: Rücuen Tazminat

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/2929
Karar No
2025/1730
Karar Tarihi
Konu
Rücuen Tazminat

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2022/223 E., 2023/194 K. Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, davacı Kurum vekili ile davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Asıl ve birleşen davalarda davacı Kurum vekili dava dilekçelerinde özetle; Kurum sigortalısı ...'in 28.11.2013 tarihinde davalı şirkette meydana gelen iş kazası sonucu vefat ettiği, kaza olayının 3 nolu kılavuz arabası fırın 145'i kapatma pozisyonuna giderken arabanın yavaşladığında kazalının fırın önü kömürünü atmaya inmesi ve kömürü atmaya başlaması, arabanın 145 nolu fırın hizasında durmadan hareketine devam etmesi sonucu kızgın kapı ile kapalı .... nolu fırın kapısı arasına sıkışması sonucu meydana geldiği, ÇSGB müfettişi tarafından düzenlenen raporda işverenin kusurlu olduğunun belirtildiği, kusur ve miktar yönünden fazlaya ilişkin istem ve dava haklarının saklı kalması kaydıyla Kurum zararının davalılardan ve yargılama sırasında kazanın meydana gelmesinde kusuru bulunduğu tespit edilecek kişilerden müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II.CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu iş kazasının oluşumunda davalı şirketin bir kusurunun bulunmadığı, kazanın tamamen sigortalının tedbirsizliği ve dikkatsizliği sonucunda meydana geldiği, sigortalıya tüm iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin verilmiş olduğu, tahaffuz malzemelerinin eksiksiz teslim edilmiş olduğu, iş yerinde tüm iş güvenliği tedbirlerinin alınmış ve ikaz tabelalarının asılmış olduğu, sigortalının uzun yıllardır davalı şirkette çalışan ve aynı işi yapan tecrübeli bir işçi olduğu, olay tarihinde kendi inisiyatifiyle yapmaması gereken bir işe kalkışmış olduğu ve sonucunda kazanın meydana geldiği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Diğer davalılar davaya cevap vermemiştir. III.İLK DERECE MAHKEMESİ İLK KARARI İlk Derece Mahkemesi tarafından 25.02.2020 tarihli ve 2014/413 Esas, 2020/82 Karar sayılı kararla; kaza olayının 28.11.2013 günü davalı ....Demir Çelik San. ve Tic. A.Ş. unvanlı iş yerinin sigortalı çalışanı ...'in iş yerinin kok fabrikaları kısmında 145 numaralı batarya önüne dökülen kömürleri temizlerken kılavuz arabısının hareket etmesiyle batarya ile kılavuz arabası arasına sıkışarak hayatını kaybetmesiyle şeklinde meydana geldiği, kaza olayında davalı ..... şirketinin kılavuz arabası üzerinde batarya temizliğinden sorumlu personelin kılavuz arabasından inmesini engelleyici tedbirleri ya da inmesi durumunda kılavuz arabasının hareket etmesini engelleyici tedbirlerin alınmaması (kılavuz arabasında personelin durduğu kısma ağırlık sensörü konması v.b.) barkodların ve barkod okuyucuların sistemsel bir hata vermeyecek nitelikte düzenli olarak kontrollerin yapılarak kılavuz arabalarının istem dışı hareket etmesinin önüne geçilmemesi nedeniyle kusurlu olduğu, kazalının iş yerindeki tecrübesi, almış olduğu iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri değerlendirildiğinde yaşı itibariyle aklı ... bir çalışan olarak görevini ifa ederken kılavuz arabasında yapması gereken temizliği arabadan inerek yapmaya çalışması, tedbirsiz ve dikkatsiz davranarak kendi can güvenliğini sağlama konusunda yeterli dikkat ve özeni göstermemesi, bu durumun kaza olayının temel nedeni olması, ..., ... ve ...'un sorumlu olduğu işletmede güvenli çalışma ortamını sağlayacak iş organizasyonunu tesis edilmesini sağlanmasına yönelik denetim ve gözetim yükümlüğünü yerine getirmemesi, ...'in iş yerinde iş güvenliği müdürü olarak kaza olayını engelleyici gerekli koruyucu tebirlerin alınmasını sağlamaya yönelik yeterli önerilerde bulunulmasının sağlanmaması nedeniyle meydana gelen kaza olayında kusurlu oldukları; alınan bilirkişi raporu ile teftiş raporunda davalı .... şirketinin %40 oranında kusurlu olduğu (birleşen davada davalılar ...'in %1, ...'in %2, ....'un %2 ve ...'in %2 oranında kusurlu olduğu bu kusurun işveren kusuru içerisinde değerlendirilmesi gerektiği) kazazede ...'in %60 oranında kusurlu olduğu anlaşılmakla; kusur durumlarının örtüşmesi, alınan raporların oluşa ve hakkaniyete uygun düşmesi sebebiyle alınan heyet kusur raporuna itibar edildiği; dosyanın hesap yapılmak üzere bilirkişiye gönderildiği, bilirkişinin yaptığı hesabının yerinde olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen dava yönünden davanın kabulü ile 206.290,17 TL ilk peşin sermaye değerinin, (Eş .... için 152.067,01 TL, çocuk... için 22.555,25 TL, çocuk .... için 31.667,91 TL), ve 7,40 TL tedavi masrafının peşin değerli gelirlerde onay, ödeme ve masraflarda ödeme ve sarf tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir. IV.İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 25.02.2020 tarihli ve 2014/413 Esas, 2020/82 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili ile davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 08.02.2022 tarihli ve 2020/1290 Esas, 2022/188 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Bölge Adliye Mahkemesinin 08.02.2022 tarihli ve 2020/1290 Esas, 2022/188 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili ile davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 25.05.2022 tarihli ve 2022/4128 Esas, 2022/7756 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur: "...1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davacı Kurum’un tüm, diğer davalı işveren vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2-Dava; dava dışı ...'in 28.11.2013 tarihinde davalı şirkette meydana gelen iş kazası sonucu vefat etmesi ile birlikte vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan ilk peşin sermaye değerli gelirin ve tedavi giderinin tahsili istemine ilişkin olup, davanın yasal dayanağı olay tarihinde yürürlükte bulunan ve 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu olup, kusurun belirlenmesinde, mahkemece, öncelikle iş kazasının ne şekilde olduğu, dosya içeriğindeki tüm deliller takdir olunarak, varsa çelişki giderilerek belirlenmeli ve kabul edilen maddi olgular doğrultusunda, kusur oran ve aidiyeti konusunda bilirkişi incelemesine gidilmelidir.. Meydana gelen olay nedeniyle hükme esas alınan kusur raporunda işveren vekili statüsünde kabul edilen davalılar, ...'in %1, ...'in %2, ...'in %2, ...'un %2 olarak kusur yüklendiği, davalı işveren .... Demir Çelik San.Tic.A.Ş’ne %40, işveren vekili oldukları kabul edilen diğer davalıların kusuru işverenin kusuru içinde kabul edilerek, kazalıya da %60 kusur yüklendiği ve bu haliyle Kurum zararının hesaplanıp kabul edildiği anlaşılmıştır. 5510 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 2. fıkrasında; işveren vekili tanımlanmış olup, maddede 'İşveren adına ve hesabına, işin veya görülen hizmetin bütününün yönetim görevini yapan kimse, işveren vekilidir. Bu Kanunda geçen işveren deyimi, işveren vekilini de kapsar. İşveren vekili ve 4857 sayılı İş Kanunu'nda tanımlanan geçici iş ilişkisi kurulan işveren, bu Kanunda belirtilen yükümlülüklerinden dolayı işveren ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.' hükmü yer almaktadır. 5510 sayılı Kanun'un 21/1. maddesinde işverenin, 21/4. maddede üçüncü kişinin rücu alacağından sorumlulukları düzenlenmiş olup bu maddelere göre açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun irdelenmesi de gerekmektedir. Söz konusu Kanunun 141 – 148. maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup 141. maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak Kanunun belirlediği durumlarda olacağı, 142. maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği, 145. maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı, 146. maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu, 147. maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanunun haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50. maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş, çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51. maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır. Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücua konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50. maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51. maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir. 50. maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. 51. maddede ise, müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 gün ve 2013/9-1559 Esas - 2013/1461 Karar, 15.05.2015 gün ve 2013/17-2267 Esas - 2015/1352 Karar, 19.06.2015 gün ve 2013/10-2281 Esas - 2015/1727 Karar, 24.06.2015 gün ve 2014/13-19 Esas - 2015/1743 Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir. Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61. maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62. maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir. İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1. fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4. fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1. ve 4. fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir. Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50. ve 51. maddeler (6098 sayılı Kanun'un 61. ve 62. maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146. maddeye (6098 sayılı Kanun'un 62. maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1. fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4. fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, Kanun Koyucunun getirdiği 'gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı' sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur. Belirtilen açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davalılardan ...’in aynı olay nedeniyle yargılandığı ceza davasında, tali kusurlu olduğuna karar verilerek hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği (Hukuk Genel Kurulunun 01.02.2012 tarih ve 2011/19-639 Esas, 2012/30 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, kesin bir mahkûmiyet anlamında bulunmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının hukuk hakimini bağlamayacağının kabulü gerekir.) anlaşılmakla, diğer davalılar ..., ..., ...’un asli kusurlu olduğu belirlenip mahkumiyet kararı aldıkları ve hükmün henüz kesinleşmediği anlaşılmakla anılan davalıların hukuki durumu açık bir ifade ile işveren vekili olup olmadığı netleştirilmeli, olmadığına kanaat getirilmesi durumunda, 3. kişi sıfatıyla kusurunu irdeleyen rapor alınıp sonucuna göre de davalı işverenin teselsül sorumluluğu değerlendirilerek hüküm kurulmalıdır. Hükmü temyiz etmeyen davalılar hakkında verilen hükmün, davacı Kurum yönünden usuli kazanılmış hak oluşturduğu gözetilerek yeni hükmün tesisi gerekmektedir. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..." 2.İlk Derece Mahkemesi tarafından bozma ilamına uyularak yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararla; dosya bilirkişi kuruluna tevdi edilmiş olup, alınan 30.05.2023 tarihli ek raporda özetle kaza olayının raporun ilgili bölümlerinde bahsedilen tedbirler alındığında önlenebileceği ve kaçınılmazlıktan bahsedilemeyeceği, bozma kararında belirtilen hususların 21.09.2019 tarihli kök raporda herhangi bir değişiklik yapılmasını gerektirir hususlar olmadığı, kök raporda belirtilen kanaatin değişmediği, kaza olayının meydana gelmesinde kılavuz arabası üzerinde batarya temizliğinden sorumlu personelin kılavuz arabasından inmesini engelleyici tedbirlerin ya da inmesi durumunda kılavuz arabasının hareket etmesini engelleyici tedbirlerin alınmaması (kılavuz arabasında personelin durduğu kısma ağırlık sensörü konması vb.) barkodların ve barkod okuyucuların sistemsel bir hata vermeyecek nitelikte düzenli olarak kontrollerinin yapılarak kılavuz arabalarının istem dışı hareket etmesinin önüne geçilmemesi nedenleriyle davalı .... Çelik San. ve Tic. A.Ş.'nin meydana gelen kaza olayında %33 (yüzde otuz üç) oranında kusurlu olduğu, iş yerindeki tecrübesi, almış olduğu iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri değerlendirildiğinde yaşı itibariyle aklıselim bir çalışan olarak kendi sorumluluğunu yardımcısına yaparak görevini ifa ederken kılavuz arabasından yapması gereken temizliği arabadan inerek yapmaya çalışması, tedbirsiz ve dikkatsiz davranarak kendi can güvenliğini sağlama konusunda yeterli dikkat ve özeni göstermemesi, bu durumun kaza olayının temel nedeni olması nedenleriyle kazalı ...'in meydana gelen kaza olayında %60 (yüzde altmış) oranında kusurlu olduğu,...'nin, ....'nun ve ....'nin meydana gelen kaza olayında atfı kabil kusur olmadığı, sorumlu olduğu işletmede güvenli çalışma ortamını sağlayacak iş organizasyonunun tesis edilmesini sağlanmasına yönelik denetim ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle meydana gelen kaza olayında davalı ...'in %1 (yüzde bir) oranında kusurlu olduğu, sorumlu olduğu işletmede güvenli çalışma ortamını sağlayacak iş organizasyonunun tesis edilmesini sağlanmasına yönelik denetim ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle davalı ...'in meydana gelen kaza olayında %2 (yüzde iki) oranında kusurlu olduğu, iş yerinde iş güvenliği müdürü olarak kaza olayını engelleyici gerekli koruyucu tedbirlerin alınmasını sağlamaya yönelik yeterli önerilerde bulunulmasının sağlanmaması nedeniyle davalı ...'in meydana gelen kaza olayında %2 (yüzde iki) oranında kusurlu olduğu, sorumlu olduğu işletmede güvenli çalışma ortamını sağlayacak iş organizasyonunun tesis edilmesini sağlanmasına yönelik denetim ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle davalı ...'un meydana gelen kaza olayında %2 (yüzde iki) oranında kusurlu olduğu, ..., ..., ... ve ...'un işveren vekili olup olmadığı hususu hukuki yorum niteliğinde olduğunu bildirildiği, Karabük 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2014/64 Esas ve 2016/69 Karar sayılı kovuşturma dosyasında sanıklar ....,...,,..., ..., ... ve ... hakkında taksirle ölüme neden olmak suçundan mahkumiyet kararı verildiği ve ancak ...,...,..., ve .... hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, HAGB kararlarının kesinleştiği, ..., ... ve ... hakkında verilen mahkumiyet kararlarının kesinleşmediği, bozma kararından önce alınan kusur ve hesap raporlarının yerinde olduğu, davalı gerçek kişiler ..., ... ve ...'un işveren vekili oldukları anlaşıldığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kabulü ile 206.290,17 TL ilk peşin sermaye değerinin (Eş .... için 152.067,01 TL, çocuk .... için 22.555,25 TL, çocuk .... için 31.667,91-TL) ve 7,40-TL tedavi masrafının peşin değerli gelirlerde onay, ödeme ve masraflarda ödeme ve sarf tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir. VI.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı gerçek kişilere ve işverene çok az kusur verildiği, %40 olan davalı işveren kusurunun %33'e indirildiği, sigortalı kusurunun fahiş olduğu, itirazlarının nazara alınmadığı iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. 2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; kazada işveren kusuru bulunmadığı ve bu itirazlarının nazara alınmadığı, sigortalının tam kusurlu olduğu, hesaplamada eşin ve çocukların oranı ve faizin hatalı belirlendiği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan ödemeden oluşan Kurum zararının rücuen tahsiline ilişkindir. 1. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı Kurum vekilinin tüm, davalı ... vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin 1. fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya Sigortalıların Sağlığını Koruma ve İş Güvenliği Mevzuatına aykırı bir davranışı sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği; 4. fıkrasında, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle gerçekleşmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edileceği belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere anılan 21. maddesinin ilk fıkrası işverenin, dördüncü fıkası üçüncü kişinin rücu alacağından sorumluluğu düzenlenmiş olup bu maddelere göre açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunmaktadır. 3. İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda üçüncü kişi bakımından 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin 4. fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalıdır. Bu durumda işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1. fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4. fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, Kanun Koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur. 4.Mahkemece alınan son bilirkişi kusur raporunda davalı gerçek kişilerden ....'un %2, ...'in %2 ve ...'in 51 ve bir kısım davalılar murisi gerçek kişi ...'in %2 oranında şahsi kusuru tespit edilmiş olup anılan davalıların üçüncü kişi olarak sorumlulukları 5510 sayılı Kanun'un 21/4 maddesi uyarınca sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısıdır. Bu durumda hükmü temyiz eden şirketin de anılan üçüncü kişilerin kusurundan müteselsil sorumluluğu da aynı esasla hesaplanması gerekirken üçüncü kişiler kusura düşeninin tümünden sorumlu tutulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 5. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370. maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı Kurum vekilinin tüm davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine; 2. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının; hüküm fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan "davalılardan" ibaresinden önce gelmek üzere "(davalı ...'nin sorumluluğu 186.785,73 TL ile sınırlı olmak üzere)" ibaresinin eklenmesi; (2) numaralı bendinde yer alan "davalılardan" ibaresinden önce gelmek üzere "(davalı ...'nin sorumluluğu 12.922,51 TL ile sınırlı olmak üzere)" ibaresinin eklenmesi; (3) numaralı bendinde yer alan "davalılardan" ibaresinden önce gelmek üzere "(davalı ...'nin sorumluluğu 3.051,55 TL ile sınırlı olmak üzere)" ibaresinin eklenmesi; (4) numaralı bendinde yer alan "davalılardan" ibaresinden önce gelmek üzere "(davalı ...'nin sorumluluğu 28.866,69 TL ile sınırlı olmak üzere)" ibaresinin eklenmesi; Suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 3. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 4. Temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 11.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/2929, K. 2025/1730, T. 11.02.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2024-2929-e-2025-1730-k-a56cd8be2bcf